banner39

BDT'de siyasi krizin ayak sesleri

Ortadoğu'da yaşanan gelişmeler eski SSCB ülkelerinde de yankı buluyor. Uzun yıllar halklarını baskı altında tutan rejimler sırasıyla geri adımlar atmağa başladı

Analiz 11.03.2011, 09:55 11.03.2011, 09:55
BDT'de siyasi krizin ayak sesleri

İbrahim Ali/ Dünya Bülteni- Bakü

Son aylarda dünya gündemini en fazla meşgul eden olaylar, hiç kuşkusuz Arap ülkelerinde yaşandı. Bölgeyi yakından takip eden uzmanların bile beklemediği bir şekilde diktatörler, halk tarafından devrildi. Tunus ve Mısır’da yaşanan halk ayaklanmalarının etkisi kısa bir süre içerisinde Arap ülkelerinin tamamında kendisini göstermeye başladı. Halkın devrim sesleri diktatörlerin özelliklerine göre önlenmeye çalışıldı. En kanlı olaylar ise Libya’da yaşandı. Muammer Kaddafi, iç ve dış baskıların artmasına rağmen koltuğu bırakmayacağının sinyalini verdi. Anlaşılan Kaddafi’nin öldürülmesinden sonra Libya’daki halk ayaklanması da başarıyla sonuçlanmış olacak.

Ortadoğu ülkelerinde yaşanan gelişmeler eski SSCB ülkelerinde de yankı bulmaya başladı. Uzun yıllar halklarını baskı altında tutan rejimler sırasıyla geri adımlar atmağa başladı. Ancak bu adımların geniş halk kitleleri tarafından yeterli görülmeyeceği kesin.

BELARUS LİDERİNİN KORKUSU

Endişeli liderlerin başında Belarus Devlet Başkanı Aleksandr Lukaşenko da geliyor. Lukaşenko, Avrupa ülkelerinden gelen baskılara ve yaptırım kararlarına rağmen muhalif güçler üzerindeki baskıyı daha da artırdı. Rusya ile de zaman zaman sorunlar yaşayan özellikle de Devlet Başkanı Medvedev ile hiçbir şekilde ortak görüşe sahip olamayan Lukaşenko, kendi güçleri ile olası halk harekatını önleyemeceğini anladı ve Kollektik Güvenlik ve İş Birliği Örgütü (ODKB) teşkilatının askeri kanadı Kollektif Güçlerin Acil Müdahale Ordusu’nun (KSOR) gerekli durumlarda olaylara müdahil olmasını talep etti. ODKB içerisinde yer alan Bağımsız Devletler Topluluğu’nun ülkelerinden Belarus, Kazakistan, Kırgızistan, Tacikistan, Rusya, Özbekistan ve Ermenistan’ın da benzer sorunlar yaşayabileceğine dair kaygılar artarak devam etmekte.

KSOR’un iç olaylara müdahalesi ilk defa Kırgızistan’da Kurmanbek Bakiyev aleyhinde yaşanan halk ayaklanması zamanı gündeme geldi. Ancak hem Bakiyev’in hem de sonrasında göreve gelen Roza Otunbayeva’nın yardım talep etmesine rağmen teklif geri çevrildi.

BDT’nin askeri gücünün kontrölünün Kremlin sarayında olduğu ve Rusya yöneticilerinin bu konuya sıcak bakmadığı bilinmekteydi. Son dönemde ODKB başkanı Nikolay Bordyuja’nın açıklamalarında ise benzer sorunlara müdahil olunması için hazırlıkların yapıldığını ortaya koydu. Nitekim 1 Mart’ta Minsk’te gerçekleşen Lukaşenko - Bordyuja görüşmesinde de bu konuda anlaşma sağlandığı açıklandı.

Askeri uzmanlar KSOR’un askeri kanadının hazırlıklarına dikkat çekerek birliklerin dış müdaheleye hazırlanmadıklarını öne sürmüştü. Yapılan son açıklamalar onların tahminlerinin doğru olduğunu kanıtlamış oldu. Rusya etkisi altında bulunan ülkelerin kesinlikle eksen değiştirmesine müsaade etmeyeceğini ve gerekirse askeri müdahale seçeneğinin de masada beklediğini gösterdi. Bu konuda ne kadar kararlı olduklarını Gürcistan topraklarını işgali sırasında da göstermişti.

Lukaşenko çelişkili açıklamalarına ve Rusya ile ilişkileri zaman zaman germesine rağmen hedeflerini belirlemiş durumda. Belarus liderinin Rusya’da “Batka” olarak tanımlanan “Birlik Ülkesinin” başına geçmeyi hedeflediğini ve bu konuda alternatif tekliflere açık olmadığını ima etmekte. Rusya ile Belarus arasında kurulan “Birlik Ülkesinin” orta vadede ortak devlet projesine dönüşebileceği tahmin edilmekte. Kremlin sarayı ilk aşamada Belarus ile, ikinci aşamada ise Kazakistan ve diğer Orta Asya ülkeleri ile bir araya gelmenin hesaplarını yapmakta.

PUTİN KENDİSİNDEN EMİN

Putin-Medvedev ikilisi şu anda ülkede halk ayaklanmasının yaşanmayacağından emin. İkili kendi arasında görev bölüşümü yaparak 2012 başkanlık seçimine kadar Rusya’yı büyük bir problem yaşanmadan götürmeyi düşünüyor. Ülkenin çok sayıda sorunları olduğu ve bu sorunlar içerisinde devrim ayaklanmasının ilk sırada olmadığı kesin. Ancak dünyanın birçok ülkesinden farklı olarak Rusya, sorunları kendisine özgü bir biçimde çözmekte.

Sadece Rusya’da değil BDT ülkelerinde de durum farklılık arz etmemekte. Ülkenin temel sorunlarının başında Kuzey Kafkasya gelmekte. Ancak Kremlin sarayı Kafkasya halkı dolayısıyla da ülke Müslümanları ile yakınlaşmağı tercih etmemekte ve bunun ülkenin geleceğine tehdit olarak görmekte. Müslüman halk üzerindeki baskı ve kısıtlama politikası büyük bir hızla artmakta. Bu konuda Rus Ortadoks Kilisesinin de özel bir çaba içerisinde olduğu ve son üç yüz yıl içerisinde belki de ilk defa bu kadar etkili bir konuma yükseldiğinin de kesinlikle göz ardı edilmemekte.

Rus yöneticiler yolsuzluğu ortadan kaldırmayı değil, yolsuzluk yapan şahısları görevden almayı tercih ediyor. Neticede onun yerine gelen şahıs da selefinin yoluna devam etmiş oluyor. Ülkede alkolün zararları ve satışının sınırlandırılmasına dair kampanyalar başladı. Bu kampanyaya Medvedev-Putin ikilisinin yanı sıra devlet birimlerinin tamamı destek verdi. Ancak sonuç olarak alkol piyasası sadece Putin’e yakınlığı ile bilinen bir grubun tekeline geçmiş oldu. Askeri, tıbbi, bilimsel ve diğer alanlarda da yaklaşım değişmemekte. Komünizm yönetimi görmüş şahısların bilinçleri farklı çalışamıyor. Bu durumda istisnalar olmakla beraber genel kaide olarak halk köle olarak kabul edilmekte. Kamu malı ise babalarının mülkü olarak görülmekte. Bu kabul şeklinin değişmesi ise şu anda imkansız gözükmekte.

Rus halkı da yöneticilerinden farklı bir görüşe sahip değil. Bir internet sitesinde düzenlenen ankete katılan vatandaşların yüzde 41’i Arap ülkelerindeki halk ayaklanmalarının yurt dışında organize edildiğini – ABD ve Türkiye kastedilmekte -  yüzde 38’i ise yolsuzluk ve rüşvete karşı yapıldığını beyan etti. Halkın önemli bir kısmının her türlü sorundan ABD ve yandaşlarını sorumlu tutması Ruslar içerisinde bir geleneğe dönüşmüş durumda. Aykırı düşünen herkes anında CIA ajanı ilan edilebiliyor. Rus halkı yolsuzluk ve rüşveti hayatlarının ayrılmaz bir parçası olarak gördüğü için kısa ve orta vadede halk ayaklanmasının yaşanacağı tahmin edilemez.

YANUKOVİÇ VE SAAKAŞVİLİ TEDİRGİNLİKTEN UZAK

Ukrayna Devlet Başkanı Yanukoviç ve Gürcistan Devlet Başkanı Saakaşvili’yi halk ayaklanmalarından ziyade ekonomik sorunlar meşgul ediyor. Arap ülkelerinde yaşanan olaylar Ukrayna’yı silah, tarım ve diğer sanayi alanlarında olumsuz yönde etkiledi. Kiev yöneticileri Mısır, Libya ve diğer Arap ülkeleri ile silah anlaşmaları yapmış ve bu anlaşmalarda önemli kâr beklemekteydi. Ancak halk ayaklanmaları, anlaşmaların gerçekleşme süresini belirsiz bir döneme erteledi.

Yanukoviç, yönetiminin ekonomik sorunların yanı sıra Kırım sorunu ile ilgilendiği ve orta vadede yarımadada yaşanabilecek gelişmelerin ülkenin tamamını etkileyebilecek konuma gelebilir. Bunun için de ilk defa Ukrayna yönetimi Yanukoviç döneminde Kırım halkının gerçek sorunları ile ilgilenmeye başladı. Her ne kadar bu konuda başarılı olduğuna dair genel bir kanıt bulunmasa da gerekli politik kararlılığın olduğundan kuşku duyulmamalı. Ülkenin diğer önemli bir sorunu ise yolsuzluk ve rüşvet. Bu konuda yapılan hamlelerin sonuç doğuracağı söylenemez.

Eski SSCB ülkeleri içerisinde Letonya, Litvanya ve Estonya’dan sonra yolsuzluk ve rüşvet konusunda başarılı olan ülke ise Gürcistan. Gürcü devlet başkanı her ne kadar Rusya ile başladığı savaşı kaybetse de iç dengeleri koruyabildi. Beş gün devam eden Rusya savaşı, Saakaşvili’nin muhaliflerini tarih sayfalarına gömmeye yardımcı oldu. ABD desteği ise vaatlerden çıkarak gerçekleşmeğe başladı. Saakaşvili, Güney Osetya ve Abhazya’yı kurtaramasa da – kendisi de bunun imkansız olduğunu bilmekteydi – dünyada önemli bir destek kazanmış oldu. Kremlin sarayının bundan sonra Gürcistan’a silahlı müdahale etmesi için iki düşünmesi gerekecek. Saakaşvili iktidarının halk desteğini sahip olduğu, kısa ve orta vadede desteğin devam edeceği tahmin edilebilir.

ORTA ASYA’DA ENDİŞELİ BEKLEYİŞ

Orta Asya ülkelerinin siyasi liderleri Arap ülkelerinde yaşanan gelişmeleri endişeli bir şekilde takip etmekte ve benzer olayların kendi ülkelerinde de yaşanabileceğini düşünmekte. Nitekim son dönemde alınan önleyici adımlar da bunu kanıtlamakta. Bölgede halk rahatsızlığının yanı sıra İslami güçlerin de faaliyetlerini genişletme ve yönetime karşı savaş açma olasılığı bulunmakta. Özellikle de Tacikistan, Kırgızistan ve Özbekistan gibi ülkelerde halkın önemli bir kısmının açlık sınırında yaşaması bu tahminleri kuvvetlendirmekte. Sosyal şartlar göz önünde tutulduğu zaman Türkmenistan ve Kazakistan’da halk ayaklanmalarının kısa ve orta vadede gerçekleşmesi düşünülmemekte. Özbek lideri İslam Kerimov ise Belarus lideri Lukaşenko gibi ODKB silahlı güçlerinin aktifleşmesini talep etti. Kerimov son açıklamalarında ODKB ile ekonomik kurum olan Evrazes’in birleşmesi gerektiğini beyan etti.

Kırgızistan’da artan ekonomik ve siyasi sorunlara milli sorunlar da ilave edildi. Ülke genelinde yabancılara karşı eylemlerin sayısı büyük bir hızla artmakta. Rusya’nın özel çabalarına ve sert tepkilerine rağmen Ruslara karşı da saldırılar devam etmekte. Kırgız halkı Rusların ülkesinin bağımsızlığına zarar vermeğe çalıştığını düşünmekte. Sadece Ruslar değil Özbeklere karşı da saldırıların arttığına dair haberler gelmekte. Kırgız medyasında yayımlanan haberler ve yorumlarda da ırkçı düşüncelerin arttığı gözlemlenmekte. Tacik lider İmamali Rahman ise gıda fıyatlarının artışını önlemeye çalışıyor. Ancak bu konuda başarılı olduğu söylenemez. Son altı ay içerisinde unun fiyatına yüzde 80, pirinç fiyatına yüzde 23, şeker fiyatında ise yüzde 25 zam yapıldı. Ülkenin bu konuda dışa bağımlı olduğu göz önünde tutulursa bu yükselişin devam edeceği söylenebilir. Rahman yaşanan gelişmeler sonrasında halk ayaklanmalarının baş kaldıracağını ve bunu kendi güçleri ile önleyemeyeceğini düşünmekte. Bu konuda Rusya, Çin ve Hindistan gibi ülkelerin kendisine yardımcı olacağını tahmin etmekte.

ERMENİLERİN TEK SORUNU KARABAĞ DEĞİL

Ermenistan Devlet Başkanı Sarkisyan ve yönetimi de zor günler geçiren BDT Başkanları içerisinde sayılabilir. Ülke genelinde işsizliğinin büyük bir hızla artmaya devam etmesi, gençlerin ülkeyi terketmesi, fiyatların artması ve buna paralel olarak Karabağ’da yaşanabilecek muhtemel savaş senaryoları Sarkisyan’ın koltuğunu sallamakta. Ermenistan’da son dönemde doğalgaz fiyatlarına yapılan zamlar da sert tepkilerin oluşmasına neden oldu. Gaz zammını protesto eden aşırı milliyetçi Daşnaksyutin Partisi lideri halkın ayaklanmaya hazır olduğunu beyan etti. Daşnak Partisi’nin milletvekilleri ülkenin Rusya’dan satın aldığı gazın fiyatının 180 dolar olmasına rağmen vatandaşlara 360 dolara sattığını belirtti. Parti milletvekilleri, Moldova’nın ise 233 dolara aldığı gazı vatandaşlarına 312 dolara sattığını hatırlattı. Partinin meclis grup başkanı Ovannisyan, gaz fiyatlarının artması sonucunda ormanlık bölgelerin yok edildiğini ve çevre felaketi yaşanabileceğini vurguladı. 1 Mart olaylarını hatırlayan muhalifler ise geniş katılımlı eylem düzenledi. Gözlemciler Ermeni Milli Kongresi’nin düzenlediği gösteriye on binlerce insanın destek verdiğini ve iktidar temsilcilerinin önümüzdeki günlerde olayların daha da büyümesinden endişe duyduğunu belirtti. Ermenistan muhalif lideri Petrosyan ise iktidara taleplerini iletti. Taleplerin yerine getirilmesi için Sarkisyan yönetimine 15 Mart tarihine kadar süre tanındı. Petrosyan ve yandaşları 1 Mart 2008 olaylarında hayatını kaybetmiş insanların ailelerine 1 milyon dolar, yaralılara ise 100 bin dolar tazminat verilmesini, siyasi tutukluların serbest kalmasını, Avrupa Mahkemesine şikayet dilekçesi göndermiş muhaliflere karşı uygulanan baskının kaldırılmasını, A1+ TV kanalının tekrar yayımının temin edilmesini, savaş beyanlarının durdurulmasını, asgari ücreti 200 dolar, işsizlik maaşlarını ise 100 dolara kadar artırılmasını talep etti. Muhalifler Başbakan Tigran Sarkisyan’ın da bir an önce istifaya gönderilmesi gerektiğini beyan etti. Sarkisyan’ın bu taleplerinşn yerine getirmesi beklenmiyor. Muhalifler bu ihtimali de göz önünde tutarak 17 Mart tarihinde eylemlere devam edeceklerini duyurdu. Sarkisyan’ın baskılardan kurtulmak için Karabağ’ta yeni bir savaşa başlaması gerekiyor. Ancak bunun için de Rusya ve Ermeni diyasporasının izninin alınması gerekiyor.

AZERBAYCAN’DA HALK BASKILARDAN BIKMIŞ DURUMDA

BDT ülkeleri içerisinde gerilimin en yüksek olduğu ülke Azerbaycan. Son dönemde sadece ülkenin muhalif basınında değil yabancı medya organlarında da Azerbaycan’da halk ayaklanmasının yaşanabileceğine dair yorumlar sıklaşmaya başladı. ABD’nin The Wall Street Journal gazetesinde halk ayaklanmasının yaşanabileceği muhtemel 10 ülke içerisinde Azerbaycan’ın da ismini belirtmesi özellikle muhalifler arasında heyecanla karşılandı. Ülke genelinde yaşanan sosyal eşitsizlik, ayaklanma arzusu, memur baskısı, yolsuzluk, rüivet ve gıda mamüllerinin fiyatlarının artmasının kısa bir süre içerisinde eyleme dönüşeceğine dair tahminler sıklaşmaya başladı. Buna benzer yorumun Newsweek dergisine açıklama yapan uzmanlar tarafından da dile getirilmesi ise iktidar temsilcilerinin sert tepkilerine neden oldu. Azeri milletvekilleri ve iktidar partisi üyeleri yabancı medya organlarını yaygara çıkarmakla suçladı. Her ne kadar iktidar temsilcileri bu gibi iddiaların gerçekleri yansıtmadığını öne sürse de dikkat çeken değişimler yapmaya devam etti.
1994-95 yılları arasında Haydar Aliyev iktidarına karşı yapılan darbe girişimini önledikten sonra Azerbaycan Milli Kahramanı unvanını kazanmış Kara Kuvvetleri Komutanı general Rövşen Ekberov, Şemrik birliklerinin komutanı olarak tayin edildi.

Ekberov, iktidara karşı olan sadakatını ispatlamış bir komutan ve ülkenin en sorunlu bölgesine gönderildi. Bununla da son dönemde halk isyanlarının yaşanabileceğine dair haberlerin geldiği bölgelere de gözdağı verilmiş oldu.

Son günlerde yaşanan diğer önemli bir gelişme ise uzun bir aradan sonra sessizliğini bozan Elçibey’in başkanlığı döneminde İçişleri Bakanı görevinde bulunmuş “Bozkurt” teşkilatının eski lideri İsgender Hamidov sert açıklamalarda bulundu. Klasik Halk Cephesi Partisi’nin binasında “Demokrasi Uğrunda İttifak”ın toplantısında konuşma yapan Hamidov, iktidar aleyhinde beyanlarda bulunarak ilk defa açık bir şekilde yaşanan olumsuz olaylardan Devlet Başkanı İlham Aliyev’i sorumlu tuttu.

2004 yılında İlham Aliyev’in göreve gelmesinden sonra hapisteki hayatına son verilen eski bakan, Devlet Başkanı aleyhinde açıklama yapmamaya özen göstermekte ve bunu kendisinin vefa borcu olarak görmekteydi. Hamidov Azerbaycan milli bağımsızlık harekatı içerisinde önemli yer tutan ve milliyetçi gençlerin gözünde Elçibey kadar sembolük değeri olan bir lider. Onun tekrar siyasete döneceğine dair mesajlar vermesi önemli gelişmelerin yaşanabileceğinin işareti olarak da yorumlanabilir.

Bu arada memur baskısı, hortum ve rüşvetten bıkmış ülkenin Aran bölgesi olarak bilinen Sabirabad ve Saatlı şehirlerinde halk eylemler yapmaya ve rahatsızlıklarını yüksek bir sesle duyurmaya devam etti. İktidar temsilcileri ise rahatsızlıkları ortadan kaldırmak için vatandaşlar bir araya gelerek sorunlarının çözüleceğine dair söz verdi. Ancak üzerinden günler geçmesine rağmen sorunların devam ettiği ortaya çıktı.

İddiaya göre olağanüstü haller bakanlığının çalışanları selden zarar görmüş vatandaşlara 1600 manat (2000 dolar) yardım yapılacağını ilan etti. Kasımbeyli ve Askerbeyli köylerinin vatandaşları bakanlık temsilcilerinin vaatlerine inanmadıklarını açıkladı. Halk kesinlike verilen sözlere güvenmiyor ve bu konuda da zaten haklı. Çünkü sel felaketinin yaşanmasında ve on binlerce insanın maddi manevi zarar görme sebebinin yolsuzluk olduğu ortaya çıkmıştı. Ülkenin en büyük nehri Kür, SSCB döneminden sonra bütçeden aktarılan milyonlarca dolar kaynağa rağmen temizlenmemiş ve adeta felakete davetiye çıkarılmıştı.

Memurlar sorunların ortadan kaldırılmasını değil bölgenin dış dünya ile bağlantısını kesmeğe karar verdi. Internet bağlantısının kesildiği ve insanların bir araya gelmesinin yasaklandığına dair haberler gelmeğe başladı.

Bunun yanı sıra oligarkların yurt dışı çıkışı da yasaklanmış oldu. Yetkililer tarafından doğrulanmayan ancak tekzip de edilmeyen iddialara göre onların resmi ziyaretlerine de sınırlandırma getirildi. Yasağın bizzat devlet başkanı İlham Aliyev tarafından uygulanmağa koyulduğu öne sürüldü. Devlet memurlarının resmi yurt dışı ziyaretlerini gerçekleştirebilmesi için devlet başkanlık biriminden özel izin alması gerekmekte. Kararın bakanlar tarafından da uygulanması gerektiği ifade edildi. Yurt dışı ziyareti gerçekleştiren memurların devlet tarafından kontrol altında tutulduğu açıklandı. Bununla beraber devlet yöneticilerinin birçoğunun dünya genelinde yaşanan ayaklanmalardan rahatsız olduğu, sahip oldukları mal varlıklarını kurtarmak için istifa dilekçelerini Devlet Başkanı’na ulaştırdığı öne sürüldü. Ancak Devlet Başkanı’nın istifa taleplerini geri çevirdiği bildirildi.

Bu gelişmelere paralel olarak ülkedeki emniyet birimleri de güçlendirilmeye başladı. Azerbaycan İçişleri Bakanlığı’na bağlı askeri birlikler yeni sözleşmeli askerler alacağına dair duyuruda bulundu. Ülke tarihinde ilk defa İçişleri Bakanlığı bu tür bir duyuruda bulunmakta. Başkent Bakü’ye çok sayıda zırhlı araç ve asker getirildiğine dair de iddialar ortaya atıldı. Devlet Başkanı İlham Aliyev halkın rahatsızlığını gidermek için yolsuzluk aleyhinde geniş çaplı önlemler alınacağını duyurdu. Nitekim bir sıra bakanlıkların üst düzey memurları bu kampanya sonucunda koltuğunu kaybetti. Aliyev’in önlemlerinin bununla da sınırlı kalmayacağı ve bir sıra bakanların da zamanla görevden alınabileceği düşünülmekte.

Ancak muhalifler ve gençler iktidarın aldığı önlemleri yeterli görmemekte. Ana muhalefet partisi Musavat, 12 Mart tarihinde eylem kararı aldı. Bundan bir gün öncesi yani 11 Mart tarihi ise “Milli Birlik Günü” ilan edildi. Azeri gençler sosyal paylaşım siteleri aracılığıyla on binlerce insana ulaşarak Milli Birlik Günü düzenlenecek eylemlere destek verilmesini istedi. Musavat partisinin eylem kararı “İctimai Palata” tarafından da desteklendi. Palata temsilcileri iktidar karşısında önemli taleplerde bulundu. Bunlardan en dikkat çekeni ise bakanlar kurulunun istifa gönderilmesi ve erken seçimlerin yapılması. Ancak bu gibi beyanlara rağmen İctimai Palata’ya katılan muhalif partilerin Musavat’ın eylemine sadece manevi ve siyasi destek vereceğini açıklaması sonuca ulaşılmayacağının bir kanıtı olarak görülmeli.
Muhalif güçlerin ortak hareket etmemesi onların iktidar ile gizli iş birliği içerisinde olması ve halkın güvenini kaybetmesi olarak kabul edilmekte.

Gençlerin çağrısının dan dikkatle takip edilmesi gerekiyor. Azeri gençlere diğer halk kesimlerinin de destek vermesi geniş çaplı halk ayaklanması ile sonuçlanabilir.

Azerbaycan iktidarı da Ermenistan yönetimi gibi muhtemel ayaklanmayı önlemenin çaresi olarak Karabağ savaşının başlatılmasını görmekte. Ancak Erivan yönetiminden farklı olarak Azeri hükümeti savaş tecrübesi olan eski askerlere güvenmiyor, askerlerin silahlanması durumunda önce darbe yapılabileceğinden endişe duyuluyor.

Burada önemli bir hususun da belirtilmesi gerekmekte. Azeri medyası yaşanan gelişmeler hakkında tarafsız bilgi sunmamakta. İktidar taraftarı medya, ülke genelinde refah durumunun hızla yükselttiğine dair programlar sunmakta ve yazılar yazmakta. Muhalif medyada yer alan haberlerin ise önemli bir kısmı dedikodulara dayanmakta. Son sekiz yıl içerisinde muhalif medyaya yansıyan haberlerin gerçekleşmesi durumunda bugün görevde bulunan bakanların, başbakan ve milli meclis başkanının koltuğu kaybetmesi gerekiyordu. Ayrıca sürekli yeni bir savaşın yaşanacağına dair haberler ve yorumlar gazete sayfalarına taşınsa da bunlar da gerçekleşmemekte.

Muhalif basının üstlendiği görev içerisinde dindarlara karşı uygulanan baskıya karşı gelmesi önemli gelişme. Azeri iktidarı dindar halkın da rahatsızlığının artması için her türlü adımı atmış durumda. Camilerin kapatılması, bazılarının ise yıkılması, ezan sesinin kıstırılması, hicap yasağının ısrarla uygulanmağa çalışılması, dini içerikli yayınların üzerinde sansür uygulanması ve diğer “önlemler” dindarların da öfkesini artırmakta.

Bu arada Ortadoğu ülkelerinde yaşanan halk ayaklanmalarının dünya düzenini etkileyebilecek ve yeni bir dünya sisteminin kurulacağını işareti olarak görülmeli. Büyük uyarı niteliği taşıyan bu gelişmeler önümüzdeki 10 yıl içerisinde herkesi etkileyebilecek bir güce ulaşmış olacak. Bu etkinin Azerbaycan ve diğer BDT ülkelerinde de hissedilebileceğinden kuşku duyulmamalı.

 

Yorumlar (0)
29
açık
Günün Anketi Tümü
Türkiye Esed rejimiyle diyalog kurmalı mı?