banner39

AFRICOM, Afrika'da güvenliği tehdit ediyor

AFRICOM’la ilgili üzerinde durulması gereken asıl konu ABD’nin barış amaçlı bir misyon mu gerçekleştirdiği yoksa bölgedeki güvenliği tehdit eden bir aktöre mi dönüştüğüdür

Analiz 19.12.2012, 11:28 22.12.2012, 15:15
AFRICOM, Afrika'da güvenliği tehdit ediyor

İbrahim Tığlı/ Dünya Bülteni

Barack Obama'nın tekrar ABD başkanı seçilmesi birçok Afrika ülkesinde memnuniyetle karşılanmıştı. Bu memnuniyetin temelinde Pan African News'in editörü Aboyami Azikiwe'nin belirttiği gibi ABD'nin Afrika'daki politikalarının siyasi ve güvenlik odaklı olmaktan çıkarak insani ilişkiler zemininde yürüyeceğine dair umuttu. ABD'nin Bush döneminde ana hatları çizilen güvenlik odaklı politikalarının bir süre daha devam edeceği AFRICOM'a bütçeden ayrılan pay ile ortaya çıkmış oldu. Obama yönetimi AFRICOM bütçesini iki katına çıkararak kıtada yeni üsler kurulabilmesinin de yolunu açtı.

2007'de Afrika'daki ABD çıkarlarını korumak için kurulan AFRICOM, Libya'dan Kongo'ya, Gine körfezinden Somali'ye kadar çok geniş bir alanda faaliyet gösteriyor. Resmi olarak 3 bin 500 olduğu iddia edilen asker sayısının gerçeği yansıtmadığı sadece Somali ve Darfur'da ki Afrika Birliği'nin barış güçlerine destek veren AFRICOM'a bağlı 5 bine yakın asker olduğu çeşitli kaynaklarca iddia ediliyor.

AFRICOM'la ilgili üzerinde durulması gereken asıl konu ABD'nin barış amaçlı bir misyon mu gerçekleştirdiği yoksa bölgedeki güvenliği tehdit eden bir aktöre mi dönüştüğüdür. AFRICOM'un Afrika'da barışa katkısının hemen hemen hiç olmadığını söylemek abartılı olmaz. Çünkü kaba bir şekilde baktığımızda AFRICOM'un konuşlandığı bölgelerde güvenlik zafiyeti ve istikrarsızlık artarak devam etmektedir. Mali, Nijerya, Demokratik Kongo Cumhuriyeti'nde ki güvenlik sorununun AFRICOM'la birlikte daha da arttığı ortadadır.

Mali'de 2007 öncesi bir iç savaş senaryosundan söz etmek neredeyse imkansızdı. Güney Mali'nin Tuaregler üzerinde hakimiyeti sınırlı olmakla birlikte taraflar arasında bir çatışma da yoktu. Fakat 2012 Mart'ında yapılan askeri darbe güneyde politik kargaşayı artırdığı gibi Tuareglerin'de bağımsızlıklarını ilan etmesini sağladı. Darbeyi gerçekleştiren Yüzbaşı  Amadou Haya Sanogo'nun darbeden bir yıl önce özel bir görevle ABD'ye getirildiği ve beş farklı askeri tesiste eğitimden geçirildiği iddia ediliyor. Mali'nin şiddet sarmalına çekilmesinin arkasında dünyanın yüzde 5.8 altın üretiminin gerçekleştiren Mali-Gana hattının her iki devlet yönetimleri tarafından ABD'li şirketlere peşkeş çekildiğini deneyimli gazeteci Patrick Henningsen tarafından açıklanmıştı. Mali'de Tuaregler bahane edilerek AFRICOM'un Sahel bölgesinde yetkisini artırarak kendisine, kuruluş amacı dışında istihbarat, askeri yardım, hükümet askerlerini eğitme gibi görevler tahsis etmesi güvenliği sağlayıcı değil önleyici bir yol haritası içinde olduğunu gösteriyor. Bu yol haritasının da 2008'de ECOWAS ülkeleri ile AFRICOM'un Bakoma'da birlikte gerçekleştirdiği 5 gün süren "Stratejik Zirve" de belirlendiğini General William Ward, Washinton  Times'e açıklamıştı.

2008'de AFRICOM'un ilk üssü olarak kurulan eski Fransız sömürgesi Cibuti'den ve gizli üs olduğu iddia edilen Etiyopya'dan insansız hava taşıtları her gün Somali semalarında görünerek hava saldırısında bulunuyor. AFRICOM'un bölgede konuşlandırmasının nedeni Somali sahillerindeki korsanlar olarak açıklanmasına rağmen bu insansız hava taşıtları korsanlar yerine sivil halkı bombalamakta.

Doğu ve Orta Afrika'da istikrarsızlık, ABD'nin politikalarına bağımlı bir şekilde işliyor. Radikal İslamcılara karşı savaş bahanesi ile İslamcılığın bir tercih dahi olmadığı Uganda, Burundi, Ruanda ve Kongo'nun teröre karşı savaş adı altında güvenliksizliğe dahil edilmesi barıştan ziyade ülkeler arasındaki husumetin artmasını tetikliyor. Uganda, Kenya'da Şebab'ın yaptığı iddia edilen bombalama saldırılarının, Somali işgaline desteklerinden sonra gelmesi manidardır.

Uganda'da Tanrının Kurtuluş Ordusu örgütünün lideri Joseph Kony'nin yakalanması için sosyal medyada AFRICOM öncülüğündeki "İnvisible Children" kampanyası başlatılmış, önce 100 uzman asker sonra da 2000 kişilik özel bir kuvvet oluşturulmuştu. Konuşlandırılan askerlerin petrol havzası olarak Albert Gölü'nde olması Mozambik, Burundi ve Kongo'yu karşı karşıya getirmişti. Özellikle Kongo'da Ruanda ve Uganda kanalıyla M23 hareketine AFRICOM'un destek vermesi bölge güvenliğinin BM barış gücü yerine Amerikan askerlerine bırakılması tartışmalarını getirmişti.

Sudan devlet Başkanı Ömer el Beşir'in geçenlerde Amerika'nın Mavi Nil ve Güney Kordofan'daki isyancıları istihbarat ve lojistik destek sağladığı hatta aralarında savaşan Amerikan askerlerinin olduğu suçlaması yabana atılır bir iddia değildi. Son zamanlarda Sudan ordusu SAF'a karşı isyancılarının başarılı sonuçlar alması Güney Sudan'ın desteği ile açıklanamaz.

CİA ve Savunma İstihbarat Ajansı'nın casusları son bir yıldır Sudan, Kongo, Sahel ve Somali bölgesinde eşgüdümlü bir şekilde AFRICOM'a bağlı olarak çalışıyor. Bu ülkelerde güvenlik sorunu iç savaş sürecini ayrı tutarsak katlanarak arttığı görünmektedir. Önce çatışma ortamları oluşturulmakta -Mali ve Kongo'da olduğu gibi- daha sonra sözde destek adına uzun süreli işgallerin perdesi aralanmakta. Eğer AFRICOM barış misyonu ise, neden şu ana kadar bulunduğu ülkelerin güvenlik sorunlarını çözmedi?

ABD'nin Afrika'nın güvenliğini tehdit etmeye yönelik bir politikayı sürdürmesinin arkasında stratejik hedefler olduğu açıktır. Öncelikle bu politikanın temelinde Çin-ABD rekabeti yatmaktadır. Çin'in kıtaya nüfuzunu engellemek isteyerek Afrika halkları arasındaki kökleşmesini önlemek istemektedir. Afrika ülkelerinin iki zayıf noktası var biri etnik farklılıklar diğer kırılgan güvenlik sorunu. Çin'in Afrika politikalarında ekonominin belirleyici olması sorunların çözümüne yönelik şimdilik bir siyaset geliştirmemeleri, liderleri ABD gibi güçlü devletlerin himayesine itmektedir. ABD, Afrika ülkelerinin güvenlik zafiyetinden faydalanarak bağımlı devlet anlayışını sürdürmek istemektedir.

Bağımsız ekonomi bağımsız devlet anlayışı halen Afrika için geçerli değildir. Özellikle Frankofon ülkelerde dahi alım satımda doların geçerli olması, darbe yönetimlerinin liberal ekonomiler uygulamaya mecbur bırakılmaları Amerikan yüzyılının hala bu ülkeler için cazibesini koruduğunu gösteriyor. Küresel krizden Afrika'nın etkilenmediğini söyleyebiliriz. Bunun nedenini güçlü Afrika ekonomileri yerine başta petrol ve diğer madenlerden elde gelirlerin ekonominin çökmesini engelleyerek silah, kara para, uyuşturucu ticareti, darbe ve terörizm politikaları nedeniyle piyasanın canlandırıldığını iddia edebiliriz.

ABD'nin gelecekte kıtada kalıcılığı, kullanabildiği askeri kapasite ve imkânlara orantılıdır. Ancak askeri yardımlarla bölgedeki hegemonyasını sürdürebilir, yönetimleri bağımlı hale getirebilir. Liberya, Sierra Leone ve Kenya'da daha önce denenmiş yöntemler artık AFRICOM aracılığıyla bütün kıtaya yayılmak isteniyor. AFRICOM'la işbirliği, isteyerek ya da istemeyerek Afrika yönetimlerinin vazgeçemediği seçeneğe dönüşerek Amerikan emperyalizminin güvenlikten yoksun bir kıta oluşturmasının yolu açılıyor.  Sonuçta sıcak savaş ortamı Afrika'da bir cazibe haline gelirken yeni sömürgecilik bütün hızıyla yorgun kıtayı kuşatmaya devam ediyor.

Yorumlar (0)
Günün Anketi Tümü
Türkiye Esed rejimiyle diyalog kurmalı mı?