banner15

Amerika'nın seçiminde Müslümanlar

Trump'ın farklılıkları yok sayan söylemi karşısında herkese kucak açan Clinton'un da Müslümanları ikna etmesi çok kolay görünüyor. Ancak fotoğraf iddia edildiği kadar siyah/beyaz değil

Amerika'nın seçiminde Müslümanlar

Sinan Özdemir | Brüksel

Seçime giden Amerika Birleşik Devletleri'nde geri sayım devam ediyor. Cumhuriyetçiler ve Demokratlar son kartlarını açıyor. Adaylar daha geniş kitlelere ulaşmak, ön seçim sürecinde yaptıkları açıklamaları unutturmak için propaganda faaliyetlerini hızlandırdılar. Siyaset ağırlığı giderek azalan Beyaz Anglo-Sakson Protestanlar’ın (WASP) dışında farklı etnik ve dini gruplara açılıyor. Her oyun büyük önem taşıdığı bu seçimde kararsız seçmen kadar ilk defa ciddi manada katılmayan hazırlanan Müslümanlar'ın tercihi de büyük önem taşıyor. Cumhuriyetçiler'in adayı Donald Trump'ın tutumu katalizör görevi görüyor. Düne kadar göçle sessizlik arasında tercihe zorlanan Müslümanlar giderek artan İslam karşıtlığını önlemek için sivil haklarını korumaya ve de sahip çıkmaya karar vermesi yeni bir dönemin habercisi. Geçen hafta Amerika’nın çeşitli Camilerinde okunan Cuma hutbesinin konusu da bu idi. Müslümanların katılımına artırmak için elliye yakın merkez faaliyette.

Trump'ın farklılıkları yok sayan söylemi karşısında herkese kucak açan Demokratların adayı Hillary Clinton'un Müslümanları ikna etmesi çok daha kolay görünüyor. Ancak fotoğraf iddia edildiği kadar siyah/beyaz değil. Sayısı her geçen gün azalsa da Cumhuriyetçiler'de kalıplaşmış bir Müslüman oyu yok değil. Küçük ölçekte de olsa bir fikri vermesi açısından Facebook'ta ön seçim sürecinde Trump, Clinton ve Bernie Sanders için oluşturulan "Muslims for..." sayfalarındaki beğeni sayısına bakarak bir fikir edinilebilir. Sırasıyla şu şekilde yansıyor: 387, 472 ve 7453. Clinton'la kıyaslandığında Sanders'in daha fazla ilgi görmesi Ortadoğu bağlamında söyledikleri kadar sosyal ve ekonomik programının -çoğunluğu orta sınıfa dahil olan Müslümanların- sorunlarına derman olabileceğini düşünmeleriyle izah edilebilir. Ne var ki, Sanders kaybetti. San Bernardino, Orlando ve New York saldırıları yaşandı. Bazı eyaletlerde Müslümanlar hedef alındı. Son iki yılda Müslümanlara yönelik şiddet üçe katlandı. Ancak medya Cumhuriyetçiler'in tezlerini savunacak bir takım Müslümanları bulmakta zorlanmadı. Çelişkili görünmekle birlikte Trump'un daha fazla güvenlik vurgusu her kesimden taraftar toplayabiliyor.

Giderek artan şiddete karşı Amerika'da faaliyet gösteren İslami organizasyonlar (CAİR, US Council of Muslim Organizations, Arab American Institut, Muslim Students Association...) sahaya inerek Müslümanlar'ın yoğunlukta yaşadıkları eyaletlerde seçimlere katılımlarını sağlamak için çalışmalar yürütüyorlar. Amerika'da toplam 3,3 milyon Müslüman yaşıyor. Toplam nüfusun ortalama yüzde 1'ine tekabül ediyor. Şu ana kadar 824 bin Müslüman seçimlere kayıt yaptırarak seçmenlik vasfı kazandı. Hedefleri bir milyon kayıtlı seçmene ulaşmak. Bu sayı 2012'de 500 binlerde idi. Tabii kaydolmaları seçim günü sandık başına gidecekleri anlamına gelmiyor. Son on yıldan bu yana sistemin dışına itildiklerini düşünmeleri siyasete ilgilerini azalttı. İkna edilmeleri gerekiyor. Clinton ve Trump arasında bir karar vermek durumunda olmaları Hillary'i daha avantajlı kılsa da kerhen destekledikleri bir gerçek. Seçimlerde pek konuşulmayan Green Party adayı Jill Stein'a oy vereceğini söyleyenler de yok değil.

Son on beş yılda dışa vurdukları tercihlere bakılırsa çoğunluğun demokratları destekleyeceğini söylemek mümkün. 11 Eylül 2001 öncesi savunduğu değerler sebebiyle Cumhuriyetçiler'in adayı G. W. Bush'u desteklemişlerdi (yüzde 90). Afganistan ve Irak müdahalelerinden sonra 2004'te Demokratların adayı John F. Kerry'yi desteklediler (yüzde 75). Barack Obama'nın değişim vaadi 2008 seçimlerinde Müslüman oylarının yüzde 90'ını aldı. Demokratlara destekleri arttıkça Cumhuriyetçilere destekleri azaldı. Altı ay önce yüzde 11'lere geriledi. Ne var ki ister Demokratlar'da ister Cumhuriyetçiler'de sadaketleri son on beş yıldan bu yana sınanıyor. Amerika'ya olan bağlılıklarının her dem sorgulanması rahatsızlığa sebep oluyor. Bush oğul döneminde "Patriot Act" çerçevesinde hedef gösterildiler. Trump kadar keskin ifadelerle olmasa da Temmuz ayında gerçekleşen Demokrat Parti Kongresi'nde "Amerika'yı seven" ve "terörü lanetleyenlere" partinin açık olduğu söylendi. Hillary Clinton'un ilk televizyon tartışmasında sorulan dış politika sorusuna Trump'ın Müslümanlara karşı kullandığı sert dili eleştirerek başlaması tercihlerini iç ve dış politikaya bakarak belirleyenleri rahatlatmayı hedefliyordu. Ancak konuşmasının devamında Amerika’da yaşayan Müslümanları teröre karşı içeride yürüttükleri mücadelede “yardımcı güç” olarak değerlendirmesi Müslümanları irrite etti. Bu çerçevede tercihin iyi ve kötü arasında olmadığı kötü ve en kötüsü arasında olduğunun bilincindeler.

İslam karşıtlığı çözümlenmesini bekledikleri öncelikli konuların başında geliyor (yüzde 30 ; bu oran 2012'de yüzde 15 idi). Trump'ın "İslam bizi sevmiyor" retoriği bağlamında Müslümanların Amerika'ya girişlerini engelleyeceğini , seçildiği takdirde güvenlik politikalarını artırarak camileri kontrol altına alacağını söylemesi, hedef göstermesi rahatsızlığı artırıyor. San Bernardino saldırısı sonrasında (Aralık 2015) aynı ayın içinde Müslümanlara yönelik 53 saldırının gerçekleşmesi çemberin her geçen gün daraldığını düşündürüyor. Bu minvalde oyunu bozmak için sandık başına gitmeye hazırlanan Müslümanların her bir oyu büyük önem taşıyor. Kararsız seçmenlerin yoğunlukta yaşadıkları Ohio, Florida, Missouri, Michigan ve Virginia'da Müslümanlar'ın varlığı Clinton'un elini güçlendiriyor. Florida 2000 seçimlerinde G. W. Bush’a Beyaz Saray’ın kapılarını açan eyalet oldu. Rakibi Al Gore ile arasındaki fark yalnızca 537 oy idi. Bu başarının ardında Florida’da yaşayan Müslümanların da payı var. Bu seçimlerde Florida’da Demokrat Parti’ye galibiyetin yolunu açacak olan yine Müslümanların oyu olabilir. Bernie Sanders Müslümanların desteğiyle bu eyalette 566 bin oy almıştı. Clinton’u destekleyeceğini açıklayan Sanders’in oyları bu noktada altın değerinde. Missouri’de durum biraz daha farklı. Özellikle Balkanlar’dan gelenlerin çoğunlukta yaşadıkları eyalette Bosna-Hersek ve Kosova’dan gelenlerin oy potansiyeli 60 bin. Trump’un İslam karşıtlığı kadar Sırp azınlığının desteğini alması Bosnalı ve Kosovalı Müslümanları birlikte hareket ederek Demokratları desteklemeye itiyor. Cumhuriyetçiler’in adayı John McCain’in 2008’de yalnızca 4 bin oy farkıyla eyaleti kazandığı düşünüldüğünde hiçbir aday Balkan oylarını yabana atamaz.

Tabii seçim öncesi kadar seçim sonrası da büyük önem taşıyor. Anglo-Sakson gelenekten gelen demokrasileri diğer demokrasilerden ayıran en belirgin özellik siyasette sonsuz konsensüs arayışıdır. Tartışmalar zamana yayılır. Bir yılda sonuç alabileceğiniz gibi 50 yılda herhangi bir sonuca ulaşmayabilirsiniz. Önemli olan inşa faaliyetidir. Örneğin Barack Obama döneminde sıkça gündeme gelen silah satışlarının denetlenmesi meselesinde bir arpa boyu yol alınamadı. Elli yıldan bu yana siyahi Amerikalıların verdikleri eşit haklar mücadelesi de örnek gösterilebilir. Amerika siyahi bir başkan seçmesine rağmen tartışmalar ağır aksak ilerliyor. Son kertede, Müslümanların sorunları da bir seçimde çözülmeyecektir. Bunun içindir ki 8 Kasım'dan sonra birinci tercihlerine dönmeyerek (göç ve sessizlik) kamusal alandaki yerlerini korudukları, tartışmalara katıldıkları, geri adım atmadıkları ölçüde giderek daralan çemberi kırmaları; kara bulutları bir nebze de olsa dağıtmaları mümkün olabilir.

Güncelleme Tarihi: 10 Ekim 2016, 16:48
YORUM EKLE

banner39

banner36

banner37

banner35