Barış, ortak güvenlik ve nükleer

Ukrayna krizi sebebiyle taraflar karşılıklı yaptırım listeleri açıklarken Nükleer Güvenlik Zirvesi Kırım'ın gölgesinde gerçekleşiyor

Barış, ortak güvenlik ve nükleer

Sinan Özdemir/ Brüksel

Sun Tzu'nun "Savaş Sanatı" son günlerde Rusya  ve Batı'da en fazla akla gelen eser olmalı. Go oyunundaki gibi kuşatılan  Kırım'ın iki manevra ile Ukryana'dan koparılması stratejinin başarıyla sonuna kadar götürülebileceğini bir kere daha hatırlattı.  Savaş sanatı, güç mücadelesi içinde olanlara ilham kaynağı olduğu gibi stratejistlerin veya planlama ile meşgul olanların ilgisini çeken eserlerden biri oldu. Rusya Ukrayna sınırında askeri tatbikat yaparken, Batı bir sonraki adımı kestirmeye çalışıyor. Suriye kriziyle dışa yansıyan, Ukrayna kriziyle tırmanan Batı- Rusya gerilimi Kırım'ın Ukrayna'dan koparılmasıyla yeni bir dönemece girdi.

Taraflar karşılıklı yaptırım listeleri açıklarken Nükleer Güvenlik Zirvesi Kırım'ın gölgesinde gerçekleşiyor. Suriye kriziyle  "yeni bir soğuk savaşı" yaşayan dünya Kırım'ın Rusya'ya bağlanmasıyla iki kutuplu dünyanın ardından şekillenen "yeni dünyanın" sonuna gelindiğine ve devletler arası ilişkileri tanzim eden prensiplerin Rusya'nın Kırım hamlesiyle dinamitlendiğine inanıyor. Aslında son yaşananlar İkinci Dünya Savaşı öncesi devletler arası ilişkilerde görülen anarşik yapıya göndermede bulunsa da daha noktaya dönülmediği çok açık. İşte böylesi bir ruh haliyle 58 ülke Hollanda'nın Lahey şehrinde  "nükleer güvenlik" konusunu ele almak üzere toplanıyor.

Ukrayna  krizi zirveye katılan devletlere üzerinden tartışabilecekleri ve de konuşabilecekleri güçlü bir örnek sunuyor. Çünki uluslararası hukuk ihlalleriyle barışı ; dışa yansıttığı tehdit boyutuyla güvenlik konusunu içeriyor.

Ukrayna, Sovyetler Birliği'nin dağılmasından sonra 1991'de bağımsızlığını kazandı. Sovyetler Birliği döneminde toprakları üzerinde bulundurulan önemli silah stokları sebebiyle uluslararası toplumun ilgi odağı oldu. Bulundurulan  silahları kontrol altına almak ve de yaygınlaşmasını önlemek için büyük devletlerle Ukrayna 1994'te Budapeşte memorandumunu imzaladı. Kabu edilen memoranduma göre Amerika, Rusya ve İngiltere (daha sonra Fransa ve Çin dahil olacak) Ukryana'nın toprak bütünlüğünü  garanti altına alırken güvenliğini sağlayacaklarını da deklare ediyorlardı. Uluslararası toplumun verdiği güçlü garantilere dayanarak Ukrayna antlaşmanın şartlarına uydu. Ancak ne var ki, antlaşmanın yirminci yılında Güvenlik Konseyi üyelerinin garanti altına aldıklarını söyledikleri  bağımsızlığı, toprak bütünlüğü ve güvenliği tehdit altında. Tehdidin garantör ülke statüsüyle memoranduma taraf olan ülkelerin birinden gelmesi yaşananları çok daha trajik hale getiriyor.

Rusya'nın  uluslararası hukuka dayanarak  Kırım'ın "anavatana" bağlanmasını kabul etmesi ancak başka bir hukuk ihlali ile mümkün olmuştur. Diğer garantör ülkeler de garanti altına aldıklarını iddia ettikleri noktaları koruyamamaları sebebiyle zaten Irak ve Libya müdahaleleriyle içi boşalmış olan "nükleer güvenlik" konusuna  ölümcül darbeyi vurmuşlardır. Irak ve Libya müdahaleleri Güvenlik Konseyi'nin  kararlarına dayanırken Ukrayna'nın dağılma sürecine girmesi doğrudan prensip ihlallerine dayanıyor olması sözleşmeye taraf olan devletleri tedirgin ederken (Çin'de dahil) ; özellikle Ortadoğu ve Asya'da yakından takip ediliyor.

Güvenliği büyük devletlerce sağlanan ülkelerin, son yaşananlardan sonra, nükleere (askeri) bakışlarında bir değişikliğin gerçekleşeceğini, ayrıca, son yaşananların Tahran'ın elini güçlendireceği ve nükleer dosyası çerçevesinde güçlü garantiler bekleyeceğini düşünebiliriz. Bununla birlikte, Batı'nın yaptırım kararlarına karşı, Rusya'nın İran konusunda daha farklı bir tutum takınması da ihtimal dışı değil. Suriye'de bir şekilde taraf olan devletlerin İran tehdidine karşı nükleer silah sahibi olma arzusu yeni dönemde biraz daha güçlü bir şekilde kendini hissettirecektir.

Avrupa'da başgösteren diplomatik krizin aynı zamanda güvenlik politikalarıyla da bağlantılı olması Amerika Birleşik Devletleri'nin Avrupa'ya yönelik projelerini tekrar gözden geçirmeye zorlayacaktır. Amerika'nın dış ve güvenlik politikaları bağlamında Asya-Pasifik'e yoğunlaşma arzusu son gelişmelerden sonra hızlanabileceği gibi Avrupa'yı Avrupalılara bırakmama fikri çerçevesinde aktif dönüşüne de tanık olabilir.

Avrupa'nın kendi içinde Rusya karşısında yaşadığı bölünmüşlüğü Amerika ile yaşadığı bölünmüşlükten farklı olarak (gerektiğinde) olumlu sonuçlar doğurmadığı gibi avantajına da olmadığı çok açık. Avrupa'nın Ukrayna konusunda attığı yanlış adımlar ve yersiz ısrarları krizi derinleştiren faktörlerin başında geliyor. Hala "serbest ticaret sözleşmesi" konusunda ısrarcı olması meseleyi yanlış algılamaya devam ettiğini düşündürüyor. Bu durum, kaçınılmaz olarak sanayisinin önemli bir bölümünü bulundurduğu doğu bölgelerinde (rekabet edecek alt yapıya sahip olmaması sebebiyle) Rusya'ya bağlanma arzusunu pekiştirecektir. Avrupa Birliği'nin gelecek haftalarda Moldavya Cumhuriyeti'ne yönelik önemli adımlar atması da bekleniyor. Ne var ki, Ukrayna örneğinde olduğu gibi düşünülmeden atılacak her adım yeni sorunların habercisi olabilir. Yanlış atılacak her adım Trandinyester Cumhuriyeti'ni anavatana yaklaştırıken Moldavya'da iç kargaşaya sebep olabilir.

Rusya uluslararası topluma yaşananların hukuka haykırı olmadığını ifade etse ikna etmekte zorlanıyor. Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, geçen hafta yaptığı konuşmada Çin'e teşekkür etse de, Çin Batılı devletlerin Güvenlik Konseyi'ne sundukları öneriye çekimser kalarak Moskova'yla aynı görüşü paylaşmadığını ifade etmiş oldu. Moskova-Washington hattında yaşanan gerilimden nasibini alan bir diğer konu da Barack Obama'nın birinci başkanlık döneminde Rusya ile yola koydukları "reset" süreci oldu. Amerika Birleşik Devletleri, "nükleersiz bir dünya" arzusu bağlamında Rusya ile karşılıklı nükleer silahları azaltma sürecini kaldığı yerden (SALT I, Nixon-Brejnev, 1972 ; SALT II, Carter-Brejnev, 1979) devam etme konusunda ikna etmeyi başarmıştı. Ancak bu süreç, yine Amerikalıların füze kalkanı ısrarı ve yoğun tartışmalar sonucunda Rusya tarfafından rafa kaldırıldıysa da bu hadiselerden sonra buzluğa konacağı çok açık.

Büyük fotoğrafa bakıldığında, Nükleer Güvenlik Zirvesi'nin kendisinden çok katılan liderlerin yapacakları ikili görüşmeler merakla bekleniyor. Çünki uluslararası ilişkileri belirleyen esaslar sulandırıldığı gibi güven esası da yara almıştır. Uluslararası hukuk ihlalleriyle barış ; dışa yansıttığı tehdit boyutlarıyla ortak güvenlik anlam erozyonuna uğramıştır. Böylesi bir zamanda, nükleer ortak bir konu olmaktan çok devletleri, yalnızca devletleri ilgilendiren bir konu olduğu fikri inşaa sürecine gireceğini düşünebiliriz.

Güncelleme Tarihi: 24 Mart 2014, 14:32
banner53
YORUM EKLE

banner39