banner15

Bir darbenin anatomisi : Şili (1973-2013)

Takvimler 11 Eylül tarihini gösterdiğinde ordu harekete geçti. Ülke yönetimine el koyan General Augusto Pinochet yaptığı açıklamada, "vatansever ordunun bugün gerçekleştirdiği harekat, yalnızca Salvador Allende'nin Marksist hükümetine karşı ülkemizi kaostan kurtarmak üzere gerçekleştirilmiştir" diyordu

Bir darbenin anatomisi : Şili (1973-2013)

Sinan Özdemir - Dünya Bülteni / Brüksel

Şili darbesi veya Salvador Allende'nin ölümünün kırıkıncı yılı başta Şili olmak üzere Latin Amerika'da anılmaya ve de tartışılmaya devam ediyor. 11 Eylül 1973'te ülke yönetimine el koyan General Augusto Pinochet, 43 yıllık kesintisiz demokrasi sürecini sekteye uğratmakla kalmadı aynı zamanda çok derin yaralar açtı. Amerika Birleşik Devletleri ve İngiltere, Salvador Allende'nin devlet başkanlığını geldiği 6 Eylül 1970 tarihinden itibaren, demokratik yollardan iktidara gelen marksist karakterli Unitad Popular (UP) hükümetini devirmek için pek çok senaryoyu yola koymaktan çekinmedi. Yirminci yüzyıl bu nokatada Latin Amerika'nın laboratuvar görevi gördüğü bir dönem olarak tarihe geçti. Ancak yirmi birinci yüzyılda darbe korkusunun tamamen dağıldığını söylemek güç. Latin Amerika'da sanıldığının aksine Şili darbesinin hayaleti dolaşmaya devam ediyor. Asker-siyaset ilişkileri bağlamında değerlendirildiğinde zorluklar tamamen aşılamadı. Şili darbesinden önemli dersler çıkarmak mümkün. Örneğin son olarak Mısır'da yaşanan askeri darbenin yola koyulma biçimden General Sisi'nin tutum ve davranışlarında benzerlikler bulmak mümkün.

Şili 1950-1970 döneminde hızlı bir dönüşüm yaşadı. Bir yanda nüfus artarken, diğer yanda kırsaldan kentlere gerçekşen önemli göçlerle  kenar mahallelerde varoşlar oluşuyor, sefalet artıyordu. Başkent Santiago ülke nüfusunun üçte birini taşımak durumunda idi. Hıristiyan Demokratlar önemli reformlar gerçekletiridilerse de Frei hükümeti (1966-1970)  başarılı olamadı. Ekonomi bir bölümü kontrol altında tutuluyordu.  Ülkenin tam manasıyla serbest piyasa ekonomisine açılamadığı Milton Friedman'ın öğrencileri tarafından dillendiriliyordu. En önemli sektörler Amerikalıların tekelinde idi. Şili'de varlık gösteren sol karakterli partilerin Unidad Popular çatısı altında birleşmesi 3 Kasım 1970'de Salvador Allende'ye cumhurbaşkanlığının yolunu açtı.

Amerika Birleşik Devletleri Şili'de yaşananları yakında takip ediyordu. Richard Nixon'un Dışişleri Bakanlığını yapan Henry Kissinger, daha seçimler gerçekleşmeden 16 Eylül 1970'de verdiği bir basın toplantısında, "kızıl tehdide" dikkatleri çektikten sonra , Allende'nin seçilmesiyle Latin Amerika'nın izole olan bu bölgesinde komünist bir rejimin yerleşmesiyle Latin Amerika'nın en güçlü ülkesi olacağını ve bunun Amerika'nın bölgesel menfaatleri açısından şansızlık olacağını ifade ediyordu. Salvador Allende'nin seçildiği haberi Washington'da bomba etkisi yaptı. Richard Nixon CİA'ye müdahalle etme emri verdi. Şili ordusu içinde bir grup subay General Schneider'i karçırmaya çalıştı. Hernekadar operasyon kaosla sonuçlandıysa da darbe fikrinin belirmesi açısından büyük  önem taşıyor.

Unidad Popular hükümeti iktidarda kaldığı üç yıl boyunca anayasanın çizdiği çerçevenin dışına çıkmamaya büyük özen gösterdi. Ara ve mahalli seçimler zamanında gerçekleşti. Oylarını artıran sol hareket bir dizi reforma da imza attı: bakır millileştiridi, üç yüze yakın tekel yakında takip edildi, Frei döneminde başlatılan toprak reformu sürdürüldü, alt kategorilerin ekonomiye dahil olması için maaşlar artırıldı, sağlık ve eğitim proğramları geliştirildi ve alt kategorilere ulaştırılması için çalışıldı... Ne var ki bu program bütün kesimler tarafından desteklenmedi. Elitler, üst kategoriler ve Chicago ekonomi okulunun genç iktisatçıların tepkisini çekti. 1972 yılı kırılma yılı olarak Şili tarihine geçti. Sokaklar tarafların eylemlerine tanık olmakta. Ülke Allende taraftarları ve karşıtları olmak üzere ikiye bölündü.  Sesler giderek yükseliyordu. Nakliyat işçilerinin  panamerikan yolunu kilitlemesi eylmelerin zirve noktasını oluşturdu. Elitler ve Allende karşıtları Allende'nin istifasını isterken orduyu da göreve çağırıyordu. Sokaklarda bunlar yaşanırken hükümet başlattığı reformlardan geri adım atmayacağını bildirdi. Salvador Allende, 2 Aralık 1970'de Santiago Stadı'nda yaptığı konuşmaya sadık kalarak geniş kitlelerin reform beklentisini gerçekleştirmek için geri adım atmadı.

Takvimler 11 Eylül tarihini gösterdiğinde ordu harekete geçti.  Ülke yönetimine el koyan General Augusto Pinochet yaptığı açıklamada, "vatansever ordunun bugün gerçekleştirdiği harekat, yalnızca Salvador Allende'nin Marksist hükümetine karşı ülkemizi  kaostan kurtarmak üzere gerçekleştirilmiştir" diyordu. Siyasi tabloya bakıldığında muhalefet partilerinde Hıristiyan Demokratların, 1973'te ki bakır işçilerinin eylemlerinde sağladığı ittifak ile  rüzgarı kendi lehine çevirebilececek güçte olduğu ve ilk seçimlerde UP'yi zorlayacağının görülmesine rağmen darbenin gerçekleşmesi farklı beklentilerden kaynaklandığı çok sonraları anlaşılacaktır. Sürecin kendi içinde çözümsüzlüğe sürüklendiği iddiası gerçeği yansıtmamaktadır.

Salvador Allende, yaşananlar hakkında bilgilendirildikten sonra, başkanlık sarayı La Moneda'ya geldi ve  yaptığı açıklamalarda hükümeti sonuna kadar savunacağını bildirdi. Ordu başkanlık sarayını kuşattı ve topa tutmaya başladı. Allende görevini ve ülkeyi terk etmemekte kararlı idi. Ordunun top atışlarından sonra uçaklarla La Moneda bombalandı. Görüşmelerin ardından başkanlık sarayında bulunanlar teslim olmaya karar verdiler. Onlar teslim olmak üzere ilerleken Salavdor Allende çalışma ofisinde hayatına son verdi.

Ordunun yönetime el koymasının ardından kısa bir sürede fişlenen ve hükümete yakınlığı veya sempatisi olduğu düşünülen  45 bin Şilili tutuklandı. Dikta günlerinin bilançosu ağır. 3200 Şilili öldürüldü, 35 bini işkence gördü ve 200 bini Şili'yi terk etti. Türkiye Cumhuriyeti ve Paris Büyük Camii'nin  II. Dünya Savaşı'nda Fransa'da vizeler sağlayarak canlar kurtardığı gibi,  Amerika ve İngiltere'nin dışında İsveç, İtalya, Fransa ve Vatikan elçilikleri ve misyonları vizeler dağıtarak binlerce Şilili'yi ölümden kurtardılar. Santiago Stadı, açık toplama kampına dönüştürüldü. Tutuklananlar burada bir süre bekletildikten sonra başka noktalar gönderiliyorlardı. Santiago Stadı'nda işkence ve toplu cezalandırılmalar da yaşandı. Esen terör ve şiddet rüzgarına karşı sessizlik hakim idi. Geçen hafta Şili Yüksek Mahkemesi bu dönemde oynaması gereken rolü oynamadığı ve sorumluluk sahibi olduğunu kabul ederek özür diledi.

Latin Amerika'da varlık gösteren marksist-sosyalist veya muahfazakar-popülist partiler açısından Şili darbesi sürecinde yaşananlar ve sonrasında meydana gelenler yakından takip edildi ve bugün bile dersler çıkarılmaya çalışılıyor. Venezüella eski Devlet Başkanı Hugo Chavez'in seçilmesinin ardından yaşananlar ve darbe ile görevinden uzaklaştırılmak istenmesi Salvador Allende'nin görevden uzaklaştırılmak üzere gerçekleşen darbeyle paralelikler arzetmiyor değil. Salvador Allende gibi üçüncü seçiminde iktidara gelen eski Brezilya Devlet Başkanı Luiz İnacio Lula da Silva  için 2003 tarihi bu çerçevede büyük önem taşıyordu. Bölgede yaşanan güç mücadelesi ,Şili örneğinde olduğu gibi,  Lula'ya ilk döneminde darbeyle iktidardan uzaklaştırılılabileği korkusunu yaşattı. Hala toprak reformunun tamamlanamasının ardında aynı direnç noktaları bulunuyor.

Çıkarılan derslerin başında ittifaklar konusu geliyor. Allende'nin darbeyle devrilmesinin ardında Hristiyan Demokratlarla oluşturulamayan güçlü ittifağın sosyalistleri zayıflattığı düşünülüyor. İlk deneyimlerinde, General Schneider'in öldürülmesiyle gerçekleştirilmek isten darbe girişimin sekteye uğratılmasının ardından siyasette görülen pozitif havanın sürdürülememesin, karşıtların elini güçlendirdiği ve darbeye kapı araladığına inanılıyor. Ulusal ve bölgesel ittifakların önemi bu sebepten büyük önem taşıyor. Dünyanın bölgesel işbirliklerini desteklediği bu günlerde bu ittifaklar tek renkli olmak yerine çok renkli olmak durumunda. Latin Amerika deneyimi müdahalelerin önüne geçmek için farklı siyasi görüşlerle içte ve dışta ittifaklara kapalı olunmaması gerektiği gösteriyor.

Şilili sosyologlardan Manuel Antonio Gareton ve Tomas Moulian darbelerin karşılıklı etkileşimlerle dört sebeb dayandığını, "modern ve ilkel sektörlerin hızlı modernleştirme fikri içinde ortaya çıkardığı çatışma alanları, demokratik prensiplere karşı Şili siyasasının farklı tutum ve algı içinde olması, sosyalist bir devlet başkanın seçilmesiyle başlayan kriz ve elitlerin bir bölümün eski düzene dönme arzusu içinde her türlü iç ve dış ittifaka gerekirse askeri darbeye  açık olmasının" darbeye zemin hazırladığını kaydediyorlar. Nasıl ki diplomatik tutumlar son yıllarda  bir deja vu duygusu yaşatıyorsa, darbelerin meşruiyet arayışında da büyük değişimler görülmemektedir. Doğru okunması boşa çıkarılması yolunda  önemli avantajlar sağlayabilir.

Darbe sonrasında Augusto Pinochet'nin iktidarda kalmak için genelkurmay başkanlığının dışında önce cumhurbaşkanı ardında ebedi senatörlük görevlerini üstlenmesi cuntanın gölgesini 17 yıllık iktidarından sonra da geçiş sürecinde ve sonrasında hissedilmesine ve bu yönde oluşturulan kurum ve kuruluşlarda izlerinin silinmesini güçleştiriyor. Geçen hafta Santiago sokaklarına inen binlerce üniversite öğrencisinin değişmesini talep ettikleri yasanın hala Pinochet döneminden kalma olduğu düşünüldüğünde izlerinin silinmesinin uzun zamanlar alacağı anlaşılıyor. Cuntanın insanlık dışı uygulamalarını araştırmak üzere oluşturulan "hakikat ve adalet" komisyonun hala çalışmalarını sürdürmesi dikta günlerinin hala hafızlarda tazeliğini koruduğunu gösteriyor. Buna benzer bir durum Arjantina'da da görülmekte. Şili'de darbeyi gerçekleştiren ve dikta günlerinde şiddeten sorumlu olanların hala yargılanamaması cesaret eksikliği olarakta görülebilir. Ne var ki, demokratik oyunun hala dikta günlerinde belirlenen kurallara göre belirleniyor olması Salvador Allende'nin gölgesinden çok Augusto Pinochet'nin hayaletinin dolaşmaya devam ettiğini gösteriyor.

 

 

 

Güncelleme Tarihi: 16 Eylül 2013, 09:44
YORUM EKLE

banner39

banner36

banner37

banner35