Belçika'nın terörle imtihanı!

Saldırıları Abdesselam'ın yakalanmasına bağlamaya çalışanlar olsa da bu şiddette iki saldırının 3 günde organize edilmesi mümkün görünmüyor

Belçika'nın terörle imtihanı!

Sinan Özdemir | Brüksel

Belçika, 13 Kasım 2015 Paris saldırılarından bu yana güvenlik önlemlerini artırarak olası bir saldırıyı önlemeye çalıştı; ancak başarılı olamadı. 22 Mart günü sembolik değeri yüksek iki terör saldırısının hedefi oldu. Birincisi Avrupa Birliği kurumlarının yakınında bulunan metro istasyonu; ikincisi Zaventem havalimanı. 35 kişinin hayatını kaybederken 200 kişi yaralandı. Geçen hafta Cuma günü Paris saldırısı sonrasında kaçan ve dört aydır aranan Salah Abdesselam'ın Brüksel'de yakalanması tehdidin kontrol altına alındığını düşündürüyordu. Ne varki, 72 saat geçmeden yaşananlar bir yanda tehdidin hala gündemde olduğunu diğer yanda Fransa-Belçika ortak harekatının çöktüğünü haber veriyordu. Amerikan-Avrupa medyası IŞİD'in jeopolitiğinde Brüksel'in yerini tartışırken Belçika medyası ve siyasası şu an yalnızca tehdid boyutu üzerinde duruluyor. Sessizliğin ne zaman ve kimin tarafından bozulacağı belirsizliğini koruyor.

Belçika, Paris saldırıları sonrasında altı gün süren "olağanüstü hali" yeniden tesis ederek tehdit derecesini dörde yükselti. Karar tüm Belçika için gerçerli olsa da asıl Brüksel'de çok daha güçlü şekilde hissediliyor. Şehirde hayat durmuş vaziyette. Kasım ayında olduğu gibi insanlar çok gerekli olmadığı takdirde sokağa çıkmamaları konusunda uyarılıyorlar. Kasım ayında ilan edilen "olağanüstü halin" olası saldırı tehdidi sebebiyle alındığı ve sonuçları itibariyle toplumsal yaşamı derinden etkilediği düşünüldüğünde saldırılar sonrasında ilan edilen ikinci halin çok daha ağır sonuçları olacağını tahmin etmek güç olmasa gerek. Kriz iletişimi noktasında hükümetin muğlak açıklamaları tehdit algısını hafifletmiyor. Operasyonlara dair ketum davaranması anlaşılır; ancak yaşananlar hakkında medyada söylenenlerin dışında kamuoyunu rahatlatacak herhangi bir açıklamanın yapılmaması, Kasım ayında olduğu gibi, normale dönülmesini zorlaştıracaktır. Ancak saldırının bekleniyor olması şoku hafiflettiği de söylenebilir. Belçika medyası diğer Avrupa-Amerikan medyasıyla kıyaslandığında daha dengeli bir dil kullandı. Ancak bir önceki "olağanüstü hal" ile kıyaslandığında bunun uzun sürmeyeceğini söylemek mümkün. İlk "olağanüstü halin" üçüncü gününde sessizlik bozulmuştu.

IŞİD'in Brüksel saldırılarını üstlenmesi kimseleri şaşırtmadı. Saldırıları Abdesselam'ın yakalanmasına bağlamaya çalışanlar olsa da bu şiddette iki saldırının 3 günde organize edilmesi mümkün görünmüyor. Saldırganların henüz kimlikleri açıklanmasa da, Paris saldırılarında olduğu gibi, Avrupa merkezli olma ihtimali yüksek. Bu da organizasyonun birbirinden tamamen bağımsız olmasa da farklı hücreleri harekete geçirebilme kapasitesine sahip olduğunu düşündürüyor. Avrupa Birliği içinde nüfusa oranla Belçika İŞİD'e en fazla savaşçı sağlayan ülke. Abdesselam ve arkadaşlarının haftalarca gizlenebilmiş olması, şehrin farklı noktalarında parmak izlerine rastlanmasına rağmen bağlantıların kurulamamış olması ve tekrar başa dönüldüğünde yakalanabilmiş olması iddia edilenin aksine planlamadan çok tesadüflerin eseri olduğu saldırılardan sonra anlaşılıyor. Başka bir ifadeyle Paris'i vuran saldırılarının sabahına dönülmüş durumda. İktidar bugüne kadar yüzlerce operasyonun engellendiğini söylese de gerçekte küçük ölçekte de olsa bir 13 Kasım'ın yaşanmasına engel olamadı.

Örgüt içinde herhangi bir önemi kalmamış olan Abdesselam'ın yakalanmasına harcanan zaman veya medyanın desteğiyle çıkarılan gürültü yakalandıktan sonra Belçika makamlarıyla işbirliği içinde olduğu (Fransa'ya iade edilmemesi karşılığında) iddiası (avukatının açıklaması) bu noktada anlamını yitiriyor. Dört ay süren kovalamacanın sonunda ilk bakılan yerde ortaya çıkması ciddi istihbarat problemlerinin yaşandığını doğruluyor. Bu çerçevede Abdesselam'a yardım ettiği düşünülen dört kişinin daha henüz ele geçirilememiş olması ister istemez psikolojik baskıyı artırıyor.

Saldırılar ilk bakışta Belçika'nın Suriye'de oynadığı role cevaben gerçekleştirildiğini düşünmek mümkün. Ancak tamamen bu sebebe bağlamak yanıltıcı olabilir. Örneğin IŞİD'in tehdit ettiği ülkeler arasında Polonya'da bulunuyor. Kara listeye alınması bir dönem Afganistan'da bulunmuş olmasından değil daha çok Ortaçağ Haçlı Seferleri'nde oynadığı rol sebebiyle olduğu biliniyor. Brüksel'in Avrupa Birliği'nin başkenti olması, ikinci saldırının kurumlara yakın bir metro istasyonunda gerçekleşmiş olması, Avrupa'nın hedef alınmak istendiğine yorumlanabilir. Ancak taşıdığı anlamın ötesinde rekabet içinde olduğu El-Kaide'ye gönderdiği güçlü bir mesaj olarakta okunabilir. Suriye ve Irak'ta güç kaybetmeye devam eden İŞİD bu tür dış saldırılarla güç gösterisinde bulunmakta. Bu noktada lojistik destek büyük önem taşıyor. Paris ve Brüksel saldırılarının sıfır noktasından yani Brüksel'den planlanmış olması gerekli lojistik desteği bulmakta zorlanmadığını gösteriyor. Ne varki bu durum, Amerikan medyasında iddia edildiği gibi, Brüksel'i IŞİD'in Avrupa'daki lojistik merkezi haline getirmiyor.

Saldırıların ardında Fransa, İngiltere ve Almanya'nın teyakkuza geçmesi sınırlarda denetimleri artırması istihbarat problemini çözmüyor. Fransa-Belçika işbirliği 22 Mart saldırılarısıyla çöktü. Avrupa Futbol Şampiyonası hazırlıklarını sürdüren Fransa'nın 13 Kasım saldırıları sonrasında Paris Uluslarararsı Çevre Konferansı'nı (COP21) yüksek güvenlik önlemleri altında kapalı bir mekanda sağlayabilmişti; ancak bu defa bir ay boyunca (10 Haziran-10 Temmuz 2016) farklı noktalarda yüzbinlerce seyirciyle nasıl sağlayacağı belirsizliğini koruyor. Avrupa Birliği'nin teröre karşı ortak bir politikasının olmaması her üye devleti kendi güvenlik politikasını belirlemeye zorluyor. Herhangi bir işbirliğinin olmaması Suriye krizinin ciddiyetini daha bir yıl önce mülteci kriziyle anlamasından kaynaklanıyor. Kaldıki mülteci krizinde olduğu gibi pansuman tedbirlerle sorunları halletme alışkanlığı terör konusunda da kendini gösteriyor. Her iki konu maddi manevi hazırlık gerektiriyor.

Siyasetin zamana karşı yarışması kolay olanı tercihe zorluyor. Belçika'yı vuran terör saldırıları sonrasında sınırların kapatılması konunun anlaşıldığı ancak tam manasıyla idrak edilmediğini düşündürüyor. Aynı durum Avrupa Birliği için de geçerli. Teröre karşı ortak mücadelede bir araya gelmekte zorlanan Avrupa her saldırı sonrasında bilgi paylaşımının önemini bir kere daha anlıyor; ancak gereğini yerine getimekte zorlanıyor. Son kertede her hafta bir başkentin, merkezin vurulduğu dünyada güvenlik meselesinin üye devletlerin tercihine bırakılması istihbarat paylaşımı gibi ortak politikalarının geliştirilmesini engelliyor.

Güncelleme Tarihi: 29 Mart 2016, 10:11
YORUM EKLE

banner39