Akdeniz'de sular ısınıyor!

ABD’nin Suriye müdahale opsiyonunu gündeme taşıması, müdahale isteğinden çok, son yaşanan gelişmeler çerçevesinde eski Soğuk savaş dönemindeki rakibi Rusya’ya Akdeniz’de halen ben varım deme gayretinden başka bir şey ifade etmemektedir

Akdeniz'de sular ısınıyor!

Muhterem Dilbirliği - Dünya Bülteni / Almanya

Suriye’de son yaşanan gelişmeler, aylardır, Mısır’da darbe ve sonrasındaki gelişmelerden dikkatlerimizi tekrar, Türkiye’nin güney komşusunda, yaşanan olaylara çevirdi. Günlük saldırılarda ve çatışmalarda artık ölüm haberlerinin sıradanlaştığı bir Suriye iç savaşından bir anda o korkulan haber geldi ve Esed rejimi tarafından, Şam yakınlarında 3 yerleşim birimine kimyasal silahlarla saldırıldığı ve akabinde bu yerleşim birimlerinin yine uçaklar tarafından bombalandığı haberleri dünya gündemine girdi.

Yıllardan beri Ortadoğu’da yaşanan cehennemi seyirle mükellef olan, insanlıktan nasibini almamış batılı güçler, asıl vazifelerinden taviz vermeyerek, bu coğrafyada, diğer devletlerde yaşanan olaylardaki gösterdikleri tavırlarını burada da sürdürdüler. Aslında yaşanan olayın boyutları, haber kaynaklarından dünyaya dağılan resimler ve belgeler, şüpheye yer vermeyecek derecede sivil halka kimyasal silah saldırısının olduğunu doğruluyor, hayatını kaybedenlerin sayısı da olayın dehşetini gözler önüne seriyordu. Saldırıda ilk etapta çoğu çocuk ve kadın olmak üzere, sivil halktan 1300 kişi hayatını kaybetti, yaralanan 3600 kişiden ise durumu ağır olanlardan şu ana kadar 355 kişi de sonradan can verdi.

Saldırı sonrası, ilk ve tek tepkiyi veren yine Türkiye ve Ak Parti hükümeti oldu. Dünya’da daha önce yaşanan benzer olaylarda tavrı belli olan ABD, AB ve diğer batılı güçler, İslam Dünyası kamuoyunu yanıltmayarak, bağımsız kuruluşlarca kullanıldığı kesin olan kimyasal silahları görmezden gelme moduna giriyorlardı.

Almanya’da ki medya organları dahil, batı medyası, Esed rejimi tarafından yapılan kimyasal silahlı saldırı olayını ilk etapta; kimyasal saldırı şüphesi içeriği ile verirken, sonrasında saldırının olabileceğini ancak, bunu Esed güçlerince değilde, başkaları tarafından yapılmış olabileceği utanmazlığı içerisinde, yazılara ve ekranlara taşıyordu. Bunları yaparken de, o kimselerin bakmaya dayanamadığı, normal vijdanlı herkesin bakarken içinin kabardığı olayları ve fotoğrafları sayfalarına, ekranlarına taşımaktan çekinmiyorlardı.

Sular Isınıyor(mu)?

Suriye’deki kimyasal silah saldırısından, Türkiye’nin çağrısı ve zorlamasıyla toplanan BM güvenlik konseyinde alınacak kararları, Rusya ve Çin’in açıkça bloke etmesiyle, -kimyasal silah saldırısı sonrası dahi- Suriye’de uluslarası bir çözümün mevcut anlayışla olmayacağı ortaya konuldu. Tüm Dünya, bu çaresizlik ve atalet ile bekleşirken, geçtiğimiz cumartesi sabah saatlerinden itibaren, ABD savunma bakanı Chuck Hagel’e dayandırılarak verilen haberlerde, Obama’ya göre Suriye’de kırmızıçizgilerin aşıldı ve müdahalede bulunulacağının sinyalleri tüm batı medyasında koro halinde yayılmaya, yayınlanmaya başladı. Haberlerin kaynağında, AP,AFP, DPA ve Reuters gibi batılı ajanslar gösteriliyordu.

Haberlerde askeri müdahale hazırlığı, askeri müdahale sinyali gibi başlıklar kullanılmasına rağmen, işin renginin öyle olmadığı, haber detaylarında kendini göstermekteydi. Askeri müdahalenin olmayacağı, askeri müdahale hazırlığı olarak verilen çalışmaların ise; ABD nin Akdeniz donanmasında görevli olan ve şu anda Doğu Akdeniz’de bulunan, denizden karaya füzelerle donatılmış 4. bir zırhlının, görev süresi bitmesine rağmen ABD ye dönmeyeceği ve Akdeniz’de kalacağı idi.

Yeni bir Soğuk Savaş Oyunu

Kimyasal saldırı ve müdahale tartışmalarını bir kenara bırakıp biraz geriye dönelim ve son dönemlerde, yaşanan ancak gündem olmayan olaylara bakalım.

Geçen yıl ve bu yılbaşına yansıyan kısmı ile AB üyesi Güney Kıbrıs yönetiminin içine düştüğü ekonomik kriz ile ilgili gelişmelere bakmak gerekmektedir. Yılın ilk çeyreğinden itibaren, üyesi olduğu AB’den ekonomik krizden yeterince destek alamayan, aldığı destekler ağır şartlara bağlanmış olan bir Kıbrıs yönetimi var. Krizden çıkmak için AB’den yeterince destek alamayan Güney Kıbrıs yönetimi gözlerini Moskova’ya çevirmiş durumda.

Hatırlanacağı üzere Kıbrıs’taki kriz ve sonrasındaki kurtarma opsiyonları konuşulurken, 40 milyar dolara yaklaşan Rus oligarkların Güney Kıbrıs’ta yatırımları olduğu ortaya çıkmıştır. Bunun karşılığında 2010 yılından itibaren, Güney Kıbrıs’ta kurulu bulunan firmaların Rusya’daki yatırım miktarları 50 milyar dolara yaklaşmaktadır. Kriz esnasında, AB kurumlarının Rum yönetimine ekonomik destek ve bu konudaki tedbirleri Rusya’ya geç bildirmesi, Rus yönetimini oldukça rahatsız etmiştir. Sonrasında yaşanan gelişmeler, Rum yönetiminin de bu yönde tavır koyması sebebiyle, Güney Kıbrıs’taki ekonomik krizin Rusya’dan bağımsız veya Rusya’nın desteği olmaksızın çözümlenemeyeceği sonucu ortaya çıkmaktadır. Bunu bilen Kıbrıs Rum yönetimi ve Rusya, bu krizi kendi açılarından fırsata dönüştürmek istemektedir. Güney Kıbrıs Rum yönetimi, ağır şartlara bağlı AB destek fonlarından kredi alma yerine, Rusya’dan doğrudan kredi desteği bulma yoluna doğru ilerlemektedir. Rusya’da Güney Kıbrıs’ın bu durumundan kendi lehine, ekonomik, siyasi ve askeri faydalar sağlama isteğindedir.

Rusya, Güney Kıbrıs’a vereceği doğrudan ekonomik destek karşılığı talep ettiği menfaatler 3 başlık altında toplanmaktadır.

İlk başlık altında, Rusya, Güney Kıbrıs ile Rusya arasındaki para transferlerinde şeffaflık talep diyor. Bu şekilde, Rusya devlet başkanı Putin, kendine karşı olma ihtimali olan muhalifleri ve bunların ekonomik güçlerini kontrol amacı gütmektedir.

İkinci başlık altında, Rusya’nın talebi, Güney Kıbrıs’ta bulunan doğal gaz rezervlerinde Rus şirketi GAZPROM’a öncelik verilmesi talebidir.

Üçüncü başlık ise, Rusya, Güney Kıbrıs’a vereceği ekonomik yardımlar karşılığında açıkça, Akdeniz’de Güney Kıbrıs ile askeri işbirliğini ummasıdır.

Geçtiğimiz günlerde, Rusya’nın Güney Kıbrıs’a  -bilhassa askeri talepleri- taleplerini iletmiştir. Bu askeri talepler iki noktada yoğunlaşmaktadır. Bir yandan Rusya, Akdeniz’e çıkaracağı donanmanın, Güney Kıbrıs’ın limanlarını kullanmasına müsaade edilmesini talep ederken, diğer yandan Paphos hava üssünün Rus hava kuvvetleri tarafından kullanılması isteğidir. Bu talepler Güney Kıbrıs yönetimi idarecileri tarafından tasdik edilmiştir.

Güney Kıbrıs yönetimi, şimdilik Limasol limanının Rus askeri gemileri tarafından kullanılmasına müsaade etmektedir. Askeri hava üssü meselesi ve diğer askeri işbirliğinin çerçevesi ise, önümüzdeki günlerde Rusya ile Güney Kıbrıs yetkilileri arasında yapılacak üst düzey görüşmelerde belirlenecektir.

Bu gün Rusya’nın, Suriye’de Tartus bulunan küçük bir deniz üssü haricinde, Akdeniz’de varlığı yoktur. Ancak Rusya’nın Akdeniz’deki donanması 16 gemi ile şu anda Akdeniz sularında dolaşmaktadır. Suriye’nin kontrolden çıkıyor olması, Rusya’nın Tartus’taki üssünün gelecekte varlığını tehlikeye düşürmekte, Rusya’yı Akdeniz’de yeni arayışlara itmektedir. Bu açıdan Güney Kıbrıs, Rusya’ya göre Akdeniz’deki varlığını perçinleme açısından büyük bir fırsattır.

E.Snowden’e Rusya tarafından siyasi mülteci statüsü tanınmasıyla, uluslarası güvenlik uzmanlarına göre, ABD ve Obama, Rusya karşısında güç kaybetmiştir. Rusya’nın Tartus’taki askeri üssünü Güney Kıbıs’a taşımaya çalışması ve Rum yönetimi ile sıkı işbirliğine gitmesi, ABD’nin Akdeniz’deki gücünü sorgulanır hale getirmiştir. Rusya’nın,  Suriye’de onca yaşanan insanlık dışı dramlara karşın, -hangi saiklerle olursa olsun- Esed yönetimine desteğini sürdürmesi devam etmektedir. Rusya’nın açıkça Suriye’ye desteğine ve Akdeniz’deki bu varlığına rağmen ABD’nin Suriye’ye müdahalesi ihtimale isteği düşündürücüdür. Uzmanlara göre, Suriye’deki Rusya’nın askeri varlığına rağmen, ABD’nin Suriye’ye müdahale düşüncesi, sonuç alma isteğinden ziyade, ABD açısından bir güç gösterisinden başka bir şey ifade etmeyecektir.

Müdahale ihtimali ve Muhaliflere Yardım

Müdahale opsiyonlarını konuşan ABD ve batılı müttefikleri bir çok ihtimal üzerinde durmaktadır. Kardan yapılacak askeri bir müdahalede, yaklaşık 70 bin kişilik bir güce ihtiyaç vardır. Bunun ekonomik ve siyasi olarak desteklenmesi batılı güçlerce neredeyse imkansızdır. Bu açıdan karadan müdahale ihtimali ABD tarafından da gündem dışına çıkarılmıştır. Türkiye’nin güneyinde ve Ürdün’ün kuzeyinde uçuşa yasak bölge oluşturulması ve bunun sağlanması ABD ve müttefiklerine büyük ekonomik zorluklar getirecektir.

Hep konuşulan ve müdahaleye alternatif olarak gündemde tutulan, muhaliflere ağır silah yardımı ise “ABD menfaatlerine ve İsrail menfaatlerine” ters olabileceği düşüncesiyle sürekli ertelenmektedir.

Pek çok kişinin umduğu ve dillendirdiği, denizden karaya füzelerle stratejik noktalara ve kimyasal silah depolarına/fabrikalarına yapılacak bir ABD müdahalesi ise, bilhassa kimyasal fabrikalara yapılacak saldırılarda, çevresel sonuçları tahmin dahi edilememekte, böyle bir müdahale ABD li uzmanlarca bile riskli bulunmaktadır. Ortaya çıkacak, kimyasal malzemelerin, istenmeyen kişilerin ve grupların eline geçmesi riski, füzeyle dahi bir müdahaleyi mümkün görmemektedir.

Sonuç olarak söylenebilecek olan, ABD’nin Suriye müdahale opsiyonunu gündeme taşıması, müdahale isteğinden çok, son yaşanan gelişmeler çerçevesinde eski Soğuk savaş dönemindeki rakibi Rusya’ya Akdeniz’de halen ben varım deme gayretinden başka bir şey ifade etmemektedir. Bu açıdan ABD’nin ve batılı müttefiklerinin -her ne şekilde olursa olsun- Suriye’ye müdahale isteğinde, Rusya’nın açık-zımni müsaadesini almadan hareket etmesi düşünülemez. Rusya’nın da içinde bulunduğu bir siyasi çözüm opsiyonunda, doğu Akdeniz’de ABD ve Rusya arasında yeni bilek güreşlerine sahne olabileceğini beklemek yanlış olmayacaktır.

Güncelleme Tarihi: 30 Ağustos 2013, 15:16
banner53
YORUM EKLE

banner39