banner15

Brexit sonrası 'tam bağımsız İngiltere'

"Tam bağımsız İngiltere" sloganı bütün dillerde olsa da siyaset cephesindeki bölünmüşlük dönüşümü frenliyor. İngilizler Theresa May’i başbakanlık makamına yakıştırsa da müzakerelerin üstesinden geleceğine inanmıyor

Brexit sonrası 'tam bağımsız İngiltere'

Sinan Özdemir | Brüksel

İngiltere'nin Avrupa Birliği’nden çıkış (Brexit) kararının üzerinden üç ay geçti. Kopacağı söylenen fırtınanın kopmaması hem AB taraftarlarını hem de karşıtlarını şaşırtmış durumda. Genel gidişattan memnun olan İngiltere Başbakanı Theresa May partisinin Birmingham kongresinde uzun zamandır beklenen tarihi açıkladı. İngiltere gelecek yılın en geç Mart ayına kadar ayrılmak istediğini resmi yollardan Brüksel’e bildirecek. Theresa May bu çıkışıyla “hiçbir şey yapmıyorsunuz” eleştirilerine Birmingham’dan cevap vererek bütün baskılara rağmen geri adım atmayacaklarını da ilan etmiş oldu. Yumuşak geçiş sözü veren hükümet AB müktesebatını tekrar elden geçirerek Avrupa Adalet Divanı’yla da yollarını ayırmayı planlıyor. Brexit, İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana İngiltere’nin verdiği en önemli karar. Kırk yıllık bir beraberlikten sonra “tam bağımsızlık” yolunda atılmış önemli bir adım. Ancak ulusalcıların bu tutumu dünyaya global mülahazalarla yaklaşanlar için yeni dünya düzeninin sarsılması anlamına geliyor ki ekonomi ve finans silahıyla tepkilerini dışa vuracakları saati bekliyorlar.

"Tam bağımsız İngiltere" sloganı bütün dillerde olsa da siyaset cephesindeki bölünmüşlük dönüşümü frenliyor. İngilizler Theresa May’i başbakanlık makamına yakıştırsa da müzakerelerin üstesinden geleceğine inanmıyor. Muhafazakâr Parti içinde en başta Brexit müzakerelerini yürütmekle görevlendirilen Bakan David Davis olmak üzere farklı seslerin yükselmesi aynı rotada olmadıklarını düşündürüyor. Sürecin başlangıç tarihi kadar Brexit sonrası hangi bağlarla Avrupa Birliği'ne bağlı kalacakları , göçmen ve mültecilere karşı alacakları tutum, İskoçya’nın sürecin sonunda tekrar referanduma gidip gitmeyeceği ve ekonominin ne kadar zarar göreceği cevabı aranan soruların başında geliyor. The Times’ın geçen hafta yayımladığı ankete bakılırsa katılanların yalnızca yüzde 16’sı hükümetlerinin doğru stratejiyi uyguladığını düşünüyor. Son kamuoyu yoklamlarına bakılırsa propaganda döneminde adı sıkça Muhazafazakâr Parti başkanlığı için geçen ve sokaklardaki tepkilere rağmen dışişleri bakanlığına getirilen Boris Johnson'un popülaritesi her geçen gün biraz daha eriyor. Ankara ziyareti sırasında yaptığı açıklamalarla İngiltere'nin âli menfaatleri için “düne ait sözleri” unuttuğu anlaşılan Johnson'un popülaritesi yüzde 23’lere geriledi.

İngiliz siyasasının beklentilere cevap vermemesi referandum sürecinde yaşanan bölünmüşlükleri aşamamasıyla ilintili. Özellikle siyasi yaşamın iki merkezi partisi için durum ciddiyetini koruyor. Siyaset referandum sonrası tekrar yola koyulmaya çalışıyor. İşçi Partisi cadı kazanı gibi kaynarken muhafazakârlar David Cameron’un istifasıyla lider değişimini en az zararla atlatmayı başardı. Haftasonu Birmingham’da bir araya gelen muhafazakârlar tek vücut görüntüsü verdiler ve fakat fikri planda bölünmüş durumdalar. İşçi Partisi’nde durum biraz daha karışık. Referandum sonrası gölge kabinenin dağılmasıyla 182 milletvekili parti içi darbe girişiminde bulunarak kongreye giden süreci başlatmışlardı. Ancak Manchester'de 24 Eylül günü gerçekleşen kongrede partililerin tekrar Jeremy Corbyn’e tam destek vermeleri kadrolarla partilileri karşı karşıya getirdi. Kongre akşamı Londra Belediye Başkanı Sadık Han’ın üstü örtülü meydan okuması suların kolay kolay durulmayacağını gösterdi.

Referandum sonrası eleştirilen ve kabul edilemeyen Corbyn’in referandumdaki tartışmalı tutumu değil asıl İngiltere için önerdiği toplumsal proje bütün rahatsızlıkların kaynağını oluşturuyor. Doğrudan ifade edilmese de Theresa May’in 2020’den önce, özellikle müzakereler sonlanmadan, konumunu güçlendirmek için erken seçime gidebileceğine inanılıyor. Bu durumda işçi partililer kaybeden tarafta olacaklarına inanıyorlar. Corbyn’in “21. Yüzyıl Sosyalizm’i” olarak takdim ettiği fikir ve çözüm önerilerini “çağ dışı, gerçek dışı” kabul ediyorlar (programında başlıklar : herkese iş ve barınma garantisi, işçi haklarının ve sosyal devletin güçlendirilmesi, iklim değişikliği konusunda somut adımların atılması, herkese iyi bir eğitim-öğrenimin verilmesi, stratejik kabul edilen şirketlerin devletleştirilmesi, uluslararası ilişkilerde barış ve adalet fikrinin öncelenmesi...). 

Söz konusu bölünmüşlük referandum sonrası Avrupa Birliği'nden nasıl çıkılacağı hususunda da yaşanıyor. Bir yanda yumuşak çıkış (soft Brexit) taraftarları yer alırken , diğer yanda Boris Johnson, David Davis ve Liam Fox’un başını çektiği sert çıkış (hard Brexit) taraftarları yer alıyor. Sert çıkış taraftarı AB ile "bütün köprülerin atılmasını" ve göçmenler meselesinin bir an önce halledilmesini talep ediyor. Buna karşın yumuşak çıkış taraftarları gümrük birliğinde kalma pahasına göçmenler meselesini Brüksel ile uzlaşarak bir üçüncü yolda buluşabileceklerini savunuyorlar. İkinci görüşün kabulü referandumdan çıkan "göçmenlere/mültecilere hayır" kararını yok saymak anlamına gelirki Muhafazakâr Parti için kabulü güç görünüyor. Başbakan Theresa May konuyu parlamentoya taşımayarak lüzumsuz tartışmalardan kaçınmaya çalışıyor. Eski Başbakan Tony Blair'in Brüksel ile varılacak anlaşmayı referanduma götürme fikrine de sıcak bakmadığı biliniyor.

Siyaset Brexit sonrası alacağı yolu belirlemeye çalışırken bölgeler de çıkarları doğrultusunda geleceklerini “özel statü” bağlamında tartışıyorlar. İskoçya kalma konusunda verdiği kararın ardından Brüksel ile yürütülecek pazarlıklarda değerlendirmeye dahil edilmesini ve gümrük birliğinde kalmalarını sağlayacak bir çözümün bulunmasını talep ediyor. Bunun için Londra'yı yeni bir bağımsızlık referandumuyla tehdit ediyor. Londra İskoçya'ya Avrupa Birliği’yle olan bağlarından önce Birleşik Krallık'ın bir parçası olduğunu hatırlatarak herhangi bir özel statünün verilemeyeceği ancak müzakere sürecine dahil edilerek yeni ilişki biçiminin belirleneceği süreçte aktif taraf olmasını öneriyor. Londra Büyük Şehir Belediye Başkanı Sadık Han Londra'ya özel bir statünün verilmesini talep edeceklerini söylese de ciddiye alındığı söylenemez. Hükümet sandıktan çıkan kararın sulandırılmasına müsaade etmeyeceğini söyleyerek özel statü teşebbüslerine kapıları kapattı.

Siyaset gibi ekonomi ve bürokrasi de yeni döneme ayak uydurmaya çalışıyor. Bakanlıklar memur alımında bulunarak Brexit'i en iyi şekilde kontrol etmeyi planlıyorlar. Bu doğrultuda İngiliz diplomasisi 2017’de başlaması beklenen müzakereler öncesinde Brüksel’de lobi faaliyetlerini artırdı. Başlangıç tarihini kestirmek güç olsa da Haziran 2019’da gerçekleşecek Avrupa Parlamentosu seçimlerinden önce müzakerelerin sonlanacağını düşünmek mümkün.

Bu doğrultuda lobi faaliyetlerinin yanı sıra istihbarat ağı kurabilmek için de yoğun mesai harcıyor. Çünkü hiç kuşkusuz muhataplarının önerilerini önceden bilmesi müzakere masasında ağırlığını artıracağı gibi karşıt önerilerde bulunmasına da yardımcı olacaktır. Bunun için Fransa ve Almanya seçimlerinden sonra ortaya çıkacak tablo kadar 2017’de AB dönem başkanlığını üstlenecek Malta ve Estonya’ya farklı sahalarda (teröre karşı mücadele, bilgi banklarının korunması... ) yardımcı olmak iddiasıyla göndereceği uzmanlarla kontrolü artırmayı hedefliyor. Bu sayede kritik konular (gümrük birliği, finans, ticaret anlaşması...) hakkında önceden bilgi sahibi olmayı umuyor. Malta’nın Commonwealth üyesi olması İngiltere için bulunmaz fırsatlar oluşturuyor.

Ekonomik göstergelerin beklentilerin üstünde çıkması finans çevrelerini rahatlatsa da daha gümrük birliği üyesi olması gerçekle yüzleşmesini engelliyor. İngiltere hala AB üyesi olarak Brüksel'in 180 ülkeyle imzaladığı serbest ticaret anlaşmalarından yararlanıyor. Şimdi her bir devletle yeni anlaşmalar yapması gerekecek. Brüksel'in tepkisine rağmen zamandan kazanmak için ikili görüşmeler başlattı. "Tam bağımsız İngiltere" sloganı ekonomi görüşü için geçerli olmasa da, bu süreçte, ekonomiye yön veren uluslararası sermayeyi karşısına aldığı bir gerçek. Global ekonomi yeni dünya düzeninin ekonomik ayağını oluşturuyorken İngiltere'nin «örnek gösterilen» bir Birlik'ten kimliğini ileri sürerek çıkması meydan okuma olarak değerlendirilebilir. Son kertede Avrupa Birliği İngiltere'yi cezalandırmaya hazırlandığı gibi uluslararası sermayeyi elinde bulunduranlar da cevap haklarını saklı tutuyorlar. İngiliz siyasasında ama özellikle İşçi Partisi'nde görülen bölünmüşlüğün arka planında, adı konmasa da, söz konusu küresel kırılmanın izlerini görmek mümkün.

Güncelleme Tarihi: 10 Ekim 2016, 17:00
YORUM EKLE

banner39

banner36

banner37

banner35