Avusturya seçimlerinin gerçek galibi kim?

Avusturya'nın seçimi ilk defa net çizgilerle göçmen ve mültecilere, güvenlik meseslesine, Avrupa Birliği'ne, Müslümanlara, ulusal kimliğine ve geleceğini nerede gördüğüne dair önemli fikirler sunuyor

Avusturya seçimlerinin gerçek galibi kim?

Sinan Özdemir | Brüksel

Avusturya, usulsüzlükler sebebiyle iptal edilen 22 Mayıs seçimlerinden sonra Pazar günü tekrarlanan seçimlerde birinci kararını teyit ederek Aleksander Van der Bellen'i cumhurbaşkanlığına taşıdı. Son anketler aşırı sağın adayı Norbert Hofer'ü önde gösterirken, başabaş bir yarışın yaşanacağını düşündürürken, tersine yüzde beşlik bir farkla kaybeti. Sonuca sevinenler arasında birinci tur seçimlerinde (24 Nisan) yenilen merkez partileri ve Avrupa Birliği çevreleri yer alıyorsa üzülenler arasında bu seçimlere büyük umutlar bağlayan Avrupa aşırı sağı ve Rusya bulunuyor. İngiltere'nin Birlik'ten çıkma kararı (Brexit) ve Amerika Birleşik Devletleri'nde Kasım ayında gerçekleşen başkanlık seçimlerinde bütün beklentileri alt üst ederek seçilen Donald Trump'un giderek güçlenen ırkçı, popülist hareketlere pozitif yönde etki yapacağı düşünülüyordu. Öyle olmasa da Avusturya'nın seçimi bir takım gerçeklikleri dışa vurması sebebiyle siyasi tarihi açısında yeni bir dönemin habercisi.

Avusturya'nın seçimini yalnızca kazananlar ve kaybedenler üzerinden değerlendirmek yanıltıcı olur. Avusturya'nın seçimi ilk defa net çizgilerle göçmen ve mültecilere, güvenlik meseslesine, Avrupa Birliği'ne, Müslümanlara, ulusal kimliğine ve geleceğini nerede gördüğüne dair önemli fikirler sunuyor. Seçim sonuçlarına bakarak sevinenlerin önemli bir bölümü (merkez partileri, medya, AB çevreleri...) aynı zamanda giderek hızlanan toplumsal dönüşümü görmekte zorlanan kesimi oluşturuyor. Bu minvalde Hofer'ün açıklaması yenilgiyi kabul eden bir gentlemen'in açıklamasından çok nereye gittiğini bilen, tarih bilincine sahip bir liderin açıklaması olarak da değerlendirilebilir.

Avusturya'nın seçimi bir cihetiyle Avusturya'yı ikiye böldüyse de diğer cihetiyle Vatan olgusu etrafında (Heimat) bütün kesimleri buluşturduğu söylenebilir. Heimat, özlem duyulan Vatan anlamına geliyor. Bu sözcüğü hem Van der Bellen hem Hofer kampanya boyunca belki binlerce defa vurguladılar. Kimilerine göre bügünkü sınırları içindeki Avusturya'ya göndermede bulunuyor; kimilerine göreyse Almanların yaşadıkları topraklar anlamına geliyor. Aleksander Van der Belle için birinci anlamı içeriyorsa Norbert Hofer için daha çok ikincisinden bahsedilebilir (Marko-Germania üyesi). Hofer'ün bakışı hiç kuşkusuz 19. yüzyılın önemli coğrafyacılarından Friedrich Ratzel'in (insan-çevre ilişkileri) ileri sürdüğü ve Karl Haushofer'ün siyasi coğrafyaya dahil ettiği ve çok sonraları Adolf Hitler tarafından kullanılacak olan "yaşam/hayat alanı" (Lebensraum) görüşüyle örtüşüyor.

Heimat vurgusu gibi seçim kampanyasından geriye hatırlanacak olan adayların Avusturya kimliğine yaptıkları göndermeler olacaktır. Avusturya folkloru bu noktada tükenmez bir kaynak sunuyor. Yöresel kıyafetler ve halk müziği başlıca referans kaynakları oldu. Aşırı sağın kırsalda ve küçük yerleşim birimlerinde yeşerdiği düşünüldüğünde Viyana'nın küresel kültürel değerleri yüceltmesine karşın aşırı sağın yöresel referansları öne çıkarması anlaşılır. Van der Bellen'in yöresel kıyafetler giyerek halkla buluşması kültürel kimliğine ilişkin ileri sürülen dedikoduları boşa çıkardığı gibi oy da kazandırdı.

Heimat fikri aynı zamanda kalın çizgilerle kimin Avusturyalı olamayacağını da ifade ediyor. Merkez partileri çokkültürlülükten sapmamaya özen gösterse de FPÖ için (gerçek) Avusturyalı kan ve torpak bağıyla Avusturya'ya bağlı olanlardır. Tanımdan anlaşılacağı gibi Türkler, eski Yugoslavya Federasyonu'na mensup olanlar ve Kafkasyalıların Avusturyalı sayılması mümkün değil. Başka bir ifadeyle Türkler, Boşnaklar ve Çeçenler Heimat'ın dışında kalıyor. Müslüman olmaları dışlanmalarının birinci sebebi. Din faktörü özellikle FPÖ'de ayrı bir yer tutuyor. Hofer'ün seçim kampayasında kullandığı "Tanrı yardımcımız olsun" veya "Tanrı'nın inayetiyle" sloganları Katolikleri ve Protestanları karşı karşıya getirdiyse de Van der Bellen'in agnosizm'i karşısında FPÖ'yü kültürel değerlerin şampiyonluğuna yükselti. Din faktöründen sonra Tarih devreye giriyor. Tarihi bağlarla bağlı olmayanlar da sorunlu kabul ediliyor. Avusturya-Osmanlı İmparatorluğu ilişkileri Türkleri bu grubun birinci sırasına yerleştiriyor. Kampanya sırasında her iki adayın Türkiye'nin Avrupa Birliği üyeliğine karşı çıkmaları bu çerçevede değerlendirilmelidir.

Avusturya, imparatorluk geleneğini kültürel boyutlarıyla yaşarken yakın tarihi siyasi bilincinin fay hatlarını oluşturmaya devam ediyor. Hitler Almanyası'nın Avusturya'yı ilhakı (1938) sürecinde merkezden çevreye atılanlarla (sosyal demokratlar, anarşistler...) harp sonrası (1945) merkeze dönen güçlerin (sosyal demokratlar - SPÖ ve Muhafazakarlar- ÖVP; birlikte 39 sene çeşitli koalisyonlarla Avusturya'yı idare ettiler) ittifakıyla oluşturulan yeni Avusturya'nın harp öncesi hayaletlerinden (Nazizm) kurtulmak yerine bastırmayı tercih etmesi toplumsal bilinç altında yaşatılmasına yardımcı oldu. En çarpıcı örneğini otuz yıl önce geçmişi karanlık diplomat, siyasetçi Kurt Waldheim'in cumhurbaşkanlığına (1986-92) seçimi sunuyor. Büyük Harbin bitiminden kısa bir süre sonra dünyaya gelen Waldheim'in gençliği Nasyonal Sosyalist Alman Öğrenci Birliği ve Strumabteilung'ta (taarruz bölüğü) geçti. Savaş bittiğinde üsteğmen rütbesiyle sivil hayata döndü. Bu trajik sahneden 15 yıl sonra merkez partilerinin Jorg Haider'in FPÖ'süyle büyük koalisyona yanaşmaları (2000) ideolojik temelleri sarsmasa da tabuları ortadan kaldırdı.

Son kertede, FPÖ'nün ilk büyük başarısının (2000 genel seçimleri yüzde 23 ) oluşturduğu infialden on altı yıl sonra gelen ikinci büyük başarısı (resmi olmayan sonuçlara göre yüzde 46,7) 64 yıldan bu yana sağ ve sol arasında sürdürülen denge siyasetinin de sonuna geldiklerini gösteriyor. Aleksander Van der Bellen'in ikinci seçim kampanyası sürecinde aşırı sağın söylemini eleştirmekle birlikte FPÖ'dan ve kararsızların oylarını alabilmek için AB, göçmenler, güvenlik ve Türkiye gibi başlıklarda kullandığı dil bir nebze de olsa yakınlaşmasını sağladı. Heimat olgusu gibi kültürel öğelerin bu kampanyada daha fazla öne çıkması kimlik siyasetinin gelecek dönemlerde artarak devam edeceğini düşündürüyor. Bu minvalde Hofer'ün seçim akşamı yaptığı açıklama yenilgiyi kabul eden bir gentlemen'in açıklamasından çok nereye gittiğini bilen, tarih bilincine sahip bir liderin açıklaması olarak da değerlendirilebilir. Bu noktada sandıktan çıkan sonuca rağmen FPÖ'nün seçimlerin asıl galibi olduğunu söylesem çok mu abartmış olurum? 

Güncelleme Tarihi: 05 Aralık 2016, 16:23
YORUM EKLE

banner33

banner37