Avrupa'da hem AB, hem İslam karşıtı partilerin yükselişi

Avusturya'da FPÖ, İtalya'da Kuzey Liga, Fransa’da Ulusal Cephe, İngiltere'de UKİP, Hollanda'da PVV, Danımarka'da Dansk Folkeparti, Macaristan'da Fidesz, İsveç’te İsveç Demokratları, Romanya'da PPD, Bulgaristan'da Ataka, Yunanistan'da Altın Şafak yükseliyor...

Avrupa'da hem AB, hem İslam karşıtı partilerin yükselişi

Sinan Özdemir | Brüksel

Avrupa, son günlerde, Varşova'dan Calais’ye; Birmingham’dan Dressden'e İslam ve göç karşıtı onlarca eyleme evsahipliği yapıyor. Pegida'nın çağrısı üzerine gerçekleşen eylemler beklentilerin altında bir katılım çekse de aksi seda bulmakta zorlanmadığı; meydanlara inmeyi göze alanlar gibi inmeyerek düşüncelerini sandığa yansıtan milyonların Avrupa siyasi haritasını değiştirmeye kararlı olduğu anlaşılıyor. Son üç yılda Avrupa'da gerçekleşen seçimlere bakarak bir fikir edinmek mümkün. Bir zamanlar siyaset bilimcilerin çok uzak ihtimaller arasında değerlendirdiği aşırı sağın yükselişi artık herkesin kabul ettiği bir gerçeklik. Özellikle uzun yıllar göçmen ve mülteci cenneti kabul edilen İskandinav ülkelerinin dışa vurdukları siyasi ve içtimai tutum bir şeylerin değişmekte olduğunu düşündürüyor.

Pegida'nın kendisinden çok söyleminin propaganda aracı olarak kullanılması ve iki yıldan bu yana yaptığı çıkışlarla tartışılmasını sağlaması en basiti daha altı ay önce, ilk seçimde yüzde üç oy alması beklenen Almanya için Alternatif Partisi'nin (AfD) şimdi yüzde 13'lere yükselerek yeşillerin (yüzde 9) ve Die Linke'nin ( yüzde 10) önünde geçerek üçüncü sıraya yerleşemesi bir kazan-kazanın sağlandığını gösteriyor. Mart ayında Bade-Würtemberg, Saksonya-Anhalt ve Renanya-Palatina'da gerçekleşecek bölge seçimlerinde merkez partilerinin tartışmadan kaçınmaları kaçınılmaz olarak AfD'yi seçmenin gözünde haklılaştırıyor. Pegida'nın kalesi kabul edilen Dresden'de organize ettiği son eyleme 8 bin kişinin katılması kan kaybettiğine yorumlansa da siyasi cephede yaşanan hareketliliğin rahatlatıcı etkisiyle frenlendiği düşünülebilir.

Avrupa siyasi haritası Kuzey'den Güney'e değişim sinyalleri veriyor. Avusturya'da FPÖ, İtalya'da Kuzey Liga, Fransa’da Ulusal Cephe, İngiltere'de UKİP, Hollanda'da PVV, Danımarka'da Dansk Folkeparti, Macaristan'da Fidesz, İsveç’te İsveç Demokratları, Romanya'da PPD, Bulgaristan'da Ataka, Yunanistan'da Altın Şafak... Kuzey Liga'nın dışında her biri yüzde onun üstünde bir oy potansiyeline sahip. Merkez sağ ve sol partilerin ekonomi ve göç konularında çözüm üretememelerinden yararlanarak oy toplamayı başarıyorlar. Özellikle göç konusunda seçmenin belirleyici olduğu, son bir yılda, Avrupa Birliği içinde verilen farklı kararlardan anlaşılıyor. İslam karşıtlığını söylem bazında kullananlar olduğu gibi bir adım ileri götürerek önerilerle destekleyenler yok değil (ör. Hollandalı Geert Wilders, camileri kapatma önerisi). Avro kriziyle başlayan uçlara kayma eğilimi mülteci kriziyle hızlandı. Avro kriziyle solun soluna (Syriza, Podemos, Sinn Fein, Portekiz'de sol blok...) mülteci kriziyle aşırı sağa bir yönelme gerçekleşti. Bu dönüşüm kültürel değerler ve sınırlar tartışmasını da beraberinde getirdi. Son dönemde gündeme pararlel olarak Roma İmparatorluğu'nun düşüşüne dair onlarca eserin yayımlanması Avrupa'nın medeniyet krizinden geçtiği fikrinin yaygınlık kazanmasını sebep oldu.

Macaristan Başbakanı Viktor Orban'ın uzun zamandır Hristiyanlığın şampiyonluğuna oynaması bu sebepten. Doğu Avrupa, Avrupa Birliği içinde son aylarda Almanya'nın göç politikasına en fazla karşı çıkan coğrafi bölge oldu. Dışa vurduğu dışlayıcı tutum Macaristan'ın öncülüğünde İslam karşıtı söylemin yayılmasında katalizör görevi gördü. Paris'i vuran 13 Kasım eylemleri ve yıl başında Köln'de yaşanan hadiseler karşıt grupların son haftalarda kullanmaktan çekinmedikleri argümanların başında geliyor. Polonya'da, Macaristan'la kıyaslandığında, ciddi bir Müslüman varlığından bahsetmek mümkün değilse de, II. Viyana Kuşatması'nda (1683) Lehistan Kralı Jan Sobieski'nin Türk ileryeşini engelleyerek Avrupa'nın İslamlaşmasını engellediği düşüncesi milli ve dini bilinci besliyor.

Son olarak Varşova'da organize edilen İslam ve göç karşıtı eyleme Legia Varsovia Futbol Kulübü’nün de katılması son yıllarda taşkınlıklarıyla kendisinden söz ettirmeyi başaran taraftar grubuna yeni bir platform sundu. Polonya'da geçen yılın Ekim ayında gerçekleşen seçimlerde söylemini göç ve mülteci meselesine dayandıran Hukuk ve Adalet Partisi'nin kazandığı büyük başarı Avrupa karşıtı politikalar kadar dışlayıcı bakışın realiteye dönüşmesini sağladı. Vatikan'ın jeopolitiğinde, Doğu Avrupa'nın merkezi konumu göz önünde bulundurulduğuna, sekülerleştiği iddia edilen Avrupa'da siyasete dinin dönüşünü haber veriyor.

İskandinav ülkelerinde görülen tutum değişikliğinde de aynı milli bilincin izlerine rastlamak mümkün. Häxjö'de 1985'de İsveçli neo-nazilerin yürüyüşü sırasında bir kadının müdahale etmesi İsveç toplumunun ırkçılığa tepkisinin sembolü olarak değerlendirilmişti. Otuz yıl sonra bir gencin elinde kılıçla yabancıların yoğunlukta bulunduğu bir okulu basarak iki kişiyi öldürmesi veya Stockholm sokaklarında siyah başlıklarıyla bir grup neo-nazinin mülteci avına çıkması buz dağının görünen kısmını oluşturuyor. Muhalefet partilerinin yaşananlardan iktidardaki sosyal demokratları sorumlu tutması mülteci meselesini siyasallaştırdı. Siyasi rekabetten kazançlı çıkan İsveç Demokratları oldu. Oyları yüzde 6'lardan yüzde 20'lere yükseldi. Pegida ile herhangi bir bağı bulunmasa da dışa vurduğu sözlü şiddet aratmıyor.

Polisin mültecilerin işledikleri suçları örtbast ettiği iddiaları mülteci meselesinin "suç ve ceza" ekseninde ele alınmasına yol açıyor. Siyah başlıklı İsveçlilerin büyük şehirlerde "yeter !" sloganıyla sokaklara inmesi aslında uzun zaman önce kırsalda başlayan fakat engellenemeyen hareketliğin büyük ölçekte yansımasıdır. Danımarka'da büyük ölçekte yaşanmasa da Dansk Folkparti'nin 2015 seçimlerinde oyların yüzde 21'ini alarak ülkenin ikinci siyasi gücüne dönüşmesi iktidarı daha katı kararlar almaya zorluyor. Mültecilerin varlıklarına el koyma yasası bunun son örneğini teşkil ediyor. Avrupa siyasi haritasında aşırı sağın durumuna bakıldığında Finlandiya’da çok daha farklı bir sonucun gerçekleştiği görülüyor. Gerçek Finlandiyalılar Partisi'nin iktidar sınavı beklentilerin aksine hayal kırıklığına ; hükümet ortağı olan partinin göçü engelleyememesi seçmenin uzaklaşmasına ve oylarının erimesine sebep oluyor.

Şimdi bütün gözler İngiltere'de yıl içinde organize edilecek Avrupa Birliği referandumuna çevrildi. UKİP'te geçen yılın Mayıs ayında gerçekleşen seçimlerde seçilemeyen Nigel Farage ile aldığı yüzde 14'lük oy oranına rağmen çıkarabildiği tek sandalyenin sahibi Douglas Craswell arasında yaşanan tartışmalar kampanyayı gölgelese de Avrupa karşıtları için bu referandum büyük önem taşıyor. İngiltere'nin her halükarda kazançlı çıktığını düşünmek mümkün. Geçen hafta AB Komisyon'undan elde ettiği yeni garantiler sonuç hangi yönde çıkarsa çıksın İngiltere'nin elini güçlendiriyor. Avrupa karşıtları için örnek teşkil edeceği kesin.

Son kertede avro ve mülteci krizi Avrupa ve İslam karşıtı partilerin aksi seda bulmasını kolaylaştırıyor. Siyasi haritasını etkiliyor. Kültürel sınırların dönüşünü haber veriyor. Şiddeti bayağılaştırıyor.

Güncelleme Tarihi: 08 Şubat 2016, 09:50
banner53
YORUM EKLE

banner39