Çin; Ortadoğu'nun yeni aktörü

Çin’in Ortadoğu açılımı olarak yorumlanan bu ziyaretler silsilesinin çıkış noktasında, Çin yönetiminin Suudi Arabistan-İran gerginliğinde ‘tarafsız’ duruşunun yanı sıra, her iki ülkeyi ‘itidalli olmaya’ davet eden yaklaşımı vardı

Çin; Ortadoğu'nun yeni aktörü

Cihan Kurtaran | Kuala Lumpur

Çin Devlet Başkanı Şi Cinping geçen hafta Ortadoğu ziyaretleri çerçevesinde Suudi Arabistan, Mısır ve İran’da önemli temaslarda bulundu. Çin’in Ortadoğu siyasetinde bir ilk olma özelliği taşıyan bu ziyaretler, taraflar arasındaki ikili anlaşmalar, stratejik işbirlikleri ile sadece ekonomi alanında değil, kültürden nükleere kadar çok çeşitli alanları içine almasıyla dikkat çekiyor.

Bu gelişme, söz konusu Ortadoğu ülkelerinin, dünyanın ikinci büyük ekonomisi olarak küresel üretim süreçlerinde başat rol oynayan Çin’in ihtiyaç duyduğu petrol tedarikçisi olmanın ötesine geçen bir bağlama oturduğunu ortaya koyuyor.

Taraflar arasında varılan anlaşmaların ötesinde bir komünist rejimin lideri olan Şi Cinping’in, adına ‘İslam ülkeleri’ denilen devletlerin devlet ve hükümet başkanlarınca kabulündeki sıcak yaklaşımlar, sanki Çin’in yeni bir aktör değil de, uzun yıllardır bölgede yer aldığı gibi bir izlenime de yol açtığını söyleyebiliriz. Birbirleriyle ilişkilerinde bu denli ‘samimi’ ilişkiyi sergilemekten uzak ‘İslam ülkelerinin’, Çin’le bu bağı kurabilmiş olmaları üzerinde hassaten durulmayı hak ediyor. Öte yandan, Mısır ziyareti çerçevesinde ‘tarihi boyuta’ vurguda, hiç kuşku yok ki, Çin-Mısır ilişkilerini, bundan altmış yıl önce Abdül Nasır ve Çin Başbakanı Zhou Enlai’nin Bandung Konferansı’ndaki temaslarına dikkat çekiliyordu.

Bu ziyaretlerin Çin için önemine değinecek olursak, akla geçen yıldan bu yana Çin hükümetince küresel kamuoyu önünde açıkça ifade edilen kara ve deniz ipek yollarının yeniden canlandırılması projesi geliyor. Çin toprakları İpek Yolu’nun doğudaki başlangıcıyken, Batı’daki Arap yarımadası ve Fars körfezi hem hedef coğrafya’ olarak, hem de Avrupa bağlamında ‘aktarma organı’ olarak önem taşıyor. İpek Yolu’nu doğudan batıya yeniden inşada dönemin getirdiği tüm olanakları seferber etme niyetinde olan Çin, bunu alt yapı yardımlarından, enerji işbirliklerine ve terörle mücadele gibi güvenlik konularını da kapsayacak çok farklı alanlara yayarak bir küresel güç olduğunu bölge ülkelerine daha yakından hissettiriyor.

Neredeyse tüm siyasi gözlemcilerce Çin’in Ortadoğu açılımı olarak yorumlanan bu ziyaretler silsilesinin çıkış noktasında, Çin yönetiminin Suudi Arabistan-İran gerginliğinde ‘tarafsız’ duruşunun yanı sıra, her iki ülkeyi ‘itidalli olmaya’ davet eden yaklaşımı vardı. Bununla birlikte Çin yönetiminin, aslında bu ziyaret öncesinde gayet hazırlıklı olduğu anlaşılıyor. Bugüne kadar Çin’i bu iki ülkeye bağlayan temel husus, Çin’in ihtiyaç duyduğu petrolü temin ettiği ülkeler olmasıydı. Ancak Suudi Arabistan ve İran ziyaretlerinin perde arkasında ‘itidalin’ sağlanmasına yönelik söylemler geliştirilmiş olsa da, öne çıkan hususlar her iki ülkeyle ekonomik ve ticari ilişkilerden stratejik ortaklığa kadar uzanan işbirliklerinin gündeme gelmesi önemli bir aşamaya işaret ediyor.

Şi Cinping, Suudi Arabistan ziyaretinde iki ülke ‘stratejik işbirliğinin’ somut göstergesi olarak ‘Yasref petrol rafinerisinin açılışı önemliydi. Çin, bu projeye katkısıyla sadece Arabistan’dan ham petrol ithal etmekle yetinmeyip, petrol araştırma ve geliştirme sürecine de doğrudan taraf olduğunu ortaya koyuyor. Bu somut projenin yanı sıra, enerji, nükleer, havacılık ve uzay, sürdürülebilir enerji gibi alanları geleceğe dönük işbirliğinin tesisinde üst düzey bir komisyonun kurulması karara bağlandı.

İran’la ilişkilerde daha çok Amerikan karşıtlığından beslenen yakınlık, Batılı ülkelerin İran’a yaptırımları kaldırması kararından sonra ilişkileri ekonomik ve yatırım ilişkileri boyutuna taşıma yönünde güçlü bir yönelim olduğunu gösteriyor. Bu bağlamda Ayetullah Hamaney, ABD karşıtlığını Çin’le yakınlaşmada bir olgu olarak kullananların başında geliyordu. Buna ilâve olarak “Yaptırımlar döneminde Çin’in yardımlarının unutulmayacağı” minvalli demeciyle Şi Cinping’in bu ziyaretinin ne denli önemli olduğunu dikkat çekiyordu.

Öte yandan, İran Cumhurbaşkanı Ruhani ise, “İran’ın zor zamanında Çin’in yanlarında yer aldığını” vurgulaması da bugün gerçekleştirilen kapsamlı anlaşmaların alt yapısı oluşturuyordu. Çin Devlet Başkanı’nın bu ifadelere verdiği karşılıkta, Çin’in ulusal politikası olan İpek Yolu projesinin bir diğer bağlamı olan ‘Tek Kuşat Tek Yol’da Çin-İran yakınlaşmasının önemine vurgu yaptı. İki taraf arasında çok çeşitli alanları kapsayan 17 anlaşmanın imzalanması ilişkilerin orta ve uzun vadeye yayıldığını gösteriyor. Bu çerçevede, Çin’in, somut bir yatırım imkânı olarak İran’da hızlı tren projesini gerçekleştirme yönündeki anlaşması, İran halkı kadar bölge ülkelerinde de Çin imajının ‘kalkınmacı’ ve ‘modernleşmeci’ yönünü sahneye taşımasıyla da kayda değer bir önem arz ediyor.

Ziyaretin bir diğer ayağında yer alan Mısır’da ise, Çin için daha da münbit bir ortam olduğu gözleniyor. Uzun süredir ekonomisi ve alt yapısındaki olumsuzluklarla dikkat çeken Mısır, Çin için bir anlamda bölgenin kalbine nüfuzda vazgeçilmez bir olanak. Bu anlamda, zaten insan hakları ve demokratikleşme gibi Batının şu veya bu şekilde gündeme getirdiği olgularla ‘alış verişi’ olmayan Çin yönetimi için Mısır yönetimiyle masaya oturma konusunda hiçbir çekinme bulunmuyor. Aksine, Çin bu durumu, kendine bir avantaj olarak kullanmayı becerebiliyor. Bu süreç, yukarıda dile getirdiğim üzere, Çin-Mısır arasında 2. Dünya Savaşı sonrasında başlayan ilişkilerin yeniden başlaması anlamı taşıyor. Çin hükümeti, daha önce Afrika ülkelerinde gördüğümüz alt yapı destek programlarının bir benzerini Mısır içinde gündeme getirdi. Öyle ki, 2011’den bu yana Mısır merkez bankasının dış rezervlerinin yarıya inmesiyle bankacılık sistemini kurtarmaya matuf 700 milyon dolarlık borç konusunda imza atıldı. İmzalanan toplam 21 anlaşmanın parasal karşılığı ise, 1,7 milyar dolar olduğuna hatırlatalım.

Çin açısından oldukça verimliği geçtiğine şüphe olmayan bu ziyaret, sadece üç ülke ile ilişkilerini geliştirmekle sınırlı kalmayacak. Bu ülkelerin bölgedeki nüfuz alanları dikkate alındığında, hem mevcut ikili anlaşmalar hem de gelecekte ortaya çıkabilecek gelişmeler bağlamında Çin bölgede daha geniş bir coğrafyaya nüfuz imkânını en azından bir projeksiyon olarak gündeme getirmiş oldu. Bununla birlikte, Suudi Arabistan ve İran arasındaki gerginliğin Çin ‘köprüsü’ üzerinden barışa evrilip evrilmeyeceğini ise zamanla göreceğiz.

Güncelleme Tarihi: 27 Ocak 2016, 08:20
banner53
YORUM EKLE
YORUMLAR
Kadir Temiz
Kadir Temiz - 5 yıl Önce

Çin'in "Ortadoğu" ve İslam dünyası ile ilişkilerinin 7. yüzyıla uzanan bir mazisi var. Bu maziyi sosyal, siyasi ve ekonomik anlamda inşa eden, tamamlayan ve gelecek nesillere aktaran müslüman azınlıklar da hali hazırda Çin sınırları içinde yaşamaya devam ediyor. Diğer yandan Çinli siyasi liderlerin de Ortadoğu ülkelerine ziyareti ilk defa gerçekleşmiyor. Mısır'da Abdunnasır'dan İran İslam devrimine ve hatta Filistin-İsrail çatışmasına kadar Çin önemli bi oyuncu. Ekonomik verileri saymıyorum bile

banner39