banner39

Devrimin üçüncü yılında Tunus

Tunus sanılanın aksine Arap coğrafyasında devlet olgusunu çok önceden tartışmış, düşünmüş ve Osmanlı tanzimatından etkilenerek reform sürecini 19. asrın ortalarında hikmet-i hükümet, kaide-i tedric ve itidal ile başlatmış nadir devletlerdendir

Analiz 14.01.2014, 13:34 14.01.2014, 13:34
Devrimin üçüncü yılında Tunus

Sinan Özdemir/ Brüksel

Tunus devriminin üçüncü, birinci anayasasının ortadan kaldırılışının 150. yılında yeni bir sayfa çevirmeye hazırlanıyor. Hiç sonuçlanmayacağı düşünülen anayasa çalışmaları herkesi şaşırtacak bir hızlılıkta ilerliyor. Biz bu satırları yazarken, Bin Ali'nin Tunus'u terk edişinin üçüncü yılında, 146 maddelik yeni anayasanın 103 maddesi görüşülmüş, doksan dokuzu kabul dördü reddedilmişti. İktidardan hiç çekilmeyecekleri düşünülen Nahda'nın varılan mutabakata sadık kalarak Perşembe günü başbakanlığı devretmesi, bir ilke imza atmanın ötesinde, iki yıllık bir gecikmeyle de olsa seçimlere salimen gidilmesinin önünü açtı. Ancak hiç şüphe yok ki Tunus'un üçüncü yılına yeni bir anayasayla girecek olması "devrimin" kazanımlarını somutlaştırmaktadır.

Tunus siyasi literatüründe anayasa hareketleri önemli bir yer tutar. Bu hareket ilk anayasanın kabulünden (1861) Fransız işgaline (1881), yirmili yıllarda "düstur hareketleri" çerçevesinde şekillenen hürriyet mücadelesinden Haziran 1959'da kabul edilen ikinci anayasaya ve Bin Ali'nin devrilmesinden ilk gerçek manada yapılan çok partili seçimlerin ardından ilan edilen Kurucu Meclis'in sonlandırmakta olduğu üçüncü anayasaya uzanmakta. Birinci ve ikinci anayasanın ülkenin elitleri tarafından hazırlandığı kabul edilirse son anayasa tam aksine seçim yoluyla belirlenen meclis tarafından hazırlanması halkı da sürece dahil etmiştir. Bu özelliğiyle düsturcu karakterinin ötesinde devrimcidir.

Tunus sanılanın aksine Arap coğrafyasında devlet olgusunu çok önceden tartışmış, düşünmüş ve Osmanlı tanzimatından etkilenerek reform sürecini 19. asrın ortalarında hikmet-i hükümet, kaide-i tedric ve itidal ile başlatmış nadir devletlerden. Tunus Beyleri ve paşaları bazen konsensüsle bazen de taraflar üzerinde sağladıkları baskı gücüyle reformların kabulünü sağladılar. Kabul edilen ilk anaysa (1861) Osmanlı Devleti tarafından ilan edilen Tanzimat (1839) ve Islahat Fermanı'ndan (1856) esinlenerek kaleme alındı ve Tanzimat döneminin ruhunu taşımakta idi. Özellikle "eşitlik" kavramı İstanbul'da tartışma konusu olduğu kadar Tunus'ta da eleştirilerin hedefinde idi. Ancak Fransızlar tarafından çok "liberal" bulunan anayasa oluşturdukları baskılar sonucunda 1864'te askıya alındı!

İlk anayasa tecrübesinin 150. yılında Tunus siyasasının sorumluluğu bir kat daha artıyor. Medya veya analistler Tunus'tan bahsederken laik-İslamcı kutuplaşması üzerinden siyasi gelişmeleri yorumlamaya çalışıyor olsa da mücadelenin bu çerçeveyi aştığı ve çekişmenin 21. yüzyıl Tunus'unda Bin Ali döneminde (veya Burgiba'nın son döneminde) yer altına çekilenlerle diğerleri arasında olmadığı, çok daha renkli ve farklı grupların fikir çatışmalarıyla yol aldığını meclis çatısı altında yaşanan tartışmalara ve oylama sonuçlarına bakarak görmek mümkün.

En somut örneklerini anayasa tartışmalarında en hassas kabul edilen maddelerin Nahda'nın da desteğiyle - konsensüs arayışı içinde - parlamentodan geçmesinde yaşandı. Geçen hafta , "kanunlar önünde bütün Tunusluların eşittir" ifadesi yoğun tartışmaların ardından kabul edildi. Ardından din-devlet ilişkilerini tanzim eden maddeler 23 vekilin red oyuna rağmen kabul edildi. Getirilen izahat Burgiba döneminde uygulanan "pozitif laiklik" veya Bin Ali döneminde uygulanan "katı laiklik" anlayışını aşıyor. Bu haliyle Kurucu Meclis yüksek gerilimlere rağmen sergilediği tutumla anayasa hareketleri içinde yerini almış oldu.

Kurucu Meclis'in devrimin üçüncü yılında, herkesin umudunu kestiği bir zamanda, çalışmalarını hızlandırması içeride ve dışarıda şaşkınlığa sebep oldu. Son bir yıldır yaşanan siyasi cinayetler, güney sınırlarından artan terör saldırıları ve giderek artan toplumsal eylemlere bakınca Mısır'da olduğu gibi süreci sonlandırılamayacağı ve Tunus'un hızla kaosa sürükleneceği fikri yaygın kanıyı oluşturuyordu. Bin Ali'nin Tunus'u terk ettiği 14 Ocak 2011 tarihinden bu yana ilk defa Tunus halkı ve siyasası aynı hedefte buluşuyor. Siyasi partiler kadar sendikaların, özellikle UGİT'in , rolü yadsınamaz.

Mısır'da yaşananların yalnızca iktidarki koalisyon partileri üzerinde değil bütün siyasi partiler üzerinde önemli etkileri olduğu anlaşılıyor. Bir siyasi parti için iktidar olmanın önemli olduğu ancak her şey olmadığı bölgede yaşanan gelişmelerden çıkarılan en önemli ders oldu. İktidarın büyük ortağı ve 2011 seçimlerinden zaferle çıkan Nahda'nın ülkenin içinden geçtiği zorlu sürece hikmet-i hükümet, kaide-i tedric ve itidal ile yaklaştığını son attığı adımlardan anlaşılıyor. Anayasa'nın mecliste kabulünün ardından (eğer kabul edilmezse halk oylamasına sunulacak) dört ay içinde genel seçimlere gidilecek olması Nahda'ya hazırlanma şansı vereceği gibi tartışmaları farklı alanlara kanalize etmesine, siyasi stratejisini parti içinde ki dengeler ve toplumsal beklentilere göre yeniden belirlemesine yardımcı olacaktır.

Tunus 2011'den bu yana devlet aygıtını yapılandırmakla meşgul. Anayasa'nın kabulü bu sebepten büyük önem taşıyor. Ne var ki, Tunuslular kazanılmış haklarının güvence altına alınması kadar ekonomik sorunlara da bir an önce çözüm bulunmasını bekliyorlar. Son günlerde Tunus'un çeşitli şehirlerinde yaşanan vandalizm hareketleri tamamen sosyal ve ekonomik duruma bağlamak mümkün olmasa da hoşnutsuzluğu beslediği ve de taşkınlıklara gerekçe oluşturduğu bir gerçek. Seçime gitmeye hazırlanan Tunus'u anayasa tartışmalarından sonra bekleyen en önemli tartışma hiç şüphesiz ekonomi olacaktır. Bu sebepten Tunus'un "devrimin" üçüncü yılında korkudan çok umuda ihtiyacı var.

Yorumlar (0)
24
açık
Günün Anketi Tümü
Türkiye Esed rejimiyle diyalog kurmalı mı?