banner15

Anayasa çalışmaları ve kul hakkı

İnşaatların kısa sürede bittiğini görüyor, takdir ediyoruz. Ancak işçilerin kaç saat çalıştığını veya ne kadar ücret aldıklarını bilemiyoruz

Anayasa çalışmaları ve kul hakkı

Dr. Mehmet Ali Debre

Aylardır gündemi meşgul eden yeni anayasa tartışmaları son noktaya ulaştı. Gelen haberlere göre birkaç hafta içinde yeni bir anayasa değişikliği paketi TBMM’ye sunulacak. Aslında siyasi tarihimiz anayasa değişiklikleri açısından zengin bir geçmişe sahip. Halen yürürlükte olan 1982 Anayasası 34 sene boyunca defaten değişikliğe uğradı ve revize edildi.

2007’deki Anayasa değişikliği sonucunda Cumhurbaşkanı’nı halkın seçmesi kabul edilmişti. 2011’deki kapsamlı Anayasa değişikliği de referandum ile yasalaştı ve yargı sistemi yeniden dizayn edildi. 2007’deki değişiklik yeni bir siyasi meşruiyet krizine yol açarken 2011’deki değişiklik FETO örgütünün bütün yargı sistemini ele geçirmesiyle neticelendi. Bundan evvel de Anayasa değişikliği olmasa da AB üyelik sürecinde TCK ve diğer ilgili yasalarda kapsamlı değişikliklere gidilmişti; çalışmalar sonucunda idam cezası kaldırıldı ve zina suç olmaktan çıkarıldı. Netice olarak bugün itibarıyla idam cezası uygulanamıyor ve boşanma oranları 10 yıl içinde yüzde 38 arttı.

Malum olduğu üzere karşımıza Anayasa değişikliği meselesi olarak gelen tartışmanın temelinde Başkanlık sistemine geçiş yatıyor. Halbuki herhangi bir temel fikre dayanmayan sistem değişikliklerinin hangi sonuçlara yol açabileceğini yakın tarihimizdeki tecrübeler gösteriyor.

Mesela 18.yüzyılda ABD’de Anayasa tartışması yapılırken Montesquieu’nün fikirleri konuşulurdu. Fransız bir düşünür olan Montesquieu yönetimde “Güçler Ayrılığı” ilkesini savunuyor ve Anayasanın insanın “Doğal Haklar”ını savunması gerektiğine inanıyordu. Yani Amerikalılar Anayasa’yı yazarken “insanoğlunun” sahibi olduğu “Doğal Hakları” korumak, kazanılmış haklara da saygı göstermek prensibinden hareket etmişti Maalesef Türkiye’deki Anayasa çalışmalarında böyle temel bir kaygıya rastlamıyoruz. Mesela İslam fıkhı “Can ve Mal” hakkını mutlak kabul eder, genelde de hükümler buna göre şekillenir. Yeni Anayasamızı yazarken çalışma yapan komisyonun hangi temel kaideleri dikkate aldığını ortaya koymak gerekiyor.

Elimizdeki somut veriler “insana” ve “kul hakkına” ne kadar kıymet verdiğimizi açıkça ortaya koymakta. Türkiye ölümlü iş kazalarında maalesef Avrupa’nın son sırasında yer alıyor. İngiltere’de kayıtlı 28 Milyon iş gücünde 236 ölümcül kaza yaşanırken Türkiye’de 20 Milyonluk kayıtlı işgücünde ölümcül kaza sayısı 3776 olarak kayda geçmiş. Yine resmi rakamlara göre 2015’de yaklaşık 1700 insanımız bu basit kazalarda hayatını kaybetmiş (kayıt dışı kazaları bilemiyoruz). Yani kaza insani bir hata değil, kaçınılmaz bir son haline gelmiş. Mesela 2 sene önce Mecidiyeköy’de 10 işçinin vefat ettiği asansör kazası neticesinde kimler ceza aldı? 1 ay önce açık unutulan rögar kapağına düşen bir temizlik görevlisi vefat etti (http://www.ensonhaber.com/rogar-kapagina-dusen-isci-hayatini-kaybetti-2016-10-03.html) ve göçük altında kalan bir işçi hayatını kaybetti http://www.cnnturk.com/turkiye/gocuk-altinda-kalan-isci-hayatini-kaybetti. Geçen hafta da Pakistan’lı bir çalışanın üstüne ahşap plaka düştü (http://www.milliyet.com.tr/pakistan-uyruklu-isci-ahsap-plakalarin-istanbul-yerelhaber-1612897/)

Herhalde dikkatimizi çekiyordur. Türk ekonomisinin motoru inşaat sektöründe binlerce insan çalışıyor ve iskelelerde güvenlik önlemleri oldukça yetersiz. İnşaatların kısa sürede bittiğini görüyor, takdir ediyoruz. Ancak işçilerin kaç saat çalıştığını veya ne kadar ücret aldıklarını bilemiyoruz. Acaba bu işçiler tam güvenlikle günde 10’ar saat çalışsalar inşaatın yapımı 6 ay uzar mı? İşin ilginç tarafı bu konuyu Diyanet İşleri Başkanlığı veya din adamları da gündem edinmiyorlar. En son hangi Cuma hutbesinde mesele edildi hatırlayabiliyor muyuz? Halbuki İslam fıkhının birinci gayesi insanın can ve mal güvenliğini sağlamak, daha iyi kulluk yapabilmesini mümkün hale getirmek değil mi?

Anayasa yazımının bir mefkureye dayanması ve toplumdaki duyarlılıkları yansıtması beklenir. Toplumun büyük bir ekseriyeti ve siyasetçilerimizin bir bütün olarak bu kaygıları gerektiği ölçüde taşıyıp taşımadığını sorgulamak durumundayız. İnsanların temel haklarından bahsettiğinizde “sosyalist” misiniz diye soran oluyor. Halbuki insana değer vermedikçe bir başkasının sizi eleştirmesi, hatta yanlışlarınızı suiistimal etmesi çok tabii bir durum. Toplumsal tartışmalarda meseleleri kim sahiplenirse söz ve icraat hakkı onun olur. “Kul hakkı” ile ilgili ciddi bir kaygı taşımıyorsak ister parlamenter sistem, ister başkanlık, isterse saltanat sistemi gelsin bunların bir anlamı olur mu?  Oysa her şeyin üstünde olan ana kaide insanı yücelt ki devlet yücelsin değil midir?

Güncelleme Tarihi: 14 Kasım 2016, 14:49
YORUM EKLE

banner39

banner36

banner37

banner35