banner15

Bir vatanı idam etmek: Mısır'ın idam cenderesi

Bir askeri darbe ile Müslüman Kardeşler çıkışlı Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi’nin devrilmesinden bu yana Mısır yargısı, bir çılgınlık trajedisi sahneler durumda

Bir vatanı idam etmek: Mısır'ın idam cenderesi

Deniz Baran

Not: Bu yazıdaki istatistikler için farklı kurumlardan çıkan birçok rapor kullanılmıştır

10 Ekim tarihinde internet mecralarında beliren bir kampanya dikkat çekiciydi: Bir Vatanı İdam Etmek...

Birçok haber bülteninde de kendisine yer bulan bu kampanya özellikle 10 Ekim tarihinde zuhur etmişti çünkü 10 Ekim “İdam Cezasına Karşı Dünya Günü” olarak belirlenen bir tarihti. Yani idama tepki koymak isteyen herhangi bir inisiyatifin sesini daha iyi duyurmasına yarayacak olan sembolik bir önemi vardı 10 Ekim’in. Peki 10 Ekim’i sesini duyurmak için bir fırsat olarak gören ve “vatanının idam edildiğini” iddia eden bir girişim nereden çıkabilirdi? Daha doğrusu nereyi kastediyor olabilirdi? Herhalde doğru cevabı bulmanız için üç tahmin hakkı versem yeterli olurdu. Ne de olsa seri şekilde idam cezasına hükmeden bir yargı mekanizması günümüzde pek az devlette mevcut. Mesela Mısır’da… Doğru cevap da Mısır’dı zaten.

Çarpıcı İdam İstatistikleri

Bir askeri darbe ile Müslüman Kardeşler çıkışlı Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi’nin devrilmesinden bu yana Mısır yargısı bir çılgınlık trajedisi sahneler durumda. Darbeden önce de –yani Mursi döneminde de- pek çok hukuksuzluğun kol gezdiği Mısır mahkemeleri artık eskileri dahi mumla aratır bir aşamaya geçti. Bu aşamayı izah etmek için on binlerce siyasi mahkum, nice keyfi gözaltı; tutuklama, berbat hapishane koşulları, adil yargılanma hakkının bir ütopyaya dönüşmesi gibi birçok şey sıralanabilir. Ama tek bir olgu dahi bunları sıralamaya gerek bırakmayacak kadar çarpıcı: İdam kararları. “Bir vatanı idam etmek” denecek kadar zıvanadan çıkmış kararlar…

Kendi sayfalarından Mısır’daki hukuksuzlukları paylaşan bir sivil toplum kuruluşu olan Mısır Hak ve Özgürlükler Koordinasyonu (Bir Vatanı İdam Etmek kampanyasına destek veren birçok insan hakları kuruluşundan da biri) 10 Ekim’de bir rapor yayımlamıştı. Tüm haberlerde ortak olarak kullanılan, o rapordan bir kısım vardı:“10 askeri mahkemede görülmüş 44 davada 1.841 kişinin dosyasının idam istemiyle müftülüğe gönderildiği, 757 kişi hakkında müftülükten onay çıktığı ve bu kişilerden 7'sinin idam edildiği belirtildi.
Ufak bir kıyas yaparak rapordaki bu kısmın, Mısır’daki idam cezası meselesinin ne denli zıvanada çıktığına delil olduğunu anlayabiliriz. Kıyas için baz alacağımız istatistik Amnesty International’ın 2014 ve 2015 idam istatistikleri:

Amnesty’nin veri toplayabildiği 61 ülkede yaptığı araştırma sonucunda 2015’te -en azından- 1998 idam cezasına, 2014’te ise 55 ülkede –en azından- 2466 idam cezasına hükmedildiği ortaya çıkmış. Üç aşağı beş yukarı, 2 yılda 4500 idam cezasına hükmedildiğini görebiliriz.

Mısır’daki kaç dava 2014’te, kaçı daha sonraki sene bilemiyoruz ama 2016’nın ilk yarısında alınan idam cezası kararı sayısı 45 (Bu istatistik İnsan Hakları Adalet Kurumu-JHR raporundan). Nihayetinde 757 sayısından 45’i çıkardığımızda geriye elimizde kalan 712 sayısının, küresel ölçekteki 4500 idam cezasında ne denli büyük bir pay sahibi olduğunu görebiliriz.

2016’nın ilk 6 ayında, 8 davadan 45 idam cezası verildiği gerçeğini de ay başına 8 kişiye idam cezası verildiği şeklinde okuyabiliriz tabi…

Mısır’daki idam çılgınlığını anlatacağını düşündüğüm başka bir istatistik daha var: Amnesty’nin 2012 raporuna göre Mısır’da idam cezası verilen kişi sayısı 91 ve hiçbiri –en azından o sene içerisinde- infaz edilmemiş. 2012 öncesindeki yıllarda ve 2013’te de 100 civarı idam cezası verildiğini raporlardan görüyoruz. Buradan öncelikle çıkaracağımız şey, Mısır yargısının idama eskiden de meyilli olduğu ki bu şaşırtıcı değil. Zaten Mübarek dönemi de Sisi dönemiyle benzer bir karaktere sahipti. Devrim sonrası ilk kez halk tarafından seçilerek iktidara gelen bir yönetimin ömrü de 1 sene sürmüş, onlar yargı süreçlerinde köklü bir değişim sağlayamamışlardı. Yani “çok az idam cezası olan bir ülkede idam cezalarının sayısında patlama yarattılar” dersek darbe rejimine biraz haksızlık etmiş oluruz. Fakat şu da gözlerden kaçmamalı: Her ne kadar Mısır, darbe öncesi yıllarda da dünyanın en çok idam cezası veren ülkeleri arasında almış olsa da son 3 yılda bu oran çok daha fazla artmış durumda. Zira 740 sayısından yola çıkıp buna 2 yıla böldüğümüzde; Mısır’ın zaten yüksek olan eski oranları dahi 3’e katlanmış oluyor…

Hukuk Usulleri Ayaklar Altında

Mısır’daki idam cezalarının elbette hepsi uygulanmıyor. Zaten dünyanın hiçbir yerinde verilen idam cezası sayısıyla infaz oranları sayısı birbirine yakın olmaz. Ancak böylesine ciddi bir müeyyidenin bu kadar yüksek oranlarda verilmesi dahi büyük hukuksuzluklara işaret ediyor. Her şeyden önce infaz edilmese dahi idam cezası halkın, özellikle de siyasi muhaliflerin üzerinde büyük bir baskı aracına dönüşmüş oluyor. Bunca idam cezasının nasıl usullerle verildiği meselesi de hukuk trajedisinin diğer yüzünü teşkil ediyor.

Sadece sayılara takılmadan bu usul meselesini biraz açalım… Adil yargılanma ve savunma hakkına yapılan tecavüzler de sayılar kadar önemli. Zira idam çılgınlığı sadece niceliksel değil, niteliksel de bir çıldırma hâli…

Mısır yargısının en büyük problemlerinden biri askeri rejime dönülmesi ile birlikte yargısal inisiyatifi ele alan askeri mahkemeler ve terör daireleri. Siviller, askeri mahkemelerde yargılanıyor. İnsan Hakları Adalet Kurumu, kendi raporunda terör dairelerinin Anayasa’ya aykırı olarak kurulduğunu iddia ediyor (Anayasa’da belirtilmemiş yeni bir yargı organı ihdas etmek). Yani durumu “Mısır’da mahkemeler şahtı, şahbaz oldu” diye özetleyebiliriz. Terör daireleri, bir hukuk müessesi olmaktan çok biçerdöver işlevi görüyor. Mesela yine İnsan Hakları Adalet Kurumunun raporunda adı geçen bir terör dairesi başkanı vardı: Naci Şahata. Naci Şahata’ya dair bir istatistik, biçerdöver derken neyi kastettiğimi gayet güzel ortaya koyuyor: Bay Şahata şu ana kadar 6 davada 239 idam kararı vermiş. Hayır desek ki “belki de çok büyük bir mesele var, bir kalkışma var tek davadan topluca vermiştir”… Olmuyor. Tam olarak 6 davadan bahsediyoruz.

Mısır yargısının “niteliksel” çılgınlıkları terör daireleri ve olağanüstü yetkili mahkemeleri ile de sınırlı değil. Özellikle 2014’te çıkarılan bazı kararlardan sonra devletin güvenlik kuvvetleri müdahale konusunda üstün yetkilerle donatılmış durumda. Mevzuattaki flu tanımlar sayesinde istedikleri gibi siyasi muhalefete müdahale edebilecek konumdalar.

Sonuç ve Temenniler

Başta dedim ya… Yazı konumuz idam olduğu için işkencelere, haksız gözaltı ve tutuklamalara, savunma hakkında mahrumiyete hiç girmiyorum. Masumiyet karinesi ortadan kalkmış falan demeyi aklımın ucundan geçirmiyorum. Tek diyebildiğim, Allah’tan Mısır halkına yardım dilemek. Tez zamanda bu hukuk trajedisinin bitmesini, Mısırlıların bu adaletsizliklerden olabildiğince kurtulmasını Rabbimden niyaz ediyorum. Bir de yazı boyunca faydalandığım İnsan Hakları Adalet Kurumu raporunun sonuç kısmında belirtilen talepleri bu dualarıma ekleyebilirim:

1- Olağanüstü tüm hükümler ve mahkemeler kapatılsın, terör daireleri ve askeri mahkemeler önünde bakılan her davaya olağan hâkim önünde bakılsın

2- Terör daireleri ve askeri mahkemeler tarafından çıkarılan tüm idam kararları ve siyasi davalar durdurulsun

3- Anayasa’dan ve uluslararası sözleşmelerden doğan yükümlülüklere bağlı kalınsın

4- İşkence dursun”

Amin.

 

 

Güncelleme Tarihi: 22 Ekim 2016, 13:35
YORUM EKLE

banner39

banner50

banner47

banner48