banner39

Avrupalı 'Sefiller'in' dönüşü

Fransa, 'Sefiller'in (Victor Hugo) yayımlanışının 150. yılını anarken, aynı zamanda sosyal gerçekçiliği bütün sahalarda yeniden keşfediyor

Analiz 09.05.2012, 09:53 09.05.2012, 09:57
Avrupalı 'Sefiller'in' dönüşü

Sinan Özdemir/ Dünya Bülteni - Brüksel

Avrupa Birliği geçen haftadan bu yana sınırları içinde gerçekleşen bir dizi seçimle krizin siyasi sonuçlarını mikro ölçekte görme fırsatı yakaladı. İngiltere'de belediye seçimleri, Fransa'da cumhurbaşkanlığı seçimi, Yunanistan'da genel seçimler, Almanya'da Schelswig-Holstein eyaleti seçimleri ve İtalya'da Pazar ve Pazartesi gerçekleşen kısmi yerel seçimler. Avrupa'da gerçekleşen bu son seçimler otuz yıldır paranteze alınan « küçük insanların » dönüşünü haber veriyor.

Hiç şüphe yok ki bu seçimler içinde en fazla merak edilen ve Avrupa'da takip edilen Fransa'nın seçimi oldu. Sandıktan 31 yıllık bir aradan sonra yeniden sosyalistler çıkarken, Nicolas Sarkozy, kriz döneminde iktidardan ayrılan 11. devlet başkanı oldu. Bu sonuçla Fransa, beşinci cumhuriyette, François Mitterand'tan sonra ikinci sosyalist cumhurbaşkanını seçmiş oldu. Cumhurbaşkanlığı seçimlerinden çıkan sonuca bakarak tam manasıyla solun dönüşünün gerçekleştiğini söylemek güç. Bu durum ancak Haziran'da gerçekleşecek genel seçimlerle kesinlik kazanacak.

Fransa, 'Sefiller'in (Victor Hugo) yayımlanışının 150. yılını anarken, aynı zamanda sosyal gerçekçiliği bütün sahalarda yeniden keşfediyor. Sosyal gerçek de bunların başında geliyor. Edebiyatın dahi uzun zamandır boykot ettiği sosyal karakterli romanın dönüşüne tanık olmasakta, konunun tartışılıyor olması, ayrıca,  siyasetin « değişim » vurgusu ve bu kelime üzerinden siyaset dilini inşa etmesi konunun göz ardı edilemiyeceğini gösteriyor. Sosyalistlerin seçim sloganı 'değişim, simdi' idi. Hollande'nin bütün miting konuşmaları bu kelimenin etrafında şekilleniyordu.

Çalkantılı bir asırda kaleme alınan, sosyal gerçekliği en ince ayrıtısına kadar yansıtmaya çalışan Sefiller her devrim sonrasında gasp edilen hürriyeti ve ezilen bir halkın hikayesini anlatmanın ötesinde Jean Valjean karakteriyle umudu ve mücadeleyi zirveye taşımıştır. Daha yayımlandığı sene  dünyanın çeşitli ülkelerinde geniş yankı bulan eser yazalara ilham kaynağı da olmuştur (Tolstoy, Albert Camus, Dostoyevski...). Venezuela Devlet Başkanı Hugo Chavez'in halkına Sefiller'i dağıtması veya Aung San Suu Kyi'nin Sefiller'deki Jean Vanjean karakterinden övgüyle söz etmesi Sefiller'in bugün de güncelliğini koruduğunu gösteriyor.

Victor Hugo, Sefiller'de,  18. yüzyıl Fransası'nda üçüncü gücü (tiers état) temsil eden Halkı (Peuple-Populus) öne çıkararak devrimin asıl sahiplerini, küçük insanlarını yeniden merkeze yerleştirmek suretiyle unutulmak isteneni yeniden hatırlattı. Proudhon, barut kokusunun yayıldığı günlerde, Sieyès'ten esinlenerek,  «Üçüncü güç nedir? Bir hiç – Ne olmalı? Her şey » diyordu.

Batı siyaset düşüncesinde Roma demokrasisinde beliren Plebs-Pratici veya Atina demokrasisinde Demos-Plethos/Ochlos karşıtlığının bu gün de Batı'nın siyaset algısını şekillendirdiğini söyleyebiliriz. Popülizm (Populus'tan) ve Demokrasi deki Halk bir madalyonun iki yüzünü oluşturuyor. Bu durum farklı tutumların belirmesine kapı aralamıştır. Halk bazıları için (veya kimi zaman)  hakimiyetin kaynağı iken, bazıları için kaosun, dehşetin, tiranlığın kaynağı olarak görülmüstür (ör. de Toqueville). Bugün de, Avrupa'da, Avrupa'nın küçük insanlarına karşı sergilenen tutumda bir farklılık gözlemlenmiyor. Yaşanan krizle birlikte demokratik mekanizmaların veya taleplerin eleştirildiğini duymak mümkün.

Avrupa'da bir yıldır gerçekleşen seçimlerde, iki seçmen refleksinin belirdiğini söyleyebiliriz : (I) klasik büyük partiler arasında iktidar değişikliğini destekleyenler (ör. Portekiz, Ispanya, Ingiltere'deki yerel seçimler) ; (II) iktidar değişikliği gerçekleşirken, aşırı uçlarda ki partilere/hareketlere oylarıyla güç verenler. Halk, merkezde yer alan büyük partiler arasında gerçekleşecek iktidar değişikliğiyle sorunlarının çözüm bulacağına inanmak isterken, kimi yerlerde güvenmediğinin işareti olarak kurulu düzene « başkaldıran » partilere yönelerek tepkisini ortaya koymaya çalışıyor. Yunanistan'da haftasonu gerçekleşen seçimlerde otuz sekiz yıl boyunca siyasi gücü temsil eden Pasok ve Yeni Demokrasi toplamda yüzde kırk oranında küçüldü; buna karşın idealist, popülist ve ırkçı (ve neonazi) partiler halkın yüzde yetmişinin desteğini aldı. Bu tablo Yunanistan'ın siyasi bir imbroglionun, çıkmazın  içine düştüğünü gösteriyor.

« Avrupa'nın yıldızı » Almanya'da da Pazar günü Schelswig-Holstein eyalet seçimlerinde, beklenilenin aksine, seçmen iktidar partilerine geçit vermedi, muhalefetteki partileri desteklemekle de kalmadı, son seçimlerde gösterdiği başarılarla Alman siyaset dünyasına giriş yapan Korsanlara meclis yolunu açtı. Son kamuoyu yoklamaları Almanya'da gerçeklesecek ilk genel seçimlerde Korsan Partisi'nin -Yeşilleri dahi geride bırakarak- Bundestag'a gireceğini ortaya koyuyor. Merkel için Schelswig-Holstein seçimlerinden sonra bu Pazar günü gerçekleşecek Kuzey Ren Vestfalya seçimi büyük önem arz ediyor.

Genel seçimlere on altı ay kala  Merkel'in Avupa'da ki en büyük destekçisi kabul edilen Nicolas Sarkozy'yi kaybetmiş olması işini kolaylaştırmıyor. Merkel'in Sakozy'nin yerine, söylemleriyle mali disiplini savunan ve politikalarıyla destekleyen Italya Konsey Baskanı Mario Monti'yle itifaka gidebileceği ifade ediliyor. Ne var ki Italya'da Pazar ve Pazartesi günü gerçekleşen kısmi yerel seçimlerin tek bir galibi olmadı. Bütün partiler bir şekilde cezalandırıldırlar. Ama en önemli darbeyi Berlusconi'nin partisi aldı. Monti'nin bir teknokrat olarak reformları sürdüreceğini söylemesi anlaşılır; ancak sorumluluğu yüklenen siyasi partiler için bu desteğin sürdürülmesi zor görünüyor.

banner53
Yorumlar (0)
31
açık
Günün Anketi Tümü
Türkiye Esed rejimiyle diyalog kurmalı mı?