banner15

Çin Halk Cumhuriyeti 67 yaşında

Çin’in 1970’lerin ikinci yarısından itibaren sergilediği ekonomik liberalleşme sürecinin siyasi ve toplumsal alanda liberalleşme ve özgürlüklere kapı aralamaması Çin’in bir yandan çelişkisi, öte yandan kendine özgü yapısını oluşturuyor

Çin Halk Cumhuriyeti 67 yaşında

Cihan Kurtaran | Kuala Lumpur

Mao Zedong’un 1 Ekim 1949 tarihinde kuruluşunu ilân ettiği Çin Halk Cumhuriyeti 67 yaşında. ‘Komünist Çin’ olarak da bilinen bu ülkede bugün kutlamaların önceki yıllara göre ‘komünist’ ideolojiyi öne çıkartan dev kitlesel gösteriler şeklinde gerçekleşmeyip, aksine daha durgun törenlere terk etmiş durumda. İdeolojik içerikli mesajlardan ziyade, ekonomik kalkınma hedeflerine yönelik açıklamalar gündeme getiriliyor. Yurt dışındaki Çin temsilciliklerindeki resepsiyonlarda ise, ilgili ülke temsilcileriyle Çinli yetkililer arasındaki sohbeti ticari ve yatırım ilişkilerinin şekillendirdiği gözlemleniyor. Bu çerçevede, ne Çin tarafında ne de bu davetlere iştirak eden uluslararası misafirler veçhesinde ‘komünizm’ propagandası ya da karşıtlığına rastlanıyor.

Tarihin bu eski hanedanlıklar devletinin modern dönemde Mao eliyle kuruluşu, Komünist Çin ile Milliyetçi Çin yanlılarının uzun süren ve ülke modern tarihinde sivil savaş olarak bilinen mücadelenin 2. Dünya Savaşı’nın ardından komünistler lehine sonuçlanmasıyla gerçekleşti. Milliyetçi Çin ordusu ve üst düzey yöneticileri ise, Tayvan Adası’na göç etmek zorunda kaldı. Böylece, komünizm ideolojisi, doğunun bu devasa ülkesinde bir devlet sistemi örneği olarak bugüne kadar varlığını sürdürdü. Günümüzde küresel siyasetin ve de ekonominin odağında yer alan bir ülke konumundaki Çin, hem kendi içindeki gelişmelerin hem de benzer kategoride yer alan ülkelerdeki değişimler sonrasında dünyanın ikinci büyük ekonomisi haline geldi.

Çin’in kuruluşundan bu yana geçirdiği değişim aşamalarını üç ana döneme ayırmak mümkün. Komünizm ideolojisiyle öne çıkan ve ‘Çin komünizmi’ olarak isim yapan siyasi yapılanmanın ağırlığını hissettirdiği 1972’ye kadar olan dönem; 1970’lerin ikinci yarısından itibaren başlayan liberal ekonomik açılım süreci; 2000’li yılların başında dünya ticaret örgütüne kabul edilişiyle küresel sisteme entegrasyonu.

Bu üç süreç, Çin devletinin komünist ideolojinin unsurlarına bağlılığında bir değişiklik olduğunu açıkça ortaya koymasa da, ekonomik kalkınmayı bu ideolojinin asli unsurlarına bağlı kalarak gerçekleştirmediği bir gerçek. ABD-Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği (SSCB) arasında geçen Soğuk Savaş döneminde, Çin bu sürecin bir adım gerisinde kalırken, Nixon’un 1972 yılındaki ziyaretiyle ekonomik kalkınmaya, giderek daha çok liberal ekonomi çizgisine yaklaşarak buldu. Öyle ki, Nixon ile Mao arasındaki görüşmelerin sonunda imzalanan Şangay Bildirisi Çin’de bir dönemin bitip yeni bir dönemin başlaması anlamı taşıyordu.

Nixon’un bu ziyareti Vietnam Savaşı öncesinde ABD’nin bölgedeki siyasi ve askeri konumunu güçlendirmeye matuf yeni bir aks değişiminin ifadesiydi. Bu bağlamda, Çin ve SSCB arasında, özellikle henüz yeni bağımsızlığını kazanan veya kazanmak üzere olan ülkelere ‘rol ve model’ olma konusundaki ayrışma ve çatışmanın doğurduğu gerilimin de itekleyici gücüyle dönemin ABD hükümeti uzun yıllar tanımadığı Çin’le el sıkışmaktan geri kalmadı. ABD yönetimi, sivil savaş döneminde büyük destek verdiği milliyetçi Çin yanlılarını, 1949 yılı sonrasında da Tayvan’da Çin Cumhuriyeti adıyla kurulan yapıyla ilişkilerini geliştirmeyi tercih ederken, ana kıtadaki Çin yönetimiyle ilişkileri dondurdu. Bu nedenle, Nixon’un Çin yönetimiyle başlattığı ilişkiler, ABD siyasetinin Asya-Pasifik’deki önemli bir politika değişimine gittiğinin bir ifadesidir.

Soğuş Savaş yıllarında 3. Dünya ülkelerine modellik sürecinde iki öncü komünist ülkesinden Sovyetler Birliği yönetimi, Çin’in önünü almak için Çin’in benimsediği bu ülkenin bazı politikaları benimsemek zorunda kaldı. Bunlar arasında Çin’in güttüğü anti-emperyalizm; ulusal-ırk ve etnik konular; uluslararası ticaret yapılaşması öne çıkıyordu. Aradan geçen süreçte Sovyetler Birliği 1987’de tarihe kavuşurken, Çin ekonomik liberalleşmede önemli adımlar atıyordu. Bugün ise, Çin artık 3. Dünya veya Bağlantısız ülkeler için bir ideolojik açılım anlamı taşımıyor. Aksine, sahip olduğu ‘yatırımcı’ gücüyle alt yapıdan başlayarak kendi tecrübesini bu çevrelere bizzat kendi eliyle götürüp sunuyor.

Çin’de yaşanan bu dönüşümde ABD’nin rolü yadsınamaz. Öyle ki, Çin’de komünistlerle milliyetçiler arasındaki mücadelede açık desteğini milliyetçilerden yana koyan ABD yönetimi, kontrol etmekte zorlanacağı süreçlerle karşı karşıya kaldığında, ortaya çıkan komünist Çin devletiyle ilişkilere başlamaktan da geri durmadı. Bu süreç, ABD’nin Çin’i siyasi ve de ekonomik bağlamda kendi eksenine çekme çabası olarak da değerlendirilebilir.

Çin’in 1970’lerin ikinci yarısından itibaren sergilediği ekonomik liberalleşme sürecinin siyasi ve toplumsal alanda liberalleşme ve özgürlüklere kapı aralamaması Çin’in bir yandan çelişkisi, öte yandan kendine özgü yapısını oluşturuyor. Çin’in siyasi yapıda farklılık arz eden bu ekonomik yapılaşma, ülkenin özellikle güney ve doğu eyaletlerine göreceli refahı getirirken orta, batı ve kuzey bölgelerin bu refahtan ne kadar yararlanabildiği ise üzerinde düşünülmeyi hak ediyor.

Bu siyasi ve ekonomik ayrımın belirleyici kıldığı Çin gerçeği, 67. yıl kutlamalarında Başbakan Li Keqiang’ın konuşmasında temel vurgu olarak ortaya konuluyordu. Başbakan, ‘ekonomik kalkınma’ ve ‘sosyal adalet’ kavramlarına dikkat çekerken, kara İpek Yolu ve ilintili projelere atıfta bulunarak, dolaylı bir şekilde az gelişmişlikle tanımlanan bölgelerin kalkınmasına işaret ediyordu. Sosyal adalet kavramı ise, belki üzerinde daha derinlikli durulmayı hak ediyor. Ancak şu kadarını söylemek gerekir ki, nihayetinde siyasi bir rejim olarak komünizmde karar kılan Çin devleti ‘ekonomik eşitlikçilik’ değil, Avrupa sosyalizminin gündeme taşıdığı ‘sosyal adalet’ düşüncesini benimsemiş görünüyor. Nihayetinde kapitalizmin ve küreselleşmenin başat yönelimlerine konu olan Batılı ülkelerde ‘sosyal adalet’ kavramı kimi dönüşümleriyle birlikte neredeyse her devletin gündeminde. Bu noktada, hükümetlerin ‘sosyal adaletçi’ olup olmadıkları bir yana, dönemin getirdiği şartlar dolayısıyla sosyal adalete giderek daha çok ihtiyaç duyulmasının doğurduğu bir baskıdan da söz etmek mümkün. Dolayısıyla Çin yönetiminin sosyal adalet vurgusunu hangi perspektiften yaklaştığı da önemli bir husus.

Yukarıda dile getirilen ve Çin’in tecrübe ettiğini söylediğim üç farklı dönemin ardından şimdilerde yeni bir safhaya geçmenin alametlerini ortaya koyuyor. Kutlamaların başladığı Cuma günü, aynı zamanda Çin para birimi Yuan’ın, ki renminbi olarak da adlandırılıyor, Uluslararası Para Fonu (IMF) tarafından Dolar, Avro, Yen ve Pound’dan sonra uluslararası piyasalarda ayrıcalıklı para birimi olmasına karar verildi. Burada hatırlanması gereken husus şudur. Çin, 1980’li yıllardan başlayarak küresel ekonomiye eklemlendi. Bu süreçte, özellikle imalat sanayiinin güç kazanırken, fason da olsa dünya piyasalarını besleyen üretim artışı, şehirleşme, telekomünikasyon, ulaştırma gibi klasik modernleşmenin vazgeçilmez süreçlerini hayata geçirdi.

Buna paralel olarak orta sınıflaşmanın ve de tüketimci toplum özelliklerinin belirginlik kazandı. Ancak Batı kapitalizminin öncü güçleri Çin’e üretim süreçlerinde devlet teşekkülleri monopolünden rekabetçi serbest piyasaya geçiş, para ve piyasa ekonomilerinde daha çok liberalleşme çağrılarında bulundu. 11 Aralık 2001’de ise Çin, Dünya Ticaret Örgütü’ne üyeliği kabul edildi. 2010 yılından itibaren dünyanın ikinci büyük ekonomisi unvanını elinde bulunduran Çin, yukarıda dile getirilen kapitalizmin kapsamlı yapılaşmasını gerçekleştirmedeki gecikmeleri nedeniyle Batılı ülkelerden sürekli eleştiri alıyor. Bu eleştirilerin karşılık bulduğuna dair ilk ipucu ise, IMF tarafından Yuan’ın uluslararası para birimi kabul edilmesidir. Bugün Çin’de ülkenin kurucu babası Mao’dan sonra en güçlü lider olduğu yolunda görüşlerin ortaya konduğu devlet başkanı Şi Cinping, söz konusu bu dördüncü dönemi yönetebilmesiyle tarihe geçecektir. 14 Mart 2013’den bu yana devlet başkanlığı görevini yürüten Şi Cinping reform söylemiyle öne çıkması hiç kuşku yok ki dikkat çekicidir.

Güncelleme Tarihi: 04 Ekim 2016, 11:19
YORUM EKLE

banner39

banner36

banner37

banner35