banner15

Almanya'nın seçimine Fransız kalmak veya kalmamak

Frankfurter Algemeine Zeitung yaptırdığı bir ankette Almanların hangi konuları konuştuğunu sordu. Çıkan sonuç çarpıcı. İlk dört sırayı hava durumu, tatiller, aile ve yakınlar alıyor. Sosyal güvenlik konusu, sondan birinci, onbeşinci sırada yer alıyor.

Almanya'nın seçimine Fransız kalmak veya kalmamak

Sinan Özdemir – Dünya Bülteni / Brüksel

Almanya için geri sayım başladı. Anketler Merkel'in yarışı birinci tamamlayacağını gösterse de koalisyonun hangi renkte olacağı bilinmemekle birlikte son dakikada gençlerin ve çekimserlerin sandık başına giderek sürpriz yaratmaları da ihtimal dışı değil. Seçim atmosferine bakıldığında bütün partilerin aynı şeyleri söylediklerini düşünmekte mümkün. Sosyal demokratların muhalefette kalmalarına rağmen fark oluşturamaması da bu yüzden. SPD'nin seçim kampanyasının merkezine "sosyal adaleti" yerleştirmesine rağmen ilgi çekmemesi konunun gündem dışı olmasından çok seçmenin öncelik sıralamasının gerisinde yer almasından kaynaklanmakta. Frankfurter Algemeine Zeitung yaptırdığı bir ankette Almanların hangi konuları konuştuğunu sordu. Çıkan sonuç çarpıcı. İlk dört sırayı hava durumu, tatiller, aile ve yakınlar alıyor. Sosyal güvenlik konusu, sondan birinci, onbeşinci sırada yer alıyor.

Seçim kampanyası boyunca tartışılan konulara bakıldığında Alman siyasasının 2009'un gerisine düştüğünü söyleyebiliriz. Dış politika en az konuşulan konuların başında yer aldı. Bir önce ki seçimde küresel krizden Afganistan konusuna bir dizi konu tartışılmıştı. O kampanya döneminin kamuoyu tarafından "sıkıcı" bulunduğu düşünüldüğünde , bu propagnda döneminin seçmen açısından nasıl bulunduğunu tahmin etmek zor olmasa gerek. Seçmenler içinde  anlaşılamamaktan yakınan gençler ,  siyasi tartışmalara  mesafe koyup işine yoğunlaşmayı tercih edenler ve sessizliğini  muhafaza edip "aşırı" uçlara kayanlar bulunuyor. Angela Merkel'in sosyal demokratların adayı Peer Steinbrück ile karşı karşıya geldiği televizyon programını 17,5 milyon Alman seyretmesine rağmen sosyal medyada Angela Merkel'in Almanya renklerini taşıyan kolyesinin tartışılması ilginin derecesini gösteriyor. Ulrich Beck tarafından "Merkiavel" olarak isimlendirilen ve iç politikayı yönlendirme  konusunda başarılı olan Angela Merkel için durum olumsuz olmasa gerek.  

Alman siyasasının, özellikle iktidar, tartışmaları genel konular üzerinden yürütürken, muhalefet tansiyonu artıracak konulardan kaçınıyor. Tartışmanın olmadığı bir ortamda seçmenin bir fikre varması da zor görünüyor. Cicero dergisinin verdiği bilgilere bakılırsa, özellikle 18-29 yaş aralığında ki üç milyon seçmen  Merkel'in alternatifi olmadığını düşünüyor (yüzde 39). Ancak aynı zamanda yüzde 35'i Merkel ve Steinbrück'ü beğenmiyor. Yüzde 61'i anlaşılmadıklarından yakınırken, yüzde 39'u gelecek endişesi taşıyor. Almanya'da yaşayan Türklerde de bir tutum değişikliği yaşanıyor. Düne kadar yüzde 50,2 oranında sosyal demokratları desteklerken ,  bu seçimlerde SPD'ye desteklerinin gerileyeceği (yüzde 42,9) buna karşılık CDU'ya oy vereceğini söyleyenlerin oranının  yüzde 11,4'ten yüzde 20,3'e yükseleceği ifade ediliyor. 

Alman seçmenlerde  görülen ilgisizlik Avrupa genelinde ilgiye dönüşüyor. Avrupa, Almanya'nın seçimine kayıtsız kalamıyor. Özellikle finans krizini doğrudan yaşamış olan ülkeler için bu seçim büyük önem taşıyor. Genellikle Avrupa'da siyasi iktidarlar Avrupa'nın diğer ülkelerinde  kendi siyasi renklerinin iktidarda olmasını avantaj kabul ederler. Bu sebepten diğer birlik ülklerinde de aynı bakışın iktidar olmasını isterler. Ne var ki, Almanya seçimi söz konusu olduğunda aynı şeyi söylemek güç. Örneğin İspanya'da sağ iktidarda iken Başbakan Rajoy'un gönlünden Merkel'den çok  sosyal demokratların adayı Peer Steinbrück geçiyor. Güney Avrupa, ismi son yıllarda en fazla zikredilen Angela Merkel ile yeni bir dönem yaşamak istemiyor.  

Genel olarak Avrupa basınında yazılan ve çizilenlere bakıldığında iki Almanya fotoğrafı beliriyor. Birinci fotoğraf ekonomik gücünün farkında,  vatandaşları huzur ve refah içinde, herkesin çalıştığı, Avrupa'nın liderliğini üstlenmiş  bir Almanya fotoğrafı ortaya konarken, ikinci fotoğrafta orta sınıfın giderek kan kaybettiği, insanların geçimlerini sağlamak için ikinci veya üçüncü işlerde çalıştığı, emeklilerin ve dar gelirlilerin geçinmekte zorlandığı, hayatın giderek pahalılaştığı (özellikle kiraların) ve Avrupa'da sempatiden çok kin ve nefret duyulan bir Almanya fotoğrafı beliriyor.

Her iki fotoğrafta belirli ölçülerde gerçeği yansıtıyor. Almanya, doğrudur, yaşanan krizden en az etkilenen ülkelerin başında geliyor. "Alman modeli" yakından takip ediliyor , örnek alınıyor ve iç olmadığı kadar Avrupa'nın gündeminde. Ancak sayılar dünyasından realiteler dünyasına geçtiğimizde bu modelin sosyal ve ekonomik yapılar üzerinde olumsuz etkileri olduğu da görülebilir. Tabii görülmemesi ve de yansıtılmaması modeli ileri sürenler için büyük önem taşıyor. Kemer sıkma politikalarının Akdenizli üyelerin ekonomilerini yeniden yeşertmek yerine kışa döndürdüğü göz önünde bulundurulduğunda "dayatılan" reçetelerin kimlere yaradığı sorusuna cevap bulmak zor olmasa gerek . Ayrıca içine düştükleri gırdaptan nasıl çıkacakları da bilinmemekte. Bu durumun oluşturduğu sefaletin bir benzerini -farklı şiddette-  Almanya'da da görmek mümkün. Özellikle orta sınıfın giderek zayıfladığı ve gerilediği bir gerçek.

Almanya'nın seçimi hiç şüphesiz diğer Birlik başkentlerinde yakından takip ediliyor. Gelecek dört yılın rengi 22 Eylül akşamı ortaya çıktığında sevinenler olacağı gibi üzelecek olanlar da olacak. Ne var ki, Almanya'da iktidar değişikliği yaşansa da veya hıristiyan demokratlarla sosyal demokratlar büyük koalisyon kursalar da , nasıl ki Fransa'da iktidar değişikliği ciddi bir değişim getirmediyse,  Almanya'nın Avrupa politikasında da kısa dönemde  bir değişiklik beklenmemesi gerekiyor.

 

      

Güncelleme Tarihi: 20 Eylül 2013, 09:24
YORUM EKLE

banner39

banner36

banner37

banner35