banner15

Borç birliğinden önce güçlü liderlik

Son bir yıldır yaşananlar Avro Bölgesi'ni vuran ekonomik krizin öncelikli sorunun liderlik sorunu olduğunu gösterdi. Bu konu aşılmadan diğer konuların da aşılması mümkün görünmüyor.

Borç birliğinden önce güçlü liderlik

Sinan Özdemir - Dünya Bülteni/ Brüksel

Geçen hafta Salı günü Paris'te Fransa Cumhurbaşkanı Sarkozy ve Almanya Şansölyesi Merkel bir araya gelerek avro krizinden çıkmak için üç öneride bulunmuşlardı. Konuyu "avro krizinde sil baştan ?" adlı haber-analizimizi şu cümlelerle sonlandırmıştık :" Paris Zirvesi'nde Merkel ve Sarkozy'nin kabul ettikleri ve diğer Avro Böllgesi ülkelerine sunacakları üç öneriye piyasaların ilk tepkisi olumlu oldu. Avro dolar karşısında değer kazandı. Ancak bu güne kadar liderlerin Avro krizinde ortaya koydukları gerçekleşmesi veya yürütülmesi güç yaklaşımlar sebebiyle her üç önerinin kısa vadede Avro Bölgesine her hangi pozitif katkısı olmayacağı, piyasaların ilk tepkisi olumlu olsada bu durumun uzun sürmeyeceği ve başlangıç noktasına dönüleceğini gösteriyor." 

Öyle de oldu. Kırk sekiz saat geçmeden Paris Zirvesi'nin büyüsü kaçtı ve tekrar başa dönüldü. 18 Ağustos'ta yayımlanan gazetelerin manşetlerine bakıldığında umitvar olunmasını gerektirecek bir tek manşet yoktu. İspanya'da yayımlanan El Pais "Ekonomi ve bankalar konusunda ki korkular borsaların çöküşünü tetikledi" , İtalya'da yayımlanan İl Manifesto "Avrupa yanıyor" , Almanya'dan Handelsblatt "Avrupa başarısızlığa mı koşuyor ?" Polonya'da yayımlanan Gazeta Wyborcza ise "endeksler düşüyor" manşetiyle yayımladığı haberde belirsizliğin egemen olduğu ifade ediliyor. 

Geçen hafta yayımlanan iki söyleşinin altı çizilmesi gerekiyor.  İlki Die Zeit'ta diğeri Le Monde'ta yayımlandı. Her iki gazetede ortak para birimi avro'ya geçilmesinde oynadıkları rol göz önünde bulundurularak tercihlerini ortaya koydukları anlaşılıyor. Die Zeit gazetesi Helmut Kohl'un son Dışişleri Bakanı Klaus Kinkel'i konuk ederken Le Monde gazetesi 1985-1994 tarihleri arasında Komsiyon Başkanlığı yapan Jacques Delors'la bir araya geldi. Avrupa Birliği projesine hala inandığını söyleyen Kinkel Almanya'nın zayıf ülkelere sahip çıkması gerektiğini söylerken Delors,  Avro ve Avrupa Birliği için tercih zamanı olduğunu söylüyor. Yaşananlara rasyonel yaklaşılması ve yaşanan krizde kollektif bir sorumluluğun olduğunu hatırlattıktan sonra çözümün de kollektif olması gerektiğini hatırlatıyor.  

The Times ve Financial Times'ta yayımlanan iki yazı tartışmalara farklı bir boyut kazandırıyor. The Times'ta Anatole Kalesky (How to save the euro-Kick out Germany ) ve FT'dan Martin Sandbu (Europe need not wait for Germany) zayıf halkanın Portekiz, İtalya veya İspanya olmadığı tam aksine avro'nun çöküşüne Almanya'nın sebep olacağını ifade ettikten sonra Almanya'nın (Almanya'nın ekonomi politiğini destekleyen Avusturya, Hollanda ve Finlandya'da listeye dahil ediliyor) Avro Bölgesi'nden çıkarılması gerektiğinin altı çiziliyor. Bu güne kadar zayıf ülkelerinin Avro Bölgesi'nden çıkması istenirken gelinen noktada Avrupa ekonomisinin motoru kabul edilen Almanya'nın çıkmasının daha hayırlı olacağı ifade ediliyor. 

Anatole Kaletsky kaleme aldığı senaryoda Fransa'yı merkeze oturtuyor ve başrolü veriyor. Fransa'nın AB kurumlarında oynadığı roller hatırlatılıyor. Fransa'nın federal Avrupa hayalini gerçekleştirecek donanıma ve kapasiteye sahip olduğunu söylüyor ancak senaryo liderliğinin dışında somut hiçbir  gerçekçiliğe dayandırılamıyor. Fransa'nın çekim merkezine dönüşeceği söyleniyor ancak Avrupa Merkez Bankası, Eurobond'lar ve İstikrar Fonu'nun yükünün nasıl paylaşılacağından bahsedilmiyor. Fransa'nın latin ülkeleri yanına alarak oluşturcağı yeni Avrupa'nın Doğu Avrupa ülkelerinin katılımıyla gücünü artıracağı , buna karşın,  Almanya'nın –Germania- izole edileceği ve zayıflayacağı ifade ediliyor. Kaletsky yazısını Fransız ulusal marşında bir mısrasıyla sonlandırıyor. 

Her iki yazar Almanyasız AB'nin daha iyiye gideceği söylese de bunun nasıl gerçekleşeceği konusunda somut bir argüman sunamıyorlar. Ancak Avro Bölgesi'nden çıkarılabileceğinin söylenmesi, tartışmalara renk katmanın ötesinde konuya farklı bir boyuttan yaklaşılmasına olanak sağlıyor. Ortak para biriminin temelde bir Alman projesi olmadığını ve iki Almanya'nın birleşmesi karşılığında –hegemonik yapısını kırmak için- kabul ettirildiği biliniyor. Almanya'nın Avrupa Birliği'nden çıkması en başta Fransa için Pandora'nın kutusunun açıldığı anlamına gelir. 

Delors'un altını çizdiği rasyonel yaklaşımdan uzak olunduğunu son yaşananlar gösterdi. Kollektif sorumluluğun her yönüyle kollektif paylaşımı da öngördüğü pek düşünülmüyor. Kollektif sorumluluk denilince gözlerin Almanya'ya çevrilmesi ancak kontrol mekanizmaları söz konusu olunca İspanya, İtalya ve Yunanistan'ın karşı çıkması Berlin'den bakılınca  bu ülkelerin yalnızca günü kurtarmaya çalıştıkları izlenimini uyandırıyor. Almanya'nın Fransız ekonomisini destekleme karşılığında 70 ve 80'li yıllarda empoze ettiği disiplinle bu gün diğer Avro Bölgesi ülkelerinden beklediği mali disiplin arasında hiçbir fark yok. 

Eurobond'ların Avro krizinde çözüm olduğunu söyleyenler Almanya'nın Eurbond'lardan önce Avro Bölgesi ülkelerinin finansman dengelerini taahhüt etmelerine anlam veremiyorlar. Avrupa Finansal İstikrar Fonu içinde aynı durum söz konusu. Der Spiegel'in Alman ekonomi bakanlığından elde ettiği hesaplara göre Eurobond'ların Alman ekonomisine ilk yıl 2,5 milyar avro, ikinci yıl bunun ikiye katlanacağı ve on sene içinde bunun faizler noktasında 25 milyar avro ek yük getireceği tahmin ediliyor.  Almanya Eurorbond'lar noktasında kapıyı tamamen kapatmadı. Ekonomi Bakanı Schäuble borç birliğinden önce mali ve bütçe birliğinin gerçekleşmesinin gerekli olduğunu hatırlatıyor. Ancak bu noktada da kollektif bir yaklaşımın olmadığı biliniyor. 

Son bir yıldır yaşananlar Avro Bölgesi'ni vuran ekonomik krizin öncelikli sorunun liderlik sorunu olduğunu gösterdi. Bu konu aşılmadan diğer konuların da aşılması mümkün görünmüyor. Avrupa'nın lokomotifi Almanya'nın bu rolü oynamaya niyetli olmadığı Merkel'in çıkışlarından anlaşılıyor. İçpolitikanın ağırlığı Avrupa'nın ekonomi politiğine yansıyor. Sarkozy Merkel'in aksine bu rolü oynamak istiyor ama imkan sıkıntısı çekiyor. Konsey Başkanı Van Rompuy yokluğuyla göz dolduruyor. Yeterince siyasi otoriteye sahip değil. Merkez Bankası tek başına karar alamıyor. Yetkileri sınırlı. Bu tablodan anlaşılacağı gibi bu dört aktörün dışında Avro Bölgesi'nden yeterli otoriteye ve imkana sahip bir liderin çıkması zor görünüyor. Bu sebepten birinin diğeri dışlayarak kazanması mümkün değil. Bu noktada Avrupa Birliği'nin herşeyden önce liderlik sorununu çözmesi gerekiyor. Avro Bölgesi için istikrarın yolu borç birliğinden önce güçlü liderlikten geçiyor.

Güncelleme Tarihi: 26 Ağustos 2011, 11:20
YORUM EKLE

banner39

banner36

banner37

banner35