banner15

Çin Siyaseti'nde 'Yeni Normal've Xi Jinping'in yükselen otoritesi

Anlaşılan o ki Çin iç siyasetinin “Yeni Normal”i Şi’nin otoritesini arttırdığı ve yeni nesil liderliği belirleme gücüne sahip olduğu bir atmosferde gerçekleşecek.

Çin Siyaseti'nde 'Yeni Normal've Xi Jinping'in yükselen otoritesi

Kadir Temiz

2012 yılından beri Çin ekonomisinin büyüme hızındaki düşüş hem Çinli ekonomistleri hem de Çin’i dışarıdan takip eden uzmanları yeni bir kavramsallaştırmaya zorlamıştı. Daha sonra Şi Cinpin (Xi Jinping) tarafından da resmen açıklandığı üzere Çin ekonomisi için mevcut büyüme trendleri “Yeni Normal” olarak belirlendi. Kısaca hem iç piyasaya hem de uluslararası piyasalara bundan sonra çift haneli büyüme rakamlarını beklememeleri gerektiği ve Çin’in sadece ihracat odaklı değil iç tüketimi de dikkate alan yeni bir modele doğru ilerlediği mesajı veriliyordu.

Benzer bir durum geçtiğimiz hafta 24-27 Ekim tarihleri arasında toplanan ÇKP (Çin Komünist Partisi) 18. Ulusal Kongresi 6. Genel Kurul toplantılarında alınan kararlarda iç siyaset için de geçerli hale geldi. Çin iç siyasetinin neredeyse tamamını kuşatan ÇKP içinde liderlik tartışmalarına yeni bir boyut eklendi. Şi Cinpin “Lingdao Hexin[1] (领导核心)” olarak taltif edilerek Mao ve Deng gibi Çin’in yönünü değiştiren liderlere benzer bir ağırlık sahibi oldu. Anlaşılan o ki Çin iç siyasetinin “Yeni Normal”i Şi’nin otoritesini arttırdığı ve yeni nesil liderliği belirleme gücüne sahip olduğu bir atmosferde gerçekleşecek.

ÇKP’nin İdari Yapılanması ve Kongrelerin Önemi

Çin’de parti-devlet yapılanması dolayısı ile ÇKP’nin Ulusal Kongresi (中国共产党全国代表大) ile UHK (Ulusal Halk Kongresi-全国人民代表大) birbirinden ayrı ve farklı kurumlardır. Birisi parti içindeki iç siyasi dengeler ve idari yapılanma ile ilgili iken diğeri devlet yönetimi ve bununla irtibatlı siyasi, sosyal ve ekonomik kurumsal işleyişle ilgili anayasal bir kurumdur.[2] ÇKP’nin hiyerarşik idari sistemi içinde Ulusal Kongre genellikle beş yılda bir toplanır. 1921’de kurulduğundan bu yana çeşitli sebeplerle bazen çok sık aralıklarla toplanmış, bazen uzun yıllar toplanamamıştır. Örneğin kurulduğu ilk yıllarda çok sık aralıklarla toplanmasına rağmen 1927’de Milliyetçi hükümet tarafından baskı altına alındıktan sonra 1928’de 6. Kongre Moskova’da toplanmış ve 1945 yılındaki 7. Kongre’ye kadar toplanamamıştır. Yine iç savaş ve Komünist devrimin ilk yıllarında da uzun süre toplanamyan Kongre, 1969 yılında gerçekleştirilen 9. Kongre’den bugüne kadar düzenli olarak toplanmıştır.

ÇKP Ulusal Kongresi genellikle Ekim veya Kasım aylarında toplanır. Parti içindeki işlerin daha hızlı ve düzenli yönetimi için Ulusal Kongre gelecek beş yıl için Merkez Komitesi, Politbüro ve Politbüro Daimi Komitesi’ni seçer. Ulusal Kongre’nin toplanmadığı dönemlerde karar alma mekanizması olarak en üst otorite Merkez Komite’dir. 2012 yılında toplanan 18. Ulusal Kongre’nin seçtiği Merkez Komite 205 asil ve 171 yedek olmak üzere tolam 376 üyeden oluşmaktadır. 25 kişilik Politbüro ve 7 kişiden oluşan Politbüro Daimi Komitesi de Merkez Komite üyeleri arasından seçilir. ÇKP Merkez Komitesi bir yıl içinde altı veya yedi kere toplanabilmektedir. Beş yıllık dönem içinde gerçekleştirilen Merkez Komitesi toplantılarının her biri “genel kurul/plenary session” olarak tanımlanır. Genellikle beş yıllık dönemin sonuna denk gelen 6. Genel Kurul, Parti’nin gelecek yapılanması ile ilgili kararların hazırlık aşamasını oluşturduğu için önem arz etmektedir. Bu yazıda da kısaca 2017 yılının muhtemelen Ekim veya Kasım ayında toplanacak olan 19. ÇKP Ulusal Kongresi öncesinde geçtiğimiz hafta 24-27 Ekim 2016 tarihleri arasında toplanan ÇKP 18. Ulusal Kongresi 6. Genel Kurul toplantılarında alınan bazı önemli kararlardan ve bu kararların Çin dış poltikasına muhtemel etkilerinden bahsedeceğiz.

Kongre’ye 197 asil üye ile 151 yedek üye katıldı. Davetliler arasında ÇKP Disiplin Soruşturma Komisyonu üyeleri ile çeşitli seviyelerde uzman, araştırmacı ve parti tabanından temsilciler de vardı. Genel Kurul’da üç ana belge/önerge onaylandı. Bunlardan birincisi daha çok Parti içindeki siyasi ilişkileri ve düzeni belirleyen yeni normların oluşturulduğu önergeydi. İkinci önerge Parti içindeki denetleme regülasyonlarını yeniden oluştururken son önergede ise 19. Ulusal Kongre’nin toplanması ile ilgili temel konular yer aldı.

Genel Kurul’da Şi Cinpin’in “Lingdao Hexin” olarak taltif edilmesi hem Çin hem de uluslararası medyada oldukça yoğun bir şekilde tartışıldı. Çünkü bu ifade ile beraber Şi Parti içindeki konumunu resmi bir söylem haline getirmiş oldu. İddialara göre Şi 2013 yılında göreve başladığı tarihten bu yana yolsuzluk ve rüşvet operasyonları kapsamında 600 binin üstünde alt ve üst seviyede Parti mensubunu diskalifiye ederek Parti içinde neredeyse Mao ile özdeşleştirilebilecek bir otorite kurdu. Ayrıca Şi’nin selefi olan Hu Jintao’nun “Lingdao Hexin” olarak taltif edilmemiş olmasını ön plana çıkaran analizler bu hamleyi Çin siyaseti için yeni bir kırılma olarak da okumaktadırlar. Bu hamleyle beraber Şi, Parti içindeki ağırlığını artırarak gelecek sene yapılacak olan 19. Ulusal Kongre’deki Merkez Komitesi, Politbüro ve Politbüro Daimi Komitesi seçimlerine eli daha güçlü girmiş olacak. Parti yönetiminde ciddi bir çoğunluğun 19. Ulusal Kongre’de değiştirileceği de iddia edilmektedir. Politbüro Daimi Komitesi’nde hali hazırda bulunan 7 lider kadrodan 5’inin yaş haddi gibi sebeplerden dolayı görevi bırakmak durumunda olduğu da düşünüldüğünde 2017 yılında yapılacak 19. Ulusal Kongre daha da önemli hale gelmektedir.

Bunların yanı sıra Parti’nin on yıllardır var olan Parti disiplinini belirleyen normların değiştirilmesi Şi’nin yolsuzlukla mücadelesinin kurumsallaştırılması olarak da okunmaktadır.[3] Bununla irtibatlı olarak Parti içindeki yolsuzluk ve görev ihmali gibi disiplin konularında taviz verilmeyeceği ciddi bir şekilde vurgulanmıştır. Genel Kurul’da onaylanan önergelerde de belirtildiği üzere özellikle üst düzey Parti yöneticilerinin Parti’nin teorisi, ilkeleri ve politikaları ile çelişen eylem ve açıklamalardan kaçınması gerektiği sert bir şekilde dile getirilmiştir.

Şi Cinpin’in ikinci ve son dönemine girerken Parti’yi kendinden sonra gelecek nesilleri de etkileyebilecek bir forma büründürme çabasında olduğu görülmektedir. Şi liderliğinde 2021 yılında 100. yılını kutlayacak olan ÇKP için bu tarihin bir diğer önemi de Parti anayasasında yapılacak önemli değişikliklerdir. Çin’in ekonomik reform sürecinin “Yeni Normal” olarak görece daha yavaş bir büyüme evresine girmesi Parti’yi daha yapısal siyasal reformlara sürükleyebilir. Bu siyasal reformların içeriği ise muhtemelen 2017 yılından sonra oluşacak yeni kadrolarla daha fazla açığa çıkacaktır.

Genel Kurul’da alınan önemli kararlardan biri de Merkez Komitesi’nden 4 asil üyenin görevine son verilmesi olmuştur. İki kişi de Merkez Komitesi yedek üyelikten asil üyeliğe yükselmiştir. Şi göreve geldiğinden bu yana bir Politbüro Daimi Komitesi üyesi (Zhou Yongkang), üç eski Politbüro üyesi (Bo Xilai, Guo Boxiong ve Xu Caihou) ve on Merkez Komite üyesi yolsuzluk ve görevi ihmal suçlamasıyla tutuklandı veya soruşturmaya uğradı. Genel Kurul’da alınan kararlarla birlikte Şi muhtemelen gelecek dönemde kendi çalışma arkadaşlarını daha genç ve kendine yakın bir grup içerisinden seçecek. Şu anda Başbakan yardımcısı olan Wang Yang, Chongqing Parti Sekreteri Sun Zhengcai ve Li Zhanshu muhtemel Politbüro Daimi Komitesi adayları arasında yer almaktadır. Büyük olasılıkla 2022 yılında duyurulacak olan yeni “lider” de bu isimlerin arasından seçilecek.

Şi’nin Yükselişi ve Çin Dış Politikasında “Yeni Normal”

Çin’de “Yeni Normal” söyleminin hem iç siyasette hem de ekonomide bir karşılığının olduğu aşikar. Peki Çin dış politikasına etkileri nasıl olabilir? Çin yeni bir kırılmanın eşiğinde mi? Yoksa Çin mevcut dış politika ilke ve davranışlarını tahkim mi edecek? Öncelikle Mao, Deng ve Jiang gibi “Lingdao Hexin” konumunda olan liderlerin dönemlerine baktığımızda her üçünün de ekonomik, siyasi ve dış politika açısından çok kritik dönemlerde karar verme mekanizmalarını etkiledikleri görülmektedir. Mao dönemine kısaca ideoloji merkezli dış politika, Sovyetlerle yaşanan ayrışma, BMGK (Birlemiş Milletler Güvenlik Konseyi)  daimi üyeliği ve ABD ile yakınlaşma damgasını vurmuştu. Deng döneminde ise ABD ile uzlaşma ve diplomatik ilişkilerin başlaması, Tiananmen olaylarının sebep olduğu uluslararası izolasyon ve ambargolar, açılım politikaları ve küresel ekonomi ile entegrasyon çabaları gibi ciddi konular hakimdi. Jiang ise 1990’lı yıllarda tam da Soğuk Savaş sonrası bir dönemde Sovyetlerden sonra Çin’in de parçalanma ihtimalinin konuşulduğu bir dönemde görev yapmıştı. Yine aynı dönemde ilk defa petrol ithalatının başlaması ve dolayısı ile Ortadoğu ve Afrika gibi uzak bölge ülkeleri ile yeni diplomatik ve ekonomik ilişkilerin düzenlenmesi, Dünya Ticaret Örgütü (DTÖ) üyeliği gibi ciddi konuları oldukça başarılı bir şekilde yönetmişti.

Her üç dönemin ortak özelliği ise güçlü liderlik ve siyasi istikrarın sağlanması ile büyük uluslararası kırılmalardan sarsıntısız geçilebilmesiydi. Jiang sonrasında özellikle 2000’li yıllarda görev yapan Hu Jintao’nun “Lingdao Hexin” olarak taltif edilmemesinin en önemli sebebi kişisel özelliklerinin yanı sıra Jiang’ın hayatta ve siyaseten etkili olmasıydı. Jiang hala hayatta olmasına rağmen 90 yaşlarında ve karar verme mekanizmalarında eskisi kadar etkili değil. Şi ise 2011 sonrasında ABD’nin “Asya Mihveri” ile başlattığı Çin’i dengeleme stratejisi sonrası oluşan yeni dönemin bütün risk, tehdit ve fırsatları ile yüzleşmek durumunda olan bir lider olarak göreve başlamıştı.

Şi’nin görevde olduğu son üç yıllık dönemdeki Çin dış politikasına baktığımızda bir önceki döneme göre biraz daha farklı bir çizginin belirdiğini söylemek yanlış olmaz. Bir önceki dönemde Çin uluslararası kurumlarla ilişkilerde, büyük güçler arasındaki güç mücadelelerinde, bölgesel çatışma ve iç savaş gibi zorlu konularda daha uzlaşmacı, müzakereci ve kısmen daha güçsüz bir aktör olarak göründü. Örneğin genel bir imaj olarak Çin’in ekonomik bir “dev” ama siyaseten bir “cüce” olduğu bir çok vakada ortaya çıkmıştı. BMGK oylamalarından, Ortadoğu’da Irak işgali ile oluşan istikrarsızlıklara ve Güney Çin Denizi’ndeki ciddi ihtilaflarda bile Çin diplomatik nezaketi ve siyasi müzakere süreçlerini vurgulamaya devam etti.

Ancak 2011 sonrası Ortadoğu’da Arap Baharı’nın hem Çin iç siyasetine hem de Ortadoğu’daki ulusal çıkarlarına meydan okuması ile beraber ABD’nin “Asya Mihveri” stratejisi Çin dış politikasında yeniden bir düzenleme ihtiyacı doğurdu. Örneğin yeni Soğuk Savaş gibi bir algılamaya sebep olacağını bilmesine rağmen Ukrayna ve Suriye krizlerinde açıkça Rusya ile beraber görünmekten çekinmedi. Daha önce Çin nispeten daha ılımlı ve kısmen nötr bir dış politika izliyordu. Örneğin İran nükleer müzakerelerinde bile Çin’in Rusya’dan farklı ama ABD ile de örtüşmeyen çözüm önerileri bulunmaktaydı. Bugün ise bu denge değişerek biraz daha uluslararası statükonun dışında devam eden bir sürece evrilmektedir. Örneğin, Çin her ne kadar Suriye’de askeri bir varlık göstermese de şu ana kadar BMGK oylamalarında Suriye yanlısı bir görüntü vermekten çekinmemektedir.

Çin için Ortadoğu’daki bölgesel ve küresel rekabet alanlarındaki meydan okumalardan ziyade kendi bölgesindeki çevrelenme ve izolasyon korkusu daha önemlidir. Bu sebeple 2011 yılından bu yana Güney Çin Denizi’ndeki tarihsel iddialarını de facto kazanımlarla hem bölge ülkelerine hem de ABD’ye karşı sürdürmektedir. Yine ABD’nin TPP (Trans Pasifik Partnership) olarak bilinen ve Çin’i dışlayan Asya Pasifik bölgesindeki yeni serbest ticaret anlaşmasına karşı İpek Yolu Projesi’ni oldukça çeşitlendirerek cevap vermiştir. Proje ile irtibatlı olarak kurulan AAYB (Asya Altyapı ve Yatırım Bankası) da mevcut muadillerine güçlü bir alternatif oluşturmaktadır.

Bölgesel ve küresel rekabet alanlarının oldukça çeşitlendiği bir dönemde Çin’in ekonomik büyümesi de ciddi bir meydan okuma ile karşı karşıyadır. 2012’den bu yana uygulanmaya çalışılan yeni ekonomik kalkınma modelinin başarısı muhtemelen yeni dönemde daha fazla test edilecek ve sorgulanacaktır. Küresel ekonomideki sorunların doğrudan etkilediği ihracat merkezli büyüme modelinin miadını doldurduğu Çin’de yeni modelin daha fazla iç tüketime ve dolayısı ile yeni oluşan orta sınıf toplumsal tabana dayanıyor olması farklı sosyal ve siyasi konuları da gündeme getirebilir.

Kritik bir dönemden geçen Çin’de Parti içindeki yeni görevlendirmeler ve Şi’nin otoritesini arttırması muhtemelen önceki dönemdeki dış politika ilkeleri ve davranışlarında da bazı değişikliklere sebep olacak. Ancak bu değişimi büyük bir kırılma olarak okumak yanlış olacaktır. Muhtemelen Çin yukarıda bahsedilen bazı bölgesel ve küresel rekabet alanlarında Şi’nin mevcut dış politikasını tahkim edecek ve onu daha da güçlendirecek. Çin için varoluşsal önemi haiz olan sorunlar özellikle Tayvan, Güney Çin Denizi, Doğu Çin Denizi ve Kuzey Kore sorunlarıdır. Bu bölgeler sadece bölgesel ölçekte değil aynı zamanda küresel ölçekte bir çatışma ve savaşın önünü açabilecek ekonomik ve siyasi paylaşım mücadelelerini ihtiva etmektedir. Dolayısı ile Çin sadece kendi toprak bütünlüğü ve bölgesel güvenliği değil aynı zamanda küresel istikrarı ve barışı da etkileyebilecek bir karar verme sürecine girecektir.

Sonuç olarak ÇKP içindeki siyasi ve idari değişimlerin dış politikaya etkisini güçlü karar verme mekanizması ve siyasi istikrar üzerinden okumak gerekir. Dolayısıyla bundan sonra Çin gerek Ortadoğu gibi uzak bölgelerde gerekse de Asya Pasifik gibi yakın bölgelerde daha hızlı ve etkili kararlar alarak oyuna daha fazla müdahil olabilir. Bu durum ABD ve Rusya ile ilişkiler ve küresel yönetişim sorunları için de geçerlidir. Ancak tarihsel tecrübelerden de ibret alarak Çin’in iç siyasi istikrarı sağlama almadan ve ekonomik kalkınma sürecini yeterli bir aşamaya getirmeden uluslararası sisteme ve sorunlara “revizyonist” bir öneri ile gelmesi de beklenmemelidir. Çin için en iyi strateji “yönetilebilir gerginlik” olarak ifade edilebilir. Bu stratejinin sonuçları ise muhtemelen 2017 sonrasında daha belirgin bir şekilde ortaya çıkacaktır.

 

[1] Çince’de Lingdao kelimesi “lider”, Hexin kelimesi ise “çekirdek, merkez, öz” gibi anlamlarda kullanılmaktadır. Önünde bir isimle kullanıldığında yeni bir tamlama oluşturarak o ismin “merkeziliğini, gücünü ve önemini” arttıran bir ifadeye karşılık gelmektedir. Lingdao Hexin de daha önce Mao Zedong, Deng Xiaoping ve Jiang Zemin gibi liderlere atfedilen bir paye olarak mevcut liderin Parti içindeki merkezi konumunu ve karar alma süreçlerindeki etkisini arttırarak daha kuşatıcı ve sorgulanamaz bir lider durumuna geldiğini ifade eden siyasi bir terimdir.

[2] http://www.xinhuanet.com/english/special/cpcplenum2016/

[3] http://www.atimes.com/article/xi-institutionalize-corruption-fight-reshuffle/

Güncelleme Tarihi: 05 Kasım 2016, 10:53
YORUM EKLE

banner39

banner36

banner37

banner35