banner15

Bratislava deklarasyonu veya tatile devam kararı

Avro kriziyle başlayan ve mülteciler meselesiyle zirveye ulaşan çok sesli, çok parçalı Avrupa, Bratislava Zirvesi öncesinde gerçekleşen küçük zirvelerle (6 Eylül’de Vişegrad grubu; 9 Eylül’de Akdenizli üyeler Atina’da toplandı) homojen bir Avrupa'dan veya Avrupa Birleşik Devletleri fikrinden çok yavaş yavaş bölgeler konfederasyonu fikrine evrildiğini gösteriyor

Bratislava deklarasyonu veya tatile devam kararı

Sinan Özdemir | Brüksel

Bratislava zirvesiyle Avrupa Birliği uzun zamandır Avrupa'yı kuşatan kara bulutları dağıtmayı, güveni ve koordinasyonu artırmayı hedefliyordu. Liderler Tuna'nın serinliğinde, Brexit sonrası, gelecek altı ayın yol haritasını belirlemeye çalıştılar. Almanya ve Fransa'nın çabalarıyla birlik görüntüsü verilmeye çalışıldıysa da zirvenin öncesinde ve sonrasında yaşananlar eski alışkanlıkların sürdürüldüğüne yorumlanabilir. İngiltere bağlamında çizilen kıyamet senaryoları, estirilen korku rüzgarı Londra'dan çok Brüksel'de gerçeklik buluyor. İngiltere Brilik'ten çıkış kararından sonra yeni duruma uygun adımlar atmayı başarırken Avrupa Birliği kendi geleceğini belirlemekte zorlanıyor. Bratislava deklarasyonu ilk bakışta konunun ciddiyetini kavradıkları izlenimini verse de zirve boyunca sorunların konuşulmaması, ötelenmesi ve müzakere sürecine uygun herhangi bir mekanizmanın ortaya konamaması altı ay sonra da bugünden çok farklı bir noktada olmayacaklarını düşündürüyor.

Ortak savunma fikrini bir kenara bırakırsak ekonomi, göç , dış güvenlik ve teröre karşı ortak mücadelede devletlerin uzalaşamaması kamuoylarının giderek artan ağırlıklarıyla izah edilebilir. Bratislava Zirvesi'nde Almanya-Fransa ortak basın toplantısına katılmayan İtalyan Başbakanı Matteo Renzi, göçe karşı verdikleri mücadelede ortak bir iradenin ortaya konmamasını eleştirdi. Birlik üyesi Akdeniz ülkeleri göçe karşı koordinasyonu artırmaya çalışırken Macaristan'ın 2 Ekim'de gerçekleştirmeye hazırlandığı "kotalar referandumuna" tek bir eleştirinin gelmemesi hoşnutsuzluğu artırıyor.

Zirve öncesi Başbakan Viktor Orban'ın uyuşmaz tutumu ileri sürülerek Macaristan'ın Birlik'ten çıkarılması gerektiği görüşünü ileri süren Lüksemburg Dışişleri Bakanı Jaean Asselborn hükümetinden beklediği desteği görmemesi aynı pasif destekle açıklanabilir.

Buna binaen zirvede Almanya'nın "kotalar konusunda" yumuşama sinyalleri vermesi Doğu Avrupa devletlerini rahatlattı. Tabii bu Orban'ın her önerisine katıldıkları anlamına gelmiyor. Örneğin Viktor Orban'ın savunduğu ama "ikna etmekte" zorlandığı Avrupa projesi (Brüksel’in aleyhine devletlerin güçlendirilmesi), Doğu Avrupa devletlerinin dışında, taraftar bulmakta zorlanıyor. Söz konusu proje Avrupa'daki AB karşıtlarının savundukları projeyle de örtüşüyor. Bu minvalde Avrupa Birliği zirvesine evsahipliği yapan Slovakya'nın göç meselesindeki tutumu Macaristan'dan çok farklı değil.

Hristiyanlığın şampiyonluğuna oynayan bu devletler daha püriten bir Avrupa fikrinin yaygınlaşmasında, aksi seda bulmasında önemli rol oynuyorlar. Başka bir ifadeyle Vatikan'ın veya aşırı uçlardaki grupların ileri karakolu konumundalar.

Avro kriziyle başlayan ve mülteciler meselesiyle zirveye ulaşan çok sesli, çok parçalı Avrupa Bratislava Zirvesi öncesinde gerçekleşen küçük zirvelerle (6 Eylül’de Vişegrad grubu ; 9 Eylül’de Akdenizli üyeler Atina’da toplandı) homojen bir Avrupa'dan veya Avrupa Birleşik Devletleri fikrinden çok yavaş yavaş bölgeler konfederasyonu fikrine evrildiğini gösteriyor. Bunları Kuzey Avrupa, Doğu Avrupa ve Akdeniz devletleri olmak üzere üç gurpta toplamak mümkün. Güç dağılımına göre Kuzey Avrupa ağırlığını en fazla hissettiren grup, ardından Doğu Avrupa (Visgerad grubu) ve son olarak da Akdeniz devletleri geliyor.

Almanya bu güç dağılımının merkezinde bulunuyor. Devletlerle olan ilişkilerini denge politikası, küçük adımlar siyaseti ve dayatmalarla yürütüyor. Mülteciler krizi Berlin'in imagosunu zedelemiş olsa da post-modern emperyal konumunu zayıflatmadı bilakis güçlendirdi.

Brexit'i oluşturan şartların yalnızca İngiltere'ye mahsus olmadığı, Birlik üyesi bütün devletlerde görülebilir olduğu bir gerçek. Toplumsal rahatsızlıkların artması karşısında Brüksel'in özellikle kalkınmayı destekleyecek, istihdamı teşvik edecek projelerle varlığını artırması gerekiyor. Komisyon Başkanı Jean Claude Juncker geçen hafta Perşembe günü Avrupa Parlamentosu'nda yaptığı "Birliğin durumuna ilişkin" konuşmada bu yönde adımların atılacağını ifade etse de şüphesiz zaman alacaktır. Bu noktada gençlerin işsizliği birinci sorun olmayı sürdürüyor. Ne var ki, Bratislava Zirvesi'nde ekonomi konuşulmayan konuların başında geliyor. Tartışmalar, yansıtılmak istenen Birlik görüntüsünü zedeleyebileceği düşüncesiyle ertelendi. Akdeniz ülkelerinin beklentileri bu noktada giderek artıyor. Özellikle mülteciler krizinden doğan zararlarının karşılanmasını bekliyorlar.

Gelecek yıl, 2015 ve 2016 gibi, her bakımdan Avrupa Birliği için test niteliği taşıyor. Almanya, Fransa ve Hollanda sandık başına gidiyor. Hollanda, yeniliğe açık olması kadar hayallerin gerçekleşme şansı en yüksek AB ülkelerinin başında geliyor. Kara bulutların giderek yayıldığı Avrupa Birliği'nde geleceğini görmemesi anlaşılır. Hollandalı aşırı sağcı Özgürlük Partisi (PVV) lideri Geert Wilders seçimleri kazanması durumunda İngiltere gibi referanduma gideceklerini söylüyor. Ancak karşıtlığını Müslüman varlığı üzerinden geliştirmesi asıl niyetini ortaya koyuyor.

Fransa'da, referandum söz konusu olmasa da, Ulusal Cephenin (FN) AB karşıtlığı üzerinden propaganda yapması bütün siyasi partileri daha dengeli bir tutum almaya zorluyor. İktidardaki sosyalistler gibi sağ kanatta yer alan partiler de İslam karşıtlığı üzerinden oy devşirmeye çalışması kendilerinden çok aşırı sağa yarıyor.

Benzer bir durum Avusturya'da yaşanıyor. Avusturya, tespitedilen usulsüzlükler sebebiyle iptal edilen cumhurbaşkanlığı seçimlerini tekrarlamak üzere 2 Aralık’ta sandık başına gidecek. Aşırı sağın sesini bastırabilmek için Yeşillerin (Grünen) adayı ve şu an cumhurbaşkanlığı koltuğunda oturan Aleksander Van der Bellen bile aşır sağdan rol çalarak Türkiye karşıtı eleştirilerde bulunuyor.

Siyasi belirsizliklere rağmen, Bratislava Zirvesi, altı aylık bir yol haritasının kabulüyle sona erdi. Tarafları kızdıracak konulara özenle girilmemesi güvenlik ve ortak savunma konularında bir "uzlaşmaya" varılmasını sağladı. Almanya küçük adımlarla işbirliğini geliştirmeyi hedefliyor. Öncelikli olarak sınrı güvenliğine yoğunlaşılacak. Özellikle Akdeniz'deki sınırlar. Bir yanda ortak teçhizat kullanımını sağlayacak işbirliklerinin artırılması hedeflenirken diğer yanda ortak savunma endüstrisinin oluşturulabilmesi için bir fon oluşturulacak.

Son kertede, Avrupa uzun yıllar başarısızlığı söz konusu olduğunda aşırı uçlardaki popülist parti ve hareketleri sorumlu tutmadığında, İngiltere'yi (Amerika Birleşik Devletleri'nin Truva Atı) sorumlu tutarak kendini temize çıkardı. Bratislava Zirvesi, bu defa sorumuluklarından kaçamayacaklarını hatırlattı. İngiltere’nin Birlik’ten ayrılmasıyla statükonun muhafaza edilemeyeceği ortaya çıktı.

Avrupa Birliği’nin geleceği bu noktada Berlin’in ‘nasıl bir Avrupa’ sorusuna vereceği cevaba göre şekillenecektir. Angela Merkel yaptığı açıklamada bir "Bratislava ruhundan" söz etse de asıl meselelerin konuşulmamış olması ve sırasıyla Malta (Aralık veya Ocak ayında ) ve Roma zirvelerine (Mart 2017) bırakılması İngiltere'nin AB'den ayrılışından üç ay sonra riskleri ve belirsizlikleri ortadan kaldırmadığı bilakis artırdığı söylenebilir.

 

Güncelleme Tarihi: 19 Eylül 2016, 17:49
YORUM EKLE

banner39

banner36

banner37

banner35