banner15

CETA in TAFTA out?

Avrupalılar da Brüksel-Ottawa hattında yedi yıl süren müzakerelerin sonunda 2334 sayfayı bulan anlaşmanın ulusal parlamentolarda ve medyada tartışılmamasını anlamakta zorlanıyor

CETA in TAFTA out?

Sinan Özdemir | Brüksel

‘Ekonominin NATO’su olarak ifade edilen Avrupa Birliği-Kanada global ticaret anlaşması (CETA), Valonya'dan (Belçika'yı oluşturan üç bölgeden biri) yükselen itirazların "tatlıya bağlanmasından" sonra, Pazar günü Brüksel'de imzalandı. Valonya'nın çıkışı bir yanda sevinç gösterilerine yol açarken diğer yanda Brexit sonrası Avrupa Birliği'nin yaralanan imagosunun biraz daha zedelendiğine olan inancı pekiştirdi. Valonya'nın son dakikaya kadar direnmesi geçen hafta AB-Kanada Zirvesi'nin iptaline sebep olmuştu. Sorun tarım, KOBi’ler ve ihtilaf durumunda oluşturulacak mahkemeler konusunda düğümleniyordu. Ne var ki, iptalinin üzerinden 24 saat geçemeden sağlanan uzlaşma neden daha önce sağlanamadığı sorusunu sorduruyor. Sağlanamaması Avrupa Birliği çevrelerinin Valonya’nın itirazları ciddiye almamakla birlikte verdikleri 48 saatlik ültimatomdan kaynaklandı.

Tarafların ”uzlaşması“ krizin derinleşmesini önledi ancak süreç daha tamamlanmadı.

Medyaya yansımasa da Almanların da anlaşmaya itirazları var. Bölge parlamentolarının oylaması söz konusu olmasa da bazı sivil toplum kuruluşlarının anayasa mahkemesine yaptıkları başvurular gelecek aylarda konuyu yeniden tartışmaya açacaktır. Mahkeme 13 Ekim’de verdiği kararda tamamen onaylanana kadar geçici olarak yürürlüğe girmesinde herhangi bir çekince görmedi. Ancak içeriğine ilişkin kararını ileri bir tarihe erteledi.

Almanlar gibi Avrupalılar da Brüksel-Ottawa hattında yedi yıl süren müzakerelerin sonunda 2334 sayfayı bulan anlaşmanın ulusal parlamentolarda ve medyada tartışılmamasını anlamakta zorlanıyorlar. Son dönemde Avrupalılara rağmen tartışılmadan kabul edilen anlaşmaların sebep olduğu sosyo-ekonomik sorunlar göz önünde bulundurulduğunda haksız da sayılmazlar. Bu minvalde esası hatırlatması bakımından Valonya'nın çıkışı önemli. Ticaret anlaşmalarında taraflar arasında bir kazan-kazan durumunun sağlanması gerekiyor. Yoksa anlaşma olmaz dayatma olur. Ancak 505 milyonluk Avrupa söz konusu olduğunda 38 ulusal ve bölgesel parlamentonun beklentilerinin yüzde yüz karşılanması mümkün değil. Bu durumda taraf olanların artı/eksi dengesine bakarak bir karara varmaları gerekiyor. Komisyon’da müzakereleri süren yirmiye yakın anlaşmanın kazan-kazan formülü içinde değerlendirilmesi bu çerçevede imkansız görünüyor.

CETA bu noktada kurtarıldı ama TAFTA'nın (Amerika Birleşik Devletleri'yle AB arasında görüşülmekte olan global ticaret anlaşması) geleceği belirsizliğini koruyor. Brexit sonrası Avrupalı liderler kamuoylarına TAFTA'nın öldüğünü ilan etseler de müzakerelerin süreceğini 20 Ekim Brüksel Zirvesi’nde bir kere daha teyit ettiler. ABD Başkanı Barack Obama anlaşmanın sonuçlandırılıp döneminde imzalanmasını çok istedi ; ancak Avrupa kamuoyundan yükselen itirazlar müzakereleri frenleyince anlaşma sonuçlandırılamadı. Buna karşın, başkan adayları Donald Trump ve Hillary Clinton anlaşmanın rafa kaldırıldığını duyurdular. Amerikalılar bu tür anlaşmaların istihdamı artırmadığı bilakis azalttığına inanıyorlar. Benzer görüşlerin CETA içinde ifade edildiğini görüyoruz. Araştırmalar, CETA'nın yeni iş olanakları yaratacağı gibi yürürlülüğe girmesiyle 200 bin Avrupalıyı işinden edeceğini kaydediyor. Amerikalıların ve Avrupalıların bu noktada birbirilerini anladıkları söylenebilir. Avrupa Birliği'nin CETA'ya sarılması TAFTA'nın geleceğinden duyduğu endişeden kaynaklanıyor. Aynı doğrultuda Amerika Birleşik Devletleri'nin oyun dışı kalabileceğini düşünen büyük Amerikalı şirketler şimdiden Kanada'ya açılarak Avrupa pazarına güçlü bir biçimde girmenin yollarını arıyorlar.

Valonya Bölge Başkanı Paul Magnette Valonya'nın şahsında verdikleri kavgada bütün Avrupa'nın sesi olduklarını; neoliberal politikalara direndiklerini ifade ediyor. Valonya'nın Avrupa'nın geleceğini korumak için yaptığını iddia ettiği çıkış her şeyden önce kendi çıkarlarını korumaya yönelik bir hamle olarak değerlendirilmelidir. Birlik içinde daha fazla globalleşmeye fikrine karşı ulusalcı reflekslerin artması geleceğe dair artan karamsarlıkla izah edilebilir. Zaten böyle olmamış olsaydı sorunu 48 saatte çözmeleri mümkün olmazdı. Ayrıca, Valonya'da sosyalistlerin iktidarına rağmen Belçika İşçi Partisi'nin Valonya'da yükselişte olması böylesi bir hamleyi gerektiriyordu. Bu çıkış giderek inandırıcılığını yitiren sosyalistlere kendilerini yeniden tanımlayabilme şansı da sunuyor.

Valonya'nın çıkışına en sert itiraz tahmin edilebileceği gibi Flemenkler'den (Belçika'yı oluştruan üç bölgeden biri) geldi. Onları iki yüzlülükle, tutarsızlıkla suçluyorlar. Şeffaflığın tek taraflı olamayacağını hatırlatıyorlar. Valonya'nın silah satışları konusunda ketum davranması pek bilinmeyen bir gerçeği tekrar gündeme taşıdı. Valonya Bölgesi son yıllarda Ortadoğu'ya silah satışlarını artırdı. Geçen yıl imzaladığı anlaşmaların yüzde 60’ı Suudi Arabistan'a yönelik idi. Bu durum silah endüstrisiyle güçlü bağları bulunan Valonya Bölgesi'ni daha akıllıca hareket etmeye zorluyor. Kamuoyunun tepkisini çekmemek ve izini kaybettirmek için üçüncü ülkeleri kullanmaktan da çekinmiyor. Bunlardan biri CETA anlaşmasıyla avantajlı çıktığı iddia edilen Kanada (!) Valonya'nın en güçlü itirazı anlaşmanın özellikle ihtilaflar söz konusu olduğunda kurulmasını öngördüğü özel mahkemelere ilişkin. Haklı olarak şirket-devlet ihtilaflarında devletten yana tavır alarak haklarının korunmasını talep ediyorlar. Konu hakkında bir takım garantiler aldıklarını ifade etseler de gerçekte Avrupa Adalet Divanı’nın kararını bekliyorlar. Bu yolla CETA’nın öngördüğü özel mahkemeleri kadük hale getirmeyi ve devletlerin kontrolünde yeni mahkemelerin kurulmasını planlıyorlar.

Son kertede CETA uzun çekincelerin ardından imzalandıysa da süreç daha henüz tamamlanmadı. Gelecek yılın ilk aylarında Avrupa Parlamentosu ardından 38 ulusal ve bölgesel parlamentonun onaylaması gerekecek. Bu noktada ‘ekonominin NATO’su olarak takdim edilen CETA’nın önüne yeni sürprizler çıkabilir. Global anlaşmaların ilki olması bu uzun ve kafa karıştırıcı süreçten geçmesini gerektiriyor. Kesin olan kazananlar kadar kaybedenlerin olacağıdır. Son yirmi yılda kontrolsüz globalleşmenin açtığı yaralar göz önünde bulundurulduğunda çok daha kontrolsüz olanının açabileceklerini tahmin etmek güç olmasa gerek. Avrupalıların tek tesellisi, TAFTA’dan farklı olarak, normları tamamen ayaklar altına almıyor!

Güncelleme Tarihi: 31 Ekim 2016, 15:09
YORUM EKLE

banner39

banner36

banner37

banner35