Çin'de yeni reform paketi ve değişim

Çin'de olup biteni sadece ekonomik meselelerden ibaret görmek ve onun üzerinden anlamak aslında Çinlilerin de kendini anlamak isteyenlere sunduğu parlak ve desenli ama bir o kadar örtülü ve gizemli tarihi bir Budist sunağının kutsal kâsesine benzer

Çin'de yeni reform paketi ve değişim

Kadir Temiz - Musab Eryiğit / Dünya Bülteni / Şangay

Çin'de olup biten siyasi, sosyal ve ekonomik gelişmelerin dünyadaki gelişmeleri ne kadar etkileyebileceği sorusu bugün Çin'i anlamaya çalışan birçok araştırmacı, kurum ve haber ağlarının önündeki en büyük engellerden biri. Çin'de olup biteni sadece ekonomik meselelerden ibaret görmek ve onun üzerinden anlamak aslında Çinlilerin de kendini anlamak isteyenlere sunduğu parlak ve desenli ama bir o kadar örtülü ve gizemli tarihi bir Budist sunağının kutsal kâsesine benzer. Sunağa ne kadar yaklaşır ve onu değerli yiyeceklerle donatırsanız bahtınız ve talihiniz o derecede açılacak, önünüze kötülüklerden arındırılmış eşsiz güzelliklerle dolu iyilik yolu açılacaktır.

Çinli olmayan ve doğal olarak o kültürel ve sosyal ağın içinde bulunmayan "öteki" (tarihsel olarak barbar) ancak yukarıda bahsedilen sunaktaki maddi alana tekabül edebilecek bir ilişki ile sınırlıdır. Türklerden Moğollara, Hintlilerden Mançulara kadar uzatılabilecek örnekler Çin kültürel alanının ne kadar içkin ve dışa kapalı olduğunu gösterir. Japonlar ve Koreliler (hatta Kuzey Koreliler bile çok sesli dile getirmeseler de içten içe Çinlilerle Komünizm davasında birlikte hareket edemeyeceklerini anladılar) çareyi şimdilik ana kıtaya mesafeli durarak bulmuşa benziyor. Peki ya yüz elli yıllık Avrupa tecrübesi?

Bilindiği üzere Avrupalılar ne Qing hanedanlığı yıkılırken, ne milliyetçiler ve komünistler arasındaki iç savaş sırasında, ne de devrim sonrasındaki zor zamanlarda Çin'i doğrudan yönetmeye kalktılar. Yani Çin hiç bir zaman sömürge olmadı. Hong Kong, Macao ve doğu limanlarının sömürge olduğu iddia edilse bile bunların etkilerinin yerel ve dolayısı ile maddi alan ile ilgili olduğu unutulmamalıdır. 19. yüzyıl boyunca batıdan gelen İngiliz "barbar"lara direnen mandarin bürokrasisi serbest piyasa ve yeni ekonomik sisteme karşı direnememişti. Kendilerini Merkez (Orta) Krallık, imparatoru da gökler ve yeryüzü halkının arasındaki bağlantıyı sağlayan kutsal yetkilerle donatılmış yönetici olarak gören sistem, kendi sınırları dışında çevrede kalan medeniyetten nasibini almamış topluluklara hep yukardan bakmıştı. Kendini sadece Çin'in değil tüm yeryüzünün hâkimi olarak adlandıran imparator kendi halkından gördüğü saygının aynısını yabancı toplumlardan da beklemiş, hiçbir kral, başkan veya lideri kendi dengi saymamıştı. Bu durumun bariz problemlere dönüştüğü yabancı elçilerin İmparator huzuruna çıkış törenlerinde Çinliler gibi yerlere kadar eğilmeyi reddetmeleri kişisel gurur meselesi olmaktan ziyade ifade ettiği anlam itibariyle medeniyetler arası mücadelenin ilk somut örneğiydi. Zira Çinlilerin bu ısrarlarına içten içe çok kızıp doğru zamanı bekleyen batılılar 1860'da Pekin'e girdiklerinde imparatorluk huzur salonuna kendi düzenledikleri şaşalı bir törenle çıkmışlardı.

Çinlilerin bu mücadelesi hiç bir zaman teslim ve itaat anlayışını da ortaya çıkarmamıştır. Bazen uzlaşma bazen direnişi seçmiştir. Belki de 20. yüzyılda Çin'de meydana gelen birçok gelişmeyi bir de bu direnç-uzlaşma ikilemi üzerinden okumak gerekir. Eğer 1949 yılındaki komünist devrim bir direniş olarak algılanacaksa ondan otuz yıl sonra ortaya konan açılım reformları yeni bir uzlaşma süreci olarak okunabilir.

19. yüzyıldan başlayan batı ile yüzleşme bunalımı Çin'de hala devam ediyor. Her yeni dönem yeni başlangıçlar ve yeni idealler ortaya koyma telaşında. Xi Jinping 2013 yılının Mart ayında göreve başladı ve yeni ekibi ile yeni yol haritasını ortaya koyması sadece parti içindeki otoritesi değil toplumsal meşruiyet açısından da gerekliydi. Günlerdir gerek yabancı basında gerekse de Çin'de 18. Merkezi Komitenin 3. Toplantısı abartılı bir şekilde yer aldı. Peki, gerçekten abartmaya değecek kadar önemli bir toplantı mıydı? Budist sunağına koyacakları değerli yiyecekler karşılığında bahtları açılacağını ve Çin'den değerli eşyalarla döneceğini düşünenler için abartılacak bir şey olmadığını söylemeliyiz. Ancak Konfüçyen toplumsal düzenin kültürel ve siyasi etki alanlarını anlama çabasında olanlar için oldukça yeni bir dönemin eşiğinde olduğumuzun altını çizmek gerekiyor.

Henüz toplantılarda alınan kararlar net bir şekilde ortaya çıkmadı ama yapılan kısa açıklamaların hemen ardından anlaşılacağı üzere Çin ekonomik kalkınmasına ve otuz yıl önce aldığı açılım reformlarına hızla devam edeceğini yeniden deklare ediyor. 8-12 Kasım 2013 tarihleri arasında toplanan 18. Merkezi Komite toplantısı öncesi Çin iç siyasetinde de önemli gelişmeler yaşanıyordu. Bir tarafta reform paketinin sınırlı olmasını isteyenlerle diğer tarafta reform paketinin olabilecek en geniş haliyle ele alınmasını isteyenler yavaş yavaş görünür bir kamplaşma içine girdiler. Sonuç olarak her iki tarafı da tatmin etmeye çalışan, bazı uzmanlara göre soyut ve içi boş, bazılarına göre ise ekonomik anlamda liberal ama siyasi olarak muhafazakâr bir reform paketi ortaya çıktı.

Toplantı sonrası açıklanan reform paketinin belki de en önemli cümlesi "kaynakların dağılımı konusunda piyasanın daha etkin bir şekilde rol alması ve devletin sadece destekleyici hizmet rolü oynaması gerektiğini" belirten cümleydi. Devamında adil rekabetin altını çizen açıklamada özellikle köy ve kentlerde yapılaşma için kullanılacak toprak ve arsaların bir piyasada toplanması gerektiği belirtildi. Böylece Çin'deki özel mülkiyet sorunu da bir bakıma çözüm aşamasına geldi. Diğer yandan Çin otuz yıl önceki reformlardan geri dönmeyeceğini ve piyasaya daha da ağırlık vererek bu reform sürecini ileriye taşıyacağını açıklamış oldu.

Diğer bir konu da köy-kent arasındaki gelir adaletsizliğinin önüne geçilmesi için mülkiyet hakları ve kaynak dağılımı konusunda köylülerin kentliler ile eşit haklara kavuşmasıydı. Bu da bir bakıma Çin'de ucuz işçi döneminin tamamen kapanması demek. Kısacası Çin'in yeni rekabet alanlarını keşfedemeyenler daha doğrusu yeni orta sınıf ekonomik düzenini anlayamayanların Çin'de kalması çok zor. Geriye dönüp baktığımızda İmparatorluk Çin'inde batılılarla ticaret yaparak zenginleşen orta sınıfın Çin iç politikasında ne kadar etkili rol oynadığını görebiliriz. Özellikle Britanya karşısında alınan Birinci Afyon savaşı mağlubiyeti ve ardından imzalanan Nanjing anlaşmasından sonra ülke içi huzursuzluk artmış, kuzeyde kıtlıktan, batıda da müslüman beylerin çağrılarıyla ayaklanmalar olmuştu. Bu ayaklanmaları bastıran ise çoğunlukla yerel orta sınıfın zenginleşmesiyle batı silah ve teknolojisiyle  donatılan yerel ordular olmuştu. Bu sene başında göreve gelen Xi Jinping'in geliştirdiği 'Çin Rüyası' söylemi de gelişen ve zenginleşen orta sınıfın mevcut durumla artık yetinmediği, siyasi ve ekonomik hayatta daha fazla hareket alanı oluşturmayı amaçladığını söyleyebiliriz.

Reformların uygulanması ve denetimi için reformları izlemekle görevli ayrı bir çalışma ekibi kurulması da kararlaştırıldı. Hem merkezi hem de yerel hükümetlerde reformların uygulanabilmesi için daha modern bir mali sistem kurulacak. Böylece devlet reformların uygulanması için gerekirse kesenin ağzını sonuna kadar açarım mesajı gönderiyor. Ayrıca eğitim, sağlık, sosyal güvenlik, işsizlik ve gelir adaletsizliği gibi sosyal içerikli konularda da yeni düzenlemeler var. Tabi bu kadar geniş bir reform paketinin gelecek haftalarda açıklanacak ayrıntıları asıl merak edilen somut politika önerilerini ortaya koyacak. Örneğin, yaşlanan nüfusun önüne geçmek için birçok yerel yönetimde hali hazırda esnetilmiş olan tek çocuk politikasından vazgeçilecek mi? Şangay, Beijing, Tianjin gibi göç alan şehirlerde bir nevi kendi vatandaşları arasında ayrımcı ve seçkinci bir uygulama olan "hukou" sisteminde reform yapılacak mı? Bütün bunlar söylem düzeyinden pratik aşamaya geçtiğinde bir anlam kazanmış olacak.

Daha önceki tecrübelerden de bilindiği üzere Çin'de ekonomik reformların önündeki en büyük engel kamu iktisadi kuruluşları ile yine devlet gücünü kullanan yerel şirketler. Özellikle reformların yerel düzeyde uygulanıp uygulanamayacağı merak konusu olmaya devam ediyor. Çünkü eski politbüro üyesi ve Chongqing parti sekreteri Bo Xilai'ın yargılanması ve müebbet hapis cezasının en önemli sebepleri arasında merkezi hükümete karşı olan bu direnci yatmaktaydı. Xi Jinping'in hükümeti kurar kurmaz merkezi ve yerel yönetimlerdeki bir çok üst düzey yönetici hakkında yolsuzluk davası açması merkezi hükümetin reformları uygulaması konusunda elini güçlendirdi.

Çin'de uzun zamandan beri tartışılan ve eksikliği dolayısı ile eleştirilen konulardan biri de ulusal güvenlik konseyi idi. Reform paketinin içinde özellikle iç ve dış tehdit unsurları belirtilerek ulusal güvenlik kurumunun kurulduğunun bildirilmesi reformların sadece ekonomik değil güvenlik eksenli de gerçekleşeceğini ortaya koyuyor. Son dönemlerde gelir adaletsizliği ve hızlı şehirleşme dolayısı ile sosyal çatışma riskinin artması ve Pekin'e kadar uzanan saldırılar Çin'de güvenlik sorunlarını da ön plana çıkardı. Yeni ulusal güvenlik konseyinin sınır bölgelerindeki çatışmalarda da söz sahibi olacağının açıklanması Ordu ve İstihbarat birimleri arasında yeni bir dengenin de kurulduğunu gösteriyor. Çin medyasında paket "reform ve güvenlik" başlığı ile veriliyor. Aslında sadece bu başlık bile ülkede liberal kanat ile muhafazakârlar arasındaki dengenin korunmaya çalışıldığını gösteriyor.

Diğer önemli konulardan biri de hukuki reformlar. Çin'de genel olarak hukukun üstünlüğü ilkesi sadece eşit ve adil seçimleri öngören bir demokrasi anlayışından daha önemli görülüyor. Son zamanlarda yolsuzluklarla gündeme gelen üst düzey parti yetkililerinden bürokratlara kadar sorgulamaların sayısı artmıştı. Reform paketinde bu konunun altı çizilerek bu sürecin daha hızlı ve ciddi bir şekilde ele alınacağı bildirilmiş oluyor. Açıklamada Çin'de hukukun üstünlüğünü tesis etmek için adil, verimli ve etkili hukuk sistemi kurmak ve bu hukuk sisteminin halkın meşru hak ve çıkarlarını koruyacak bir yapıda olmasını sağlamak zorunludur cümlesiyle vurgulanan bireysel haklar ve özgürlükler kısa da olsa reform paketinde yer almış oldu.

Sonuç olarak Xi Jinping ve ekibinin yeni reformları sadece ekonomi ile sınırlı kalmadı. Siyasi, sosyal ve kültürel etkiler de barındıran reform paketinin önümüzdeki günlerde daha fazla tartışılacağı aşikar. Ancak bu tartışmalardan ziyade reformların uygulanıp uygulanamayacağı meselesi önemli bir sorun olarak ortada duruyor. Sadece serbest piyasanın önünün açılmasından dolayı muzdarip olacak eski devlet bürokrasisi ve toprak sahipleri değil eğitim, sağlık, sosyal güvenlik gibi doğrudan şehirli ve orta sınıf nüfusu ilgilendiren konularda nasıl bir tepkiyle karşılaşılacağı henüz bilinmiyor. Geçtiğimiz günlerde Çinli orta sınıfın sesini daha fazla yükseltmeye başladığı, ekonomik ve sosyal reformların siyasi reformlarla da desteklenmesi gerektiği ciddi bir şekilde seslendiriliyordu. Şimdilik siyasi reformlar hukuki ve bir takım bürokratik reformlarla geçiştirildi. Ancak önümüzdeki yıllarda Çin'in en önemli sorunlarından biri sürekli büyüyen ve zenginleşen yeni orta sınıfın yeni siyasi talepleri olacaktır.

Güncelleme Tarihi: 15 Kasım 2013, 14:03
banner53
YORUM EKLE

banner39