banner15

Büyük Harbin yüzüncü yılında Saraybosna (I)

Saraybosna tarihi kıvılcımın yakıldığı ve sonucunda milyonlarca insanın öldüğü şehir olarak Balkanlar da barıştan çok ürettiği istikrarsızlıkla anılıyor...

Büyük Harbin yüzüncü yılında Saraybosna (I)

Sinan Özdemir/ Brüksel

Birinci Dünya Savaşı'nın yüzüncü yıl anma programı Saraybosna'da görkemli bir törenle açıldı. Savaşı tetiklediğine inanılan, Arşidük Ferdinand ve eşi Sophia Chotek'in Gavrilo Princip adlı bir Sırp milliyetçisi tarafından vuruldukları 28 Haziran günü başlangıç tarihi olarak belirlendi. Madalyonun bir yüzünde Saraybosna bulunuyorsa diğer yüzünde Balkanlar bulunuyor. Balkanlar tam olarak anlaşılabilmiş bir coğrafya değil. Dünya hala anlamaya ve de yorumlamaya çalışıyor. Saraybosna tarihi kıvılcımın yakıldığı ve sonucunda milyonlarca insanın öldüğü şehir olarak Balkanlar'da barıştan çok ürettiği istikrarsızlıkla anılıyor. Gavrilo Prinsip figürü üzerinden devam eden tartışma Balkanlar ve milliyetçilik fikrine göndermede bulunuyor.

Ne var ki, fotoğraf iddia edildiği gibi siyah/beyaz değil. Genelde Balkanlar özelde Bosna'da bir asırdan bu yana yaşananlar dış etkileri, nüfuz mücadelelerini de hesaba katmayı gerektiriyor. Normal zamanlarda dışa yansıyan üç hakikat (Boşnak, Sırp ve Hırvat) gibi, bu savaşın da ulusal, bölgesel ve uluslararası çok farklı yorumu ve kahramanı bulunmakta.

Sırbistan, 28 Haziran günü Saraybosna Milli Kütüphanesi'nde organize edilen ve Hırvaristan, Bosna-Hersek ve Avusturya cumhurbaşkanlarının hazır bulundukları programı boykot ederek aynı saatlerde Belgrad, Vijgerad ve İstokno'da Gavrilo Princip adına dikilen anıtların açılışlarını gerçekleştiriyordu. Sırbistan kendi tarihi hakikatini savunmaya devam ediyor. Savaşı başlattığı iddia edilen kurşunun bir Sırp milliyetçisinin silahından çıkmış olması Sırbistan'ı tarih karşısında sorumlu tutarken, Sırplar Almanya’yı sorumlu tutmaya devam ediyorlar. Son yıllarda yayımlanan yeni çalışmalar Almanya'nın rolünü azaltırken, Sırpların rolünü artırıyor. Sırp tarihçilerinin itirazları Sırbistan sınırlarını aşmıyor ve dünya yaşananlardan Sırpları sorumlu tutmaya devam ediyor. Ancak Arşidük Ferdinand'ın vurulmasından savaşın ilan edildiği 28 Temmuz tarihine kadar (ilk kurşundan Temmuz krizine) geçen bir ayın muhasebesi yapılmadan, Büyük Harbin doğru anlaşılması mümkün değil.

Konu bölge devletlerini böldüğü gibi, Avrupa devletleri içinde de farklı görüşlerin olması ortak bir programın gerçekleştirilmesini engelliyor. İngiltere, Birinci Dünya Savaşı'nı Commonwealth dünyasıyla sınırlı tutuyor. Almanya konuya mesafeli yaklaşıyor. Çek Cumhuriyeti ve Polonya savaş sonrası kazandığı bağımsızlığa yoğunlaşmayı tercih ediyor. İtalya kendi başına hareket ediyor. Macaristan yaşadığı büyük felaketi öne çıkarıyor. Fransa ve Avusturya organizasyon başkanlığı konusunda yarışıyor. Farklı görüşlerin olması aynı şehirde farklı konferansların organize edilmesine kadar götürebiliyor. Bakış açıların çatıştığı bir ortamda Avrupa'nın Büyük Harp konusunda ortak bir paydada buluşamaması tarihin ulusal yorumundan kurtulamadığını da gösteriyor. İkinci Dünya Savaşı'nın külleri üzerinde inşa edilen Birliğin iktidarı ve siyasi birliği kadar kültürel birliğini sağlayamadığı anlaşılıyor.

Berlin, Londra ve Paris'te organize edilen sergilere bakarak ülkelerin bakış açılarına ilişkin bir fikir edinmek mümkün. Berlin Deutsches Historisches Museum'da "Der Erste Weltkrieg 1914-1918" başlıklı sergide savaşın Batı Avrupa boyutunda çıkarak daha geniş bir perspektif içinde bölgesel olduğu kadar küresel boyutlarını öne çıkarmaya çalıştığı anlaşılıyor. Özellikle Afrika ve Ortadoğu ayağı, savaşın yalnızca merkezi imparatorlukların belirli bir coğrafyada gerçekleştirdikleri bir savaş olmadığı kolonyal dünyayı da içine aldığı ve küresel nüfuz mücadelesi fikri içinde hareket ettikleri gerçeğini göstermesi açısından büyük önem taşıyor. Ayrıca serginin bir bölümü savaşın karanlık yüzü olarak da ifade edebileceğimiz işgal altında ki bölgelerde işlenen cinsel suçlara ayrılması savaş olgusunun farklı bir cihetiyle tartışılmasına da olanak sağlıyor.

Fransa ve Belçika'daki sergilerde aynı yaklaşımı görmek mümkün. Daha uzun bir kronoloji içinde savaşın yol açtığı felaketleri kolonyal dünyadaki yansımalarıyla birlikte ele almaya çalışıyor. Asya'dan Afrika'ya uzanan geniş bir coğrafyada Avrupa'ya taşınanların ve kalanların hikayeleri yer almakta. Savaşın çirkin yüzü Büyük Harbin sınırlarını aşarak, daha geniş bir zaman dilimi içinde büyük fotoğrafta değerlendiriliyor. Bu tutum, katilin yüzünü (bu durumda Almanların) ve sorumluluğunu hafifletmeye yönelik bir hamle olarak da okunabilir.

National Portrait Gallery'de (Londra) , "The Great War in Portraits" sergisi, özneyi, bireyi ve vatanseverliği öne çıkarıyor. Savaşa doğrudan katılanlar kadar bekleyenlerin portrelerini görmek mümkün. Savaşın kolektif karakterini parçalayarak bireyi öne çıkarma eğilimi İmperial War Museum'da kendini hissetiriyor. Başlatılan bir kampanyayla savaşa dair resim ve hikayeler toplanıyor ve internet sitesinde yayımlanıyor. Savaşın sonlandırılmasında oynadıkları rolle hatırlanan Amerikalılar dahi bu sergide yer almıyor. Onlar gibi Fransızlar ve İtalyanlar da yok. Toplanan ve öne çıkarılan hikayeler yalnızca Commonwealt ülkelerini kapsıyor. Bireysel olanın öne çıkarılması hiç şüphesiz büyük fotoğrafı görmeyi de engelliyor. Savaşın diğer yüzleri (siyasi, jeopolitik, sosyal, ekonomik...) bu sayede ikinci planda kalıyor.

Bosna-Hersek'te çeşitli sergi, konser ve de konferanslarla ev sahipliği yapıyor. Ancak iki tiyatro oyunu dikkatleri çekiyor. Tiyatro sanatlar içinde doğrudan seslenilen ve karşılığı doğrudan alınabilen sanatların başında yer alıyor. Bu sebepten ayrıcalıklı bir konuma sahip. Birinci oyun Büyük Harple doğrudan bağlantısı olmamakla birlikte yirmi yıl önce Bosna Savaşı'nın en şiddetli dönemecinde Saraybosna'nın kuşatma altında olduğu günlerde "Bosna" filmiyle sesi olmayı başarmış Fransız Düşünür Bernard Henri Levy'nin "Hotel Europe" (Otel Avrupa) piyesi (tek kişilik oyun), diğer tarafta 1995'te Altın Palmiye'yi kazanan "Underground" filminin yönetmeni, Slobodan Miloseviç'i desteklediği iddiasıyla polemik konusu olan, Sırp milliyetçiliğine verdiği destekle tanınan Emir Kusturica'nın bir çalışması bulunuyor. Kusturica oyununda Sırbistan'da ve Sırp Cumhuriyetinde esen genel havaya uygun olarak savaşa sanatsal bir yüz sunuyor. Levy yirmi yıl önce "Batı Bosna'da öldü" ifadesiyle Batı'nın intiharına göndermede bulunurken Saraybosna'yı Birinci Dünya Savaşı'nın sekseninci yılında yeniden Avrupa'nın merkezine yerleştiriyordu. Şimdi "Hotel Avrupa" oyunuyla Avrupa'da yükselmekte olan milliyetçiliklere ve yaşanan değer kaybına dikkatleri çekmeye çalışıyor.

Avrupa 19. yüzyılda estirdiği değişim rüzgârıyla (özellikle 1848 baharı) Fransız ve Alman romantizmine esin kaynağı olmakla kalmadı çokkültürlü imparatorluklar üzerinde de etkili oldu. O günlerde esen değişim rüzgarı Avusturya-Macaristan ve Osmanlı İmparatorluğu bünyesinde bulunana halkları harekete geçirdi. Yeni fikirler özellikle gençler üzerinde etkili oldu. Ama asıl hayal dünyalarını süsleyen roman kahramanları idi. Arşidük Ferdinand'ı vuran Gavrilo Princip kendisini Victor Hugo'nun Sefiller romanında barikatlar üzerinde ölen Gavroşa benzetmesi bundan. Şimdi bir asır sonra Avrupa'da milliyetçi duyguların tekrar harekete geçtiği bir dönemden geçiyoruz (25 Mayıs Avrupa Parlamentosu seçimlerinde her beş Avrupalıdan biri ırkçı veya popülist bir partiye oy verdi). Kahramanların yeni ve değişmeyen yüzleri var. Sembollerin silinmesi toplumsal bilinci sil baştan inşa etmeye yetmiyor.

Birinci Dünya Savaşı'nın yüzüncü yıl etkinliklerinin savaşı tetiklediğine inanılan Saraybosna'da gerçekleşmesi "bir daha asla" sloganıyla desteklense de Avrupa'nın bölge yaklaşımında, bir değişikliğin olup olmadığı sorusunu sormayı gerektiriyor. Bosna ve Hersek'in Avrupa'nın denetimi altında neden beklenen sıçramayı, sosyal ve ekonomik barışı gerçekleştiremediği, tam aksine birkaç ay önce sosyal patlamanın eşiğine geldiği, ayrıca otuz yıl savaşlarının (1914-1944) ardından Avrupa'nın kendi içinde sağladığı siyasi barışın yüz yıl sonra Balkanlara neden bir türlü gelmediği sorusu büyük önem taşıyor.

Bu soruların cevabını analizimizin ikinci bölümünde aramaya devam edeceğiz.

Güncelleme Tarihi: 08 Temmuz 2014, 09:52
YORUM EKLE

banner39

banner50

banner47

banner48