banner15

Chavez'in buruk zaferi, muhalefetin başarısı

Venezüella’da 26 Eylül’de düzenlenen genel seçimler Chavez açısından hüsranla sonuçlandı

Chavez'in buruk zaferi, muhalefetin başarısı

Ebru Afat/ Dünya Bülteni

Latin Amerika’nın son on yılına damgasını vuran ve bölgede birbiri ardına sol kadroları iktidara taşıyan dalganın öncülüğünü yapan Venezüella’da 26 Eylül’de düzenlenen genel seçimler, Devlet Başkanı Hugo Chavez açısından hüsranla sonuçlandı. Chavez’in lideri olduğu iktidardaki Sosyalist Parti (PSUV), 165 sandalyeli Venezüella parlamentosunda 98 milletvekili çıkararak yine çoğunluğu elde etti. Ancak Demokratik Birlik (MUD) koalisyonunda toplanan muhalefet 65 milletvekilliği kazanarak Chavez yanlılarının (Chavistas) parlamentodaki mevcut üçte iki çoğunluğuna son verdi. Bu rakam, bir partinin parlamentoda üçte iki çoğunluğu elde etmesi için gerekli olan 55 sınırının üstündeydi. Katılım oranının yüzde 66 olarak gerçekleştiği seçimlerde diğer iki sandalye ise küçük bir partiye gitti.

İlk defa 1998’deki başkanlık seçimlerini kazanarak iktidara gelen Chavez’i ülkeye Küba benzeri otoriter bir sistem getirmeye çalışmakla suçlayan muhafazakâr, ılımlı ve sosyal demokrat partiler 2005 genel seçimlerini boykot etmiş, bu da Chavez’in parlamentoda ezici çoğunluğu sağlamasına yol açmıştı. Chavez’i bertaraf etmek için bu sefer güçlerini birleştirerek oyuna katılmaya karar veren muhalefet partilerinin oluşturduğu Demokratik Birlik koalisyonunun sözcüsü Ramón Guillermo Aveledo, sonuçların onlara büyük bir siyasi güç verdiğini ve çok mutlu olduklarını söyledi. Chavez ise daha önceki seçimlerden alışılageldiği şekilde başkent Caracas’taki başkanlık konutu Miraflores Sarayı balkonundan halka seslenmedi ve Twitter’dan yayınladığı açıklamasında “Bolivarcı ve demokratik sosyalizmi derinleştirmeye devam etmelerine yetecek bir zafer kazandıklarını” ifade etti.

Bu açıklaması ile hedeflerinden vazgeçmediğini vurgulayan Chavez, bir yandan taraftarlarına moral verip kuyruğu dik tuttuğunu göstermeye çalışırken diğer yandan önümüzdeki günlerde Venezüella’yı çok hareketli günlerin beklediğinin sinyallerini gönderdi. Yeni parlamento Ocak 2011’de göreve başlayacağı için Chavez bu zaman zarfında, “sosyalist devrimi zirveye ulaştıracak radikal reformlar” olarak gördüğü değişiklikleri getirecek bazı kanunları eski parlamentodan geçirebilir. Beklentilerin üzerindeki bu başarıyla kendine güveni gelen ve 2012’deki devlet başkanlığı seçimlerinde Chavez’i alt edebilme rüyaları görmeye başlayan muhalefet ise protesto gösterileriyle değişiklikleri engellemeye kalkışabilir. İstediği yasaları 2011’e kadar çıkarabilse ve 2012’de bir kez daha başkan seçilse dahi yeni güç dağılımı her halükarda Chavez’in hareket alanını oldukça kısıtlayacak ve onu muhalefetle uzlaşmaya zorlayacaktır. Zira Chavez’in, yüksek mahkeme üyelikleri gibi bürokrasideki anahtar noktalara dilediği isimleri atayabildiği; eğitim, yerel yönetimler, maliye gibi alanlarda istediği değişiklikleri kolayca yapabildiği günler geride kalmıştır.

Chavez ve Bolivarcı devriminin geleceği

Eylül 2010 genel seçimlerinin, Venezüella açısından bir dönüm noktası teşkil edeceği rahatlıkla söylenebilir. Ülkenin petrol gelirlerini, yeni bir sosyalist model olarak adlandırdığı ve Latin Amerika’nın 19. yüzyılda İspanyol sömürge yönetimine karşı verdiği bağımsızlık savaşının öncü komutanlarından Simon Bolivar’dan esinlendiğini söylediği politikalarını uygulamak için harcayan Chavez’e yönelik halk desteği hâlâ yüksek. Üstelik muhalefetin eleştiri ve suçlamalar ötesine geçip Chavez’e karşı derli toplu alternatif politikalar sunabilmesi de söz konusu değil. Fakat bu durum, 2002’de ABD’nin desteklediği bir darbeyle Chavez’i devirme girişimleri başarısızlıkla sonuçlanan elit kesimlerin etkili olduğu muhalefet partilerinin dile getirdikleri bazı sorunların yakıcılığının üzerini örtmeye yetmiyor. Keza Chavez’in muhalefetin bazı unsurlarının dış güç odaklarıyla bağlantısı üzerine odaklanan ve sürekli anti-Amerikan unsurlar etrafında şekillenen söylemleri de bu sorunların etkilerini gidermiyor.

Ücretsiz eğitim ve sağlık hizmetleri sunulması, devlet tarafından sübvanse edilen ucuz yiyecek satan marketler açılması gibi politikaları sayesinde kırsal kesimde ve büyük şehirlerin varoşlarında yaşayan alt sınıfların desteğini alan Chavez, özellikle devletleştirme politikaları ve bankacılık sektörüne getirdiği denetimler nedeniyle üst sınıfların nefretini kazandı. ABD’nin dış politikalarını çok sert eleştirmesi; Çin, Rusya ve İran ile stratejik ilişkiler kurması ve Latin Amerika ülkeleri arasında bir işbirliği bloğu oluşturmaya çalışması nedeniyle Amerikan medyası tarafından Batı karşıtlığı ve diktatörlükle suçlandı. Venezüella muhalefetinin büyük bir kısmı da 2002’deki darbe girişimi nedeniyle kendilerine şüpheyle bakan Chavez’i anti-demokratik bir lider olarak göstermek için elinden geleni yaptı. Oysa Venezüella’da hükümetin kontrolündeki devlet televizyonu ile Chavez tarafından kurulan ve tüm Latin Amerika coğrafyasına yayın yapan Telesur kanalı dışında medyanın büyük çoğunluğu ABD ile bağlantılı yayın organlarından oluşuyor.

Chavez, retoriğe ve gösterişli jestlere dayalı tarzına, zaman zaman yabancı liderleri de hedef aldığı, dozu epey yüksek sivri açıklamalarına rağmen, dünyanın en fazla halk oylamasına giden lideri konumunda. İlk seçim yenilgisini, bazı sosyalist düzenlemeler ile devlet başkanının yetkilerini genişleten değişikliklerin 2007’deki referandumda reddedilmesi ile alan Chavez, 2009’daki referandumda devlet başkanının görev yapma dönemlerine yönelik kısıtlamaların kaldırılmasını halka kabul ettirmeyi başarmıştı. Yine de 2008’deki yerel seçimlerde zemin bulmaya başlayan muhalefet, aynı yıl başlayan küresel ekonomik krizin Venezüella’daki etkileri karşısında elde ettiği bu zemini genişletmeye başladı. Küresel ekonomik krize karşı ülke içinde etkili önlemler alıp bütçe kısıtlamasına gitmeye yanaşmayan Chavez, bunun bedelini enflasyon rakamlarının %30’lara varmasıyla ödedi. Uzun süreli elektrik kesintilerinin günlük yaşamın bir parçası haline gelmesi ve bireysel silahlanmanın yüksekliği ile fakirlikten kaynaklanan şiddet suçlarındaki büyük artıştan kaynaklanan güvenlik sorunları da Chavez’in popülaritesini düşüren unsurlar arasında.

Latin Amerika’nın en renkli ve sıra dışı lideri olan Hugo Chavez yönetimini zorlu günler bekliyor. Mevcut durumda Chavez’in önünde iki seçenek görünüyor: Kafasındaki demokratik sosyalist devlet modelini tam olarak hayata geçirmek için, ne pahasına olursa olsun, elinde kalan son kozları biran önce oynamak ile muhalefetle uzlaşıp mevcut gerginliği azaltmak. Chavez’in ülkenin acil çözüm bekleyen sorunları ve muhalefetin öfkesi karşısında nasıl bir yöntem izleyeceği, hem kendi siyasi kariyeri hem de Venezüella’nın istikrarının belirlenmesinde hayati bir rol oynayacaktır. 21. yüzyıla girerken artık alternatifi kalmadığı söylenen kapitalizme ve neo-liberal ekonomi politikalarına karşı başka bir dünyanın mümkün olabileceğine inanan ve bunun arayışını verenler için Chavez ve Venezüella deneyimi, hataları ve sevaplarıyla tartışılması gereken bir örnek teşkil etmektedir.


 

Güncelleme Tarihi: 07 Ekim 2010, 16:22
YORUM EKLE
YORUMLAR
 ilhan Yıldız
ilhan Yıldız - 10 yıl Önce

Haber yazmayı öğrenmelisiniz ya da yazmayı bırakmayı....

yorumcu
yorumcu - 10 yıl Önce

ilhan nyıldız adlı yorumcu arkadaş, analizle haber farkını farketsen daha iyi olur

devrim
devrim - 10 yıl Önce

Ebru hanım gerçekten bizi bilmediğimiz bir coğrafyadaki gelişmeler hakkında aydınlatan bir yazı kaleme almış.

bir insan
bir insan - 10 yıl Önce

eger bu zionist kapital esiriyetinden kurtulmak istiyorsa halkin ezilen ve inek gibi sömürülen esirler bas kaldirmak istiyorsa hakca bir insan tabiat yasama sansi ariyorsa,chaves modelini ülkemizde zaten yeterince tabani vardir.türklerin ve diger uluslarin emperyal ziyon banksterlerden,bu gezegende kurtulus savasindayiz .....ademoglu kalk ayaga desemde...en son trenide kacirdik,

banner39

banner50

banner47

banner48