Dünya İnsani Zirvesi'ne doğru

BM'nin 70 yıllık tarihinde ilk kez düzenlecek olan Dünya İnsani Zirvesi 23-24 Mayıs tarihleri arasında İstanbul'da yapılıyor. Zirveye 125 ülkeden 6 binden fazla temsilci ve 50'den fazla devlet ve hükümet başkanı katılacak.

Dünya İnsani Zirvesi'ne doğru

Kuzey Haber Ajansı

İstanbul, 23-24 Mayıs tarihlerinde ilk kez düzenlenecek Dünya İnsani Zirvesi'ne ev sahipliği yapacak. İstanbul'daki zirveye 125 ülkeden 6 binin üzerinde temsilci katılacak. Zirveye Almanya Başbakanı Angela Merkel, Kuveyt Emiri Ahmed el Sabah, Hollanda Başbakanı Mark Rutte, Nijer Cumhurbaşkanı Muhammed Yusuf ve Lübnan Başbakanı Temmam Selam'ın da aralarında bulunduğu 50'den fazla hükümet ve devlet başkanı iştirak edecek. 

İstanbul Kongre Merkezi ve Lütfi Kırdar Uluslararası Kongre ve Sergi Sarayı'ndaki zirvede, liderler, dünyanın insani krizler bağlamında karşı karşıya olduğu sorunlara yönelik taahhütlerini dile getirebilecekleri 7 yuvarlak masa toplantısına katılacak. Küresel insani gündemin diğer unsurlarını içeren 15 başlıkta da teknik düzeyde toplantılar gerçekleştirilecek. 

Zirve bağlamında 120'den fazla da yan etkinlik düzenlenecek. Bu yan etkinlikler; hükümetler, uluslararası ve bölgesel kuruluşlar, sivil toplum örgütleri ve özel sektör temsilcileri tarafından düzenlecek seminer, çalıştay ve panellerden oluşacak. Zirvenin sonunda yayınlanacak olan Başkanlık Özeti Raporu ve ilgili tüm taraflarca yapılan taahhütlerin yer alacağı liste zirvenin en önemli iki sonucu olacak. Genel Sekreter Ban Ki Mun'un önümüzdeki Eylül ayında toplanacak Birleşmiş Milletler genel kurulu öncesinde zirvenin sonuçlarına ilişkin olarak bir rapor yayınlanması bekleniyor.

ZİRVENİN AMACI

İstanbul'daki Dünya İnsani Zirvesi; insani krizlerin ikinci dünya savaşından bu yana en yüksek düzeye ulaştığı bir dönemde düzenleniyor. Son 10 yılda insani yardıma muhtaç olanların sayısı 2 katına çıktı. 250 milyon kişi ekonomik ve sosyal krizlerden doğrudan etkileniyor ve yoksullukla boğuşuyor. 

Dünya genelinde 60 milyon insan çatışmalar ve şiddet nedeniyle yerlerinden edilmiş durumda. Sadece Irak'ta 8 milyon kişi insani yardıma muhtaç. 4 milyon Suriyeli iç savaş nedenyile ülkesini terk etmek zorunda kaldı. Bir o kadar Suriyeli de kendi ülkesinde mülteci konumuna düştü.

Afrika ülkelerindeki kuraklık ve iç çatışmalar da, hem göçlere yol açıyor, hem de açlık riskini beraberinde getiriyor. Ukrayna'da da 5 milyon kişi yardım bekliyor. İnsani krizin tek nedeni, savaşlar ve ekonomik krizler değil. Her yıl 218 milyon da insan doğal afetlerden dolayı mağdur oluyor. Bu afetlerin dünya ekonomisine maliyeti 300 milyar doları aşmakta. İnsani yardıma muhtaç insanların sayısı hızla artarken, insani yardım sistemi yetersiz kalıyor. 

İstanbul'daki zirve, bu şartlar altında, ilgili tüm paydaşların katkılarıyla mevcut küresel insani sistemin karşılaştığı sınamalara yönelik çözüm önerileri geliştirilmesini, ayrıca insani yardım çabalarının geleceğine ilişkin bir gündem oluşturulmasını amaçlıyor. 

Zirve öncesi Fildişi Sahilleri'nden Tacikistan'a pek çok ülkede istişare toplantıları düzenlenerek, insani yardım sisteminin açıkları tespit edildi. Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Ban Ki Mun da, Şubat ayında "Tek İnsanlık: Paylaşılan Sorumluluklar" başlıklı bir raporla zirvenin vizyonunu 5 ana başlık altında ortaya koydu. 

BİRLEŞMİŞ MİLLETLER'DEN AÇIKLAMA

Birleşmiş Milletler Genel Merkezi'nde de İstanbul'daki zirveye dair hazırlıkların sonuna gelindi. Birleşmiş Milletler Dünya İnsani Zirvesi Sözcüsü Herve Verhoosel, İstanbul'daki çalışmalar için Türkiye'ye hareketinden önce örgütün New York'taki Genel Merkezi'nde zirveye ilişkin açıklamalarda bulundu. 

Birleşmiş Milletler'in 70 yıllık ömründe ilk kez böyle bir zirvenin gerçekleştirileceğini vurgulayan Verhoosel, Genel Sekreter Ban Ki Mun'un 3 yıl önce böyle bir adım atmayı planladığını duyurduğunda Türkiye'nin buna ev sahipliği yapmaya aday olduğunu ve değerlendirme sonucunda türkiye'nin seçildiğini belirtti. 

Birleşmiş Milletler yetkilisi, "Türk hükümetinin bizi İstanbul'da ağırlayacak olmasından dolayı çok mutluyuz. Türkiye'nin daha önce de böyle çok önemli toplantıları organize ettiğini biliyoruz" dedi. 

Zirvenin Türkiye'de düzenlenmesinin bazı nedenleri olduğunu ve bu nedenler arasında da tüm bölgelere olan coğrafi yakınlığının başta geldiğini anlatan Verhoosel, "İstanbul, Ortadoğu ve Avrupa'nın merkezinde, Asya'nın da hemen yanında yer alıyor. Ayrıca Türkiye insani yardımlar için muazzam bir kaynak ayırıyor" ifadelerini kullandı. 

Zirve'nin zamanlamasına vurgu yaparak dünyada insani yardıma ihtiyaç duyan insan sayısının rekor seviyeye ulaştığını kaydeden Verhoosel, "Halen 125 milyon kişi insani yardıma muhtaç durumda. Bu sayıdan ancak 85 milyonu bir şekilde yardıma ulaşabiliyor. Diğerlerine fon yetersizliği, siyasi sorunlar ve lojistik problemler nedeniyle ulaşamıyoruz." diye konuştu 

Genel Sekreter Ban Ki Mun'un da henüz küçük bir çocukken, Kore yarımadasındaki savaş nedeniyle mülteci konumuna düştüğünü anımsatan Verhoosel, "Genel sekreter; Avrupa'da, Türkiye'de, Lübnan ve Suriye'deki mültecilerin neler hissettiğini anlıyor" ifadelerini kullandı. 

Zirvenin ilk kez düzenlendiğini ancak tekrar yapılıp yapılmayacağını henüz bilmediklerini söyleyen Verhoosel, toplantının sonucunda tekrarı talep edilirse ve buna ihtiyaç duyulursa ikincisinin de düzenlenebileceğini kaydetti. 

Zirveye üye ülkelerin yanı sıra çok sayıda sivil toplum örgütü ve özel sektör temsilcisinin katılacağını da anlatan Verhoosel, "Birleşmiş Milletler ve üye ülkeler, insani yardım taleplerine tek başına cevap veremez. Bu konuda tüm toplum kesimlerine ihtiyaç var" dedi. 

Verhoosel, zirvenin bölgede yaşayan Suriyeli sığınmacılar için olumlu etkilerinin olacağını ancak toplantının tüm insani yardım sorununa cevap vereceğinin beklenmemesi gerektiğini vurguladı.

İSTANBUL’DA HAZIRLIKLAR SÜRÜYOR

23-24 Mayıs tarihlerinde gerçekleştirilecek olan Dünya İnsani Zirvesi nedeniyle İstanbul'da geniş güvenlik önlemleri alınıyor. Kongre merkezi çevresi polis bariyerleri ile çevrilirken, bazı yollar da sabah saat 07.00 itibariyle trafiğe kapatıldı. 

Şişli Halaskargazi Caddesi üzerinde toplumsal olaylara müdahale araçları ve çevik kuvvet ekipleri konuşlandırıldı. İstanbul Emniyet Müdürlüğü tarafından yapılan açıklamada, emniyet ve trafik tedbirleri kapsamında bazı yolların trafiğe kapatılacağı belirtilirken, sürücülerden de alternatif güzergâhları kullanması istendi. 

Zirve için Türkiye'ye gelecek ülkelerin devlet ve hükümet başkanları ile bazı temsilciler için Atatürk Havalimanı'nda da bazı düzenlemeler ve hazırlıklar yapıldı. Zirveye katılacak ülkelerin temsilcilerin giriş ve çıkışları için havalimanında üç nokta belirlendi. 

Buna göre bir süre önce havalimanındaki askeri alandan aprona dahil edilen bölüme, zirve için gelen özel uçaklar park edebilecek. Misafirler, bu alana park edecek uçaklardan inerek, özel araçlarla konaklayacağı otellere ya da zirvenin yapılacağı İstanbul Kongre Merkezi'ne hareket edebilecek. 

Ayrıca özel veya tarifeli uçaklarla İstanbul'a gelecek misafirler, Atatürk Havalimanı Devlet Konukevi ile Vip Salonu'nda da giriş ve çıkış yapabilecek. Polis ekipleri, zirve dolayısıyla Atatürk Havalimanı ile apronda alınan güvenlik önlemlerini arttırdı.

YARDIMLARDA TÜRKİYE İLK SIRADA

İstanbul'un ev sahipliği yapacağı Dünya İnsani Zirvesi'nde, dünyadaki insani krizlere yeterli yanıtı veremeyen mevcut küresel sistemi, çağın koşullarına uygun biçimde yeniden şekillendirmek hedefleniyor. Zirve için hazırlıklar sürerken, Birleşmiş Milletler diplomatları dünya liderlerinin ilk kez insani krizlerden doğrudan etkilenen kesimlerle bir araya geleceğine dikkat çekiyor. 

Yetkililer; tarafların, küresel sistemin geleceğine ilişkin sorulara birlikte yanıt arayacağına da dikkat çekiyor. Türkiye de, İstanbul'daki zirve aracılığıyla, insani alandaki tecrübelerini ve dünyaya örnek teşkil eden uygulamalarını uluslararası toplumla bir kez daha paylaşma fırsatı bulacak. 

Zira Türkiye, gerçekleştirdiği resmi insani yardımlarla dünyanın en büyük bağışçı ülkeleri arasında yer alıyor. 2014 yılında 1,6 milyar dolarında insani yardım gerçekleştiren Türkiye, bu alanda Amerika Birleşik Devletleri ve İngiltere’nin ardından üçüncü sırada bulunuyor. 

Türkiye, resmi insani yardımının milli gelire oranı dikkate alındığında ise dünyanın “en cömert” donör ülkesi. Türkiye’nin kalkınma yardımları da 3,6 milyar dolar seviyesinde. 
İnsani krizlere müdahale eden Türkiye, aynı zamanda ev sahipliği yaptığı 3 milyondan fazla sığınmacıyla, krizin diğer yönünü de yaşıyor. 

Edindiği tecrübe ile küresel insani sistemin başlıca aktörleri arasında yer alan Türkiye, İstanbul'daki zirveyle birlikte insani krizler konusunda küresel sisteme daha fazla katkı yapmayı amaçlıyor.

AFAD, TİKA, KIZILAY

Türkiye, son yıllarda insani yardım alanında ortaya koyduğu farklı yaklaşım, sergilediği performans ve dünya çapında takdir gören faaliyetleriyle küresel sistemde artık öncü ülke konumunda. 

Yüzlerce yıldır ülkelerindeki zulümden kaçan milyonlarca insana kucak açan Anadolu coğrafyası, şimdi de bölgesindeki iç karışıklık veya savaşlar nedeniyle evlerini terk etmek zorunda kalan yaklaşık 3 milyon sığınmacıya ev sahipliği yapıyor. 

Resmi verilere göre, sığınmacıların 2,7 milyonunu Suriyeliler oluşturuyor. Birleşmiş Milletler verilerine göre ise Türkiye bugün dünyada en fazla sığınmacıya ev sahipliği yapan ülke. Resmi kalkınma yardımları 4 milyar dolara yaklaştı.

Dünyada 140'tan fazla ülkeye erişim kapasitesinin yanı sıra 52 program koordinasyon ofisiyle insani yardım faaliyetleri yürüten TİKA, insani yardımlar dahil olmak üzere Türkiye'nin kalkınma yardımlarına ilişkin veri envanterinin tutulması ve raporlanmasından sorumlu. 

TİKA aracılığıyla gerçekleştirilen kalkınma yardımları 2002'de 85 milyon dolar iken, bu oran 2014'te 3 milyar 591 milyon dolara yükseldi. Ukrayna’dan Somali’ye kadar birçok ülkede acil durumlara müdahale ve insani yardım ulaştırmada en hızlı ve etkili kamu kurumlarından birisi olan AFAD, geçen yıl Nepal’de meydana gelen depremde bölgeye ilk ulaşan yardım ekibi oldu. 

Acil müdahalelerde yenilikçi ve insan hayatını önceleyen yaklaşımıyla AFAD, 4 kıtada 40’tan fazla ülkede deprem, sel, kuraklık, yangın ve iç karışıklıklar gibi durumlardan etkilenen insanlara yardım sağlıyor. 

Suriyelilere yönelik 26 barınma merkezinde, insani yardımın ötesinde eğitim, sağlık, sosyal ve diğer alanlarda hizmet sunan afad, sığınmacıların fiziksel, sosyal ve psikolojik ihtiyaçlarını karşılıyor. AFAD’ın verilerine göre, kamplardaki sığınmacı sayısı 272 bini Suriyeli olmak üzere toplam 281 bin 935. 

Bölgede devam eden insani krizler sonucunda oluşan acil ihtiyaçlara cevap verebilmek üzere büyük bir lojistik sürecini de başarıyla yürüten Türk Kızılay’ı ise acil durumlara yönelik 300 bin kişiye ulaşan acil barınma ve beslenme kapasitesiyle dünyada ikinci sırada yer alıyor.

Türk Kızılayı; Pakistan, Çad, Haiti, Libya, Somali, Arakan, Filistin, Moritanya, Senegal, Nijer, Bosna Hersek, Filipinler, Irak ve Lübnan gibi çok sayıda ülkede insani yardım faaliyeti yürütüyor. 

Türk Kızılayı, özellikle Pakistan’da hayata geçirdiği, tarihinin en büyük insani yardım operasyonu olan "Kapasite geliştirme projesi" ile afet müdahale süreçlerinde farklı bir anlayış ortaya koyarak ülkedeki sel felaketine ilk müdahale eden yardım kuruluşu olmuştu.

TÜRK STK’LARIN BEKLENTİSİ BÜYÜK  

İstanbul’da düzenlenecek Dünya İnsani Zirvesi, resmi kuruluşlar kadar sivil toplum örgütlerini de yakından ilgilendiriyor. Zira zirvede, sivil toplum örgütlerinin yöneticileri dünya liderleriyle ve resmi kuruluşların yöneticileriyle bir araya gelme fırsatı bulacak. 

Zirveye sayılı günler kala, Türkiye'nin önde gelen insani yardım kuruluşları yardımların daha güçlü aktörlerle yerelleştirilmesini önerdi. Türk sivil toplum kuruluşları, yerel toplulukların güçlendirilmesinin özellikle doğal afetlerle mücadelede en iyi yol olacağını savundu. 

Türk Kızılayı Başkanı Kerem Kınık da, yerel insani yardım gruplarının güçlendirilmemesinin, bu kuruluşları afetlere karşı daha zayıf hale getirdiğine dikkat çekti. Kınık ayrıca uluslararası ölçekte çalışan yardım kuruluşları tarafından gerçekleştirilen yardımların genellikle sürdürülebilir olmadığını ve çok yüksek maliyetli olduğunu belirterek insani yardım sisteminde bir reform ihtiyacının olduğunu sözlerine ekledi. 

Kınık İstanbul'daki zirvenin sadece insani yardımla ilgili meselelere odaklanmasının çok önemli olduğuna işaret ederek, bu zirvenin Türkiye’nin insani yardım metodunu dünyaya anlatmak için de bir fırsat olarak görülebileceğini vurguladı. Her örgütün kendi gündemini masaya yatırması beklenen İstanbul'daki zirvede, Türkiye’den insani yardım vakfı ve hayata destek adlı yardım kuruluşları da hazır bulunacak.

UNİCEF EĞİTİM DESTEĞİNE DİKKAT ÇEKTİ

Birleşmiş Milletler Çocuklara Yardım Fonu UNİCEF, dünya genelinde insani krizi yaşanan bölgelerde okul çağındaki 75 milyon çocuğun eğitim desteğine ihtiyaç duyduğunu söyledi. UNİCEF'in raporuna göre insani krizde olan bölgelerde yaşları 3-18 arasında değişen 462 milyon çocuk yaşıyor.

Suriye'de beş yıl süren savaş nedeniyle 6000 okul kullanılamaz hale geldi, çatışmaların yaşandığı Doğu Ukrayna'da da her beş okuldan biri ya hasar gördü ya da yıkıldı. Ayrıca, dünya çapında 7 yaşından küçük 87 milyon çocuk da çatışma bölgelerinde yaşam mücadelesi veriyor. 

UNİCEF'in raporu, İstanbul'da 23-24 Mayıs tarihleri arasında düzenlenecek dünya insani zirvesi öncesi yayımlandı. Zirvede, söz konusu rapırdan hareketle “eğitim bekleyemez” adlı yeni acil yardım fonunun da açıklanması bekleniyor. Fon, gelecek beş yıl içinde 4 milyar dolara yakın yardım toplamayı hedefliyor. 

UNİCEF yetkilileri, yardımın acil eğitim ihtiyacı olan 13, 6 milyon çocuk için kullanılacağını söyledi. UNİCEF'in verilerine göre, bir yıldan uzun süredir eğitimden yoksun bırakılan yoksul ailelerin çocuklarının eğitime geri dönme ihtimalleri hayli düşük. 

Raporda, "Büyük ayaklanmalar sırasında okullar çocuklara güvenli alan ve hayati öneme sahip bir düzen sağlasa da, kriz dönemlerinde çocuklar özellikle eğitimden yoksun bırakılma riskiyle karşı karşıya" deniyor. Raporda ayrıca, mülteci çocukların "kayıp kuşak" olma riski taşıdıklarına da özellikle vurgu yapılıyor.

SİSTEM İHTİYAÇLARI KARŞILAYAMIYOR

İngiliz Parlamentosu Uluslararası Kalkınma Komisyonu, Türkiye'nin ev sahipliğinde düzenlenecek Dünya İnsani Zirvesi'nde değinilmesi gereken öncelikli konularla ilgili rapor yayımladı. 

İngiltere Başbakanı David Cameron'ın lideri olduğu muhafazakâr parti milletvekillerinin çoğunlukta bulunduğu komisyonun raporu, "Dünya insani zirvesi: reform için öncelikler" başlığını taşıyor. Raporda, insani yardım konularında İngiltere Uluslararası Kalkınma Bakanlığı'nın rekor miktarda harcama yaptığı vurgulanıyor. 

İngiliz vekiller; iklim değişikliği, silahlı terör örgütlerinin artışı, su yetersizliği ve artan nüfusla birlikte insani yardım talebinin giderek büyüyeceği yönünde uyarılarda da bulunuluyor. 

Raporu kaleme alan İngiliz vekiller, İstanbul'daki zirvede, krizlerin çözülmesi ve önlenmesi konularına odaklanılması gerektiğini belirterek insani yardım fonlarının reforme edilmesi için de acil harekete geçilmesi çağrısı yapıyor. Yardım kuruluşlarının mevcut ihtiyaçlarını da değerlendiren rapor, bu ihtiyaçların karşılanmasında yetersiz kalan sistemin endişe verici olduğunu belirtiyor. 

Raporda ayrıca "Küresel insani sistem, yardım için çağrıda bulunanlar ile ihtiyaçları değerlendirenler arasındaki güç ayrımında dengesizlik olduğunu gösteriyor" ifadeleri de yer alıyor.

ORTADOĞU KRİZİ

Yıllardır süren iç savaşlar ve şiddet sarmalı, Ortadoğu'yu insani krizlerin en çok derinleştiği bölge haline getiriyor. İşgalden bu yana Irak'ta süren istikrarsızlık, Suriye'de 5 yılı geride bırakan iç savaş, Yemen'de çözüm bulunamayan çatışmalar ve giderek artan daiş tehdidi yaşanan insani krizi içinden çıkılmaz bir hale getiriyor. 

Suriye'deki iç savaş nedeniyle korumaya muhtaç kişi sayısı 14 milyona yakın. Bunun 6 milyonundan fazlası ise çocuk. Savaş nedeniyle bugüne dek 12 milyona yakın Suriyeli evlerini terk etmek zorunda kaldı. Bunların yaklaşık 4 buçuk milyonu ise Türkiye, Lübnan ve Ürdün başta olmak üzere başka ülkelere sığındı. 

Birleşmiş Milletler, mültecilerin yüzde 51'inin 17 yaşından küçük olduğuna dikkati çekiyor. 7 milyon 600 bin Suriyeli de savaş nedeniyle evlerini terk edip ülke içinde başka bir bölgeye kaçmak zorunda kaldı. Ülkenin büyük bölümünde altyapı neredeyse tamamen çöktü. Çatışmalar nedeniyle pek çok bölgeye insani yardım dahi ulaştırılamıyor. 

Yemen'de de benzer bir tablo var. Çatışmalar yüzünden 2 milyondan fazla kişi evlerini terk etmek zorunda kaldı. Ülkede 13 milyon kişi gıda yardımına muhtaç. 20 milyondan fazla insan temiz suya erişemiyor. Ülkede 15 milyon kişi ise sağlık hizmetlerinden yoksun. 

Çatışmalar yüzünden 3 bin 500 okul kapandı ve 2 milyona uyakın çocuk eğitim hizmetlerinden yararlanamıyor. Irak'ta ise DAİŞ'in kontrolüne geçen geniş bir alandan kaçan yüzbinlerce kişi, ülkenin farklı bölgelerinde kurulan mülteci kamplartına yerleştirildi. Ekonomik sorunlarla boğuşan ırak yönetimi, bu mültecilerin ihtiyaçlarının karşılanması için uluslararası topluma çağrıda bulunuyor. Ancak silahlar susmadan ve ülkede siyasi bir istikrar sağlanmadan insani krize neden olan koşulların ortadan kaldırılması pek mümkün görünmüyor.

AVRUPA’DAKİ MÜLTECİLER

Avrupa İkinci Dünya Savaşı'ndan bu yana yaşanan en büyük mülteci krşizi ile karşı karşıya. Türkiye ile varılan anlaşma, Balkan rotasını izleyerek Avrupa'ya ulaşmaya çalışan mültecilerin sayısını azaltsa da, sığınma talebiyle Avrupa'da bulunan mültecilerin geleceği belirsiz. 

Avrupa Birliği geçtiğimiz sonbaharda, Kuzey Avrupa'ya gitmeye çalışan mültecilerin Yunanistan ve İtalya'da yığılması üzerine bu ülkelerin yükünü hafifletmek amacıyla bir çözüm planı açıkladı. 160 bin mültecinin üye ülkelere yerleştirilmesini kabul eden Avrupa Birliği kararına rağmen, pek çok Avrupa ülkesi, kabul edilen kota sistemini uygulamakta ağır davranıyor. 

Avrupa Birliği Komisyonu'nun incelemesine göre kota kararına rağmen yılın başından bu yana Avrupa ülkelerine kabul edilen mültecilerin sayısı yüzlerle ifade edilebilecek kadar az. Birliğin bazı üyeleri, para cezası ödeme pahasına kapılarını mültecilere kapatıyor. 

6 bin 200 mülteci alması planlanan Polonya 1 milyar 75 milyon dolar para cezası ödeyerek sorumluluğundan kurtuldu. Yerleştirme kotalarına uyulmaması durumunda 250 bin avro para cezası verileceği kararı ise Macaristan hükümetince şantaj olarak değerlendirildi. 

Vişegrad ülkeleri olarak adlandırılan Macaristan, Slovakya, Çek Cumhuriyeti ve Polonya Avrupa birliği tarafından önerilen zorunlu kota uygulamasına karşı çıkıyor. Macaristan hükümeti önümüzdeki sonbaharda bir referanduma giderek "mültecilere hayır" politikasını halka da onaylatmak istiyor.

NÜFUSA GÖRE EN FAZLA MÜLTECİ LÜBNAN’DA

Lübnan, nüfusuna oranla en çok Suriyeli mülteciye ev sahipliği yapan ülke. Ülkede 1 milyonun üzerinde Suriyeli mülteci var. Ülke nüfusunun dörtte birine denk gelen bu rakam Lübnan hükümetini yeni kararlar almaya itti. Hükümet geçen sene başında aldığı karar mülteci alımını durdurdu. 

Ülkedeki mülteciler geri dönmeye zorlanmadı ancak oturum ve çalışma izni almaları zorlaştırıldı. Ailelerini geçindirmek için maddi gelire ihtiyaç duyan Suriyeliler ya kaçak olarak çok düşük maaşlarla çalışıyor ya da sokaklarda dilencilik yapıyor. 

Lübnan hükümetinin 2015 yılında uygulamaya koyduğu katı mülteci politikaları uluslararası sivil toplum kuruluşu ve hak örgütlerinin de tepkisini çekiyor. Yayınlanan raporlarda Lübnan hükümetinin mültecilerin oturma izınlerini yenilemeyi reddettiğini ve uluslararası yardımın yetersizliğinin de mülteci kadınları; ev sahipleri, işverenler ve hatta polis tarafından dahi cinsel istismar riskiyle yüz yüze bıraktığını ortaya koyuyor. 

Uluslararası yardımın önemli oranda eksik kalması ve Lübnanlı yetkililer tarafından uygulanan katı kısıtlamalar, Suriye’den gelen mülteci kadınları cinsel taciz ve istismar riskiyle yüz yüze bırakırken yetkililerden de koruma talep edememelerine yol açıyor. 

2015 yılında Lübnan, Birleşmiş Milletler Mülteci Yüksek Komiserliği’nin Suriyelilere mülteci statüsü verme işlemlerini durdurdu ve mültecilerın oturma izinlerini yenilemelerini zorlaştıran düzenlemeleri kabul etti. Yasal statüleri olmadığı sürece; keyfi gözaltı, tutuklama ve sınır dışı edilme riskiyle karşı karşıya olmaları, birçoğunun polise istismar ihbarında bulunmaktan kaçınmasına yol açıyor. 

Suriye’den Lübnan’a gelen mültecilerin çoğunluğu, zor koşullar altında yaşam savaşı veriyor. Gıda malzemelerine erişim, iş ve ev bulmada yaygın ayrımcılık ve engellerle karşılaşıyorlar. Kadın mültecilerın yüz yüze kaldığı koşullar, çoğunlukla daha da katlanılmaz oluyor. Özellikle ev geçindirmek zorunda olanlar, işte ve dışarıda yüksek cinsel taciz, istismar ve şiddet riskiyle karşı karşıya kalıyor.

AFRİKA’DA 13 MİLYON MÜLTECİ VAR

Ülkelerinden kaçıp Avrupa'nın kapısına dayanan yüz binlerce Suriyeli sığınmacı, Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği'nin internet sitesinde yayımladığı verilere göre Avrupa'da yaşayan 4 milyon üç yüz bine yakın göçmen ile aynı kaderi paylaşmayı bekliyor.

Dünyada 11 milyon 700 bine yakın kayıtlı göçmen var ancak BM yerinden edilen ve sığınma talep edenler eklendiğinde bu rakam yükseliyor. Göçmen sayısı, batı, orta, güney ve kuzey Avrupa'da 2 milyon, Avrupa'nın güneydoğusunda 500 bin, doğusunda ise 1,8 milyon ile 4,3 milyona ulaşıyor. 

Söz konusu sayının, Afrika'nın orta kesiminde 5,4 milyon, doğusunda 5,8 milyon, batısında 1,3 milyon, kuzey ve güneyin de ise 1 milyon ile afrika'da 13,5 milyona yükseldiği belirtildi. Kıta'da gerilim nedeniyle göç veren ülkelerden biri Orta Afrika Cumhuriyeti. Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği'ne göre ülkenin batı ve kuzey kesimlerinde Müslümanları hedef alan şiddet eylemleri nedeniyle 280 bini başkentte olmak üzere 800 bine yakın kişi evini terk etmek zorunda kaldı. 800 bin kişiden 250 bini komşu ülkelere sığındı. 

Demokratik Kongo Cumhuriyeti de hem göç alan hem de göç veren ülkelerin başında geliyor. Zira iç çatışmalardan dolayı yaklaşık üç milyonu aşkın Kongolu evlerini terk etmek zorunda kaldı. Demokratik kongolu mülteciler ise Uganda'ya kaçmayı tercih etti. Sudan ve Güney Sudan arasındaki gerilim de bölgede göçe neden oluyor. 

Güney Sudan'daki karışıklık ve çatışma ortamı nedeniyle her gün ülkeden binlerce mülteci Sudan'a akın ediyor. Kenya'da, yaşam mücadelesi veren Somalili sayısıysa 500 binin üzerinde. Ülkedeki saldırıların Eş Şebab örgütü tarafından üstlenilmesinin ardından göç eden insanlar tedirginlik içinde yaşıyor. 

Diğer yandan Kenya'da yaşanan şiddet olayları da ülkeden dışarıya yaşanan göç sayısının artmasına sebep oluyor. 2014'te yaklaşık 220 bin Kenyalı, yaşadığı yeri terk etmek zorunda kaldı. 2013 yılında bu sayı, 55 bindi. 

Mali'de de durum diğer Afrika ülkelerinden farklı değil. Önce etnik gerilim daha sonra Fransa'nın müdahalesiyle hayatları cehenneme dönen yüzbinlerce Malili; Moritanya, Burkina Faso veya Nijer'e sığındı. 70 bin mültecinin bulunduğu Moritanya'ya kaçanlar en basit ihtiyaçları olan gıda, barınma ve temiz suya bile erişemiyor. 

Ancak kıta genelinde hem yerel hem de uluslararası kuruluşlardan destek alarak işleyen kampların sorunları çok. Açlık ve salgın hastalıkların yanısıra mülteciler temel ihtiyaçlarını bile karşılamakta zorluk çekiyor.

İÇ MÜLTECİLER

İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra yaşanan en büyük mülteci krzi dünya gündemini meşgul ediyor. Ancak sınırlar arasında sıkışıp kalan mülteciler, buzdağının sadece görünen yüzü. Ülkelerini terketmek zorunda kalan kişilerin iki katı sayıda insan, ülke içi mülteciye dönüşüyor. 

Norveç Mülteciler Konseyi tarafından yayımlanan bir rapor, evlerini terk ederek bulundukları ülkelerde yer değiştiremk zorunda kalanların, bir başka deyişle de, kendi ülkelerinde mülteci konumuna düşenlerin sayısının 2015 yılında 27 milyonu aştığını gösteriyor. 

Araştırmayı yapan yetkililer, dünyanın büyük bir ülke içi mülteci kriziyle karşı karşıya olduğunu ve krizin her yıl daha da büyüdüğünü belirtiyor. Ülke içi göçün temel nedeni yine savaşlar ve doğal afetler. Bu nedenlerle evini terk eden 8,6 milyon kişinin yüzde 60’ı Yemen, Suriye ve Irak’ta yaşıyor. 

Arap Baharı ile başlayan isyanlar ve DAİŞ tehdidinin giderek yayılması, insanların evlerini terk etmesinin baş nedenleri olarak gösteriliyor. Yetkililer, bu insanların sınırları geçemedikleri için ülkelerinde kaldığını, ya ülke dışına kaçacak imkanları olmadığını ya da sınırların kapalı olduğunu söylüyor.  

Ortadoğu dışında Afganistan, Orta Afrika Cumhuriyeti, Demokratik Kongo Cumhuriyeti, Nijerya, Güney Sudan, Ukrayna ve Kolombiya da ülke içi mülteci sorununun yoğun biçimde yaşandığı ülkeler. 

113 ülkedeki 19 milyon kişi de doğal felaketler nedeniyle evlerini terk etti. Bu ülkeler arasında Hindistan, Çin ve Nepal ön planda. Fırtına ve seller gibi aşırı hava koşulları en büyük nedenleri oluşturdu. Yalnızca Nepal’de 2,6 milyon kişi geçen yılki depremlerde evlerinden oldu. Son 8 yıl içinde doğal felaketler nedeniyle 203,4 milyon kişi evlerini terk etti. 

Bangladeş, Küba, Vietnam gibi birçok ülke acil durum müdahale sistemlerinde ilerleme kaydetse de Norveç Mülteciler Konseyi’nin raporuna göre birçok ülkenin önünde henüz uzun bir yol var. 

Norveçli yetkililer, İstanbul’da yapılacak Dünya İnsani Yardım Zirvesi’ne katılan ülkelere savaşı engelleme ve savaşın zarar verdiği sivilleri koruma konusunda gerekli çalışmaları yapma çağrısında bulunmayı planlıyor.

KÜRESEL ISINMA KRİZLERİ TETİKLİYOR 

Son yıllarda gündemi en çok meşgul eden konulardan biri küresel ısınma. Zira küresel ısınma nedeniyle yaşanan iklim değişikliği, yeryüzündeki dopal afetlerin sayısını artırıyor. Son yıllarda Güney Asya, Afrika ve Latin Amerika'yı vuran şiddetli kasırgalar ve sellerde on binlerce insan yaşamnını yitirdi. 

Bu felaketler, milyarlarca dolarak ekonomik zarara da neden oldu. Geçen yılsonunda Paris'te toplanan Birleşmiş Milletler İklim Konferansı'nda, sera gazı salınımının azaltılması ve 2045 yılına kadar küresel ısınmanın 2 derece ile sınırlandırılması kabul edilmişti. 


Küresel ısınmaya sebep olan sera gazları daha çok sanayileşmiş kuzey yarımküre ülkeleri tarafından atmosfere salınıyor. Ancak Birleşmiş Milletler verileri, küresel ısınmadan en büyük zararı, sera gazı salınımnın en az olduğu afrika kıtasının göreceğini gösteriyor. 

Örgüt yetkilileri, Afrika halklarının iklim değişikliğinden korunma olanaklarına sahip olmaması nedeniyle küresel ısınma karşısında yüksek bedel ödeme riskiyle karşı karşıya olduğuna dikkat çekiyor. 

İklim uzmanlarına göre de, 20 yıl içerisinde, Afrika'da yaklaşık 1 milyar kişi su baskınları, bulaşıcı hastalıklar ve açlık tehlikesiyle karşı karşıya kalacak. En çok tehdit altında olan bölge ise Sahra Altı Afrika. 

Bu bölgede yaşayan 720 milyon insanın yaşam koşullarının küresel ısınmanın etkisiyle kötüleşeceğini belirten uzmanlar, iklim dengesi bozulunca tarım üretiminin zarar göreceğine ve yetersiz beslenmeye bağlı sağlık sorunlarının ortaya çıkacağına işaret ediyor. 

Bu koşulların Afrika'daki yoksulluğu daha da artıracağına dikkat çekiliyor. Koşulların kötüleşmesiyle, büyük göç hareketleri yaşanacağının altını çizen uzmanlar, ortaya çıkacak yeni sosyal sorunlar konusunda da uyarıyor. 

Afrika'da küresel ısınmanın yol açtığı tahribatı bugünden gözlemlemek de mümkün. Son yılların en kurak döneminden geçen kıtada doğan çocuklar, yetersiz beslenmenin neden olduğu sağlık sorunlarıyla karşı karşıya. Kıta genelinde bulaşıcı hastalıkların sayısında da hızlı bir artış yaşanıyor. 

Bütün Afrika'nın ürettiği sera gazının, Amerika Birleşik Devletleri'ndeki tek bir eyaletten bile az olduğuna işaret eden birleşmiş milletler yetkilileri, gelişmiş ülkeleri Afrika halklarının geleceği için sorumluluk almaya davet ediyor. Bu aşamada, Afrika'ya yönelik yardımlar da tartışma konusu.

Yapılan ilaç ve gıda yardımlarının kesin sonuç vermeyen geçici adımlar olduğunu savunan uzmanlar, Afrika'daki sorunların çözümünün, yardıma gerek bırakmayacak koşulların bir an önce oluşturulması olduğu görüşünde.

KÜRESEL ISINMANIN SONUÇLARI

Küresel ısınmanın yol açtığı iklim değişikliğinin günümüzdeki etkileri, olağanüstü fırtına ve kasırgalar, artan çölleşme ve kuraklık ile deniz seviyesindeki yükselme olarak sıralanıyor. 1900 yılından bu yana denizlerdeki su seviyesi küresel çapta 19 santimetre yükseldi. 

Son yıllarda bu yükseliş iyice hız kazandı. Bu durum, bazı okyanus adaları ve deniz seviyesindeki ülkelerin varlığını tehlikeye sokuyor. Artan sıcaklık yüzünden arktik buz örtüsü de hızla azalıyor. 

Kutuplardaki buzul örtüsünün küçülmesi, denizlerdeki su seviyesinin yükselmesinin önemli nedenlerinden biri. 1980'lerin başındaki ortalama değerlerle karşılaştırıldığında, İngiltere'nin yaklaşık 10 katı büyüklüğünde bir buz tabakası kayboldu.

Bunlar küresel ısınmasının bugünkü etkileri. Gelecekteki olası etkilerin boyutu ise tam olarak kestirilemiyor. İklim değişikliği; temiz su sıkıntısına, tarım koşullarının ciddi şekilde değişme yol açabilir. Ayrıca beklenmedik seller, fırtınalar, ve kuraklık, kitlesel ölümlere neden olabilir. Pek çok canlı türü de iklim değişikliği nedeniyle yok olma riskiyle karşı karşıya. 

Birleşmiş Milletler'in geçen yıl yayımladığı iklim değişikliği raporu, karamsar bir tablo çiziyor. Rapora göre iklimlerin değişmesine yol açan küresel ısınma artık geri döndürülemez boyutlarda. 

Raporda; "Bu gezegendeki hiçkimse iklim değişikliğinin etkilerinden muaf olmayacak" ifadeleri yer alıyor. Birleşmiş Milletler raporunda iklim değişikliğinin önümüzdeki 20 ila 30 yıl içinde doğal sistemler üzerindeki muhtemel etkileri ayrıntılarıyla anlatılıyor. 

Tehdit altındaki doğal sistemler arasında Kuzey Kutbu'ndaki buz denizi ve mercan kayalıkları ilk sıralarda. Karada da sıcaklıklar arttıkça hayvanların, bitkilerin ve diğer türlerin daha kuzeye doğru harekete geçeceği ifade ediliyor. 

Kaygı duyulan alanlardan biri de gıda güvenliği. Mısır, pirinç ve buğday üretiminin 2050 yılında önemli ölçüde azalması bekleniyor. Buna karşın dünya nüfusundaki artış sürecek. Yani, üretim talebi karşılayamayacak duruma gelecek. 

Raporda, yaşananlardan öncelikle yoksul ülkelerin olumsuz etkileneceğine işaret ediliyor. Ortaya çıkacak tablonun sosyal krizleri tetikleyeceğinin ve zengin ülkelerin de bu olumsuz etkilerden muaf kalamayacağının altı çizliyor.

Dünya liderlerinin paris'te anlaşma sağladığı 2 derecenin bile insan yaşamı açısından çok ciddi sonuçları bulunuyor. 2 derecelik sıcaklık artışı birleşmiş milletler hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli'nin 2007 yılında açıkladığı raporda en iyi senaryo olarak yer alıyor ancak bu artış bile çok ciddi sorunlar yaratacak ölçüde. 

İklim adaleti hareketi tarafından 2009 yılında hazırlanan rapor, yaklaşık 35 yıl içinde 150 milyon insanın küresel ısınma nedeniyle mülteci konumuna düşeceğini ortaya koyuyor. 2 derecelik sıcaklık artışı deniz seviyelerinin 3 metre yükselmesine ve okyanuslarda bulunan pek çok adanın sular altında kalmasına neden olacak.

GIDA KRİZİ

Uzmanlara göre iklim değişikliği gıda güvenliği için tehdit oluşturuyor. Atmosferdeki karbondioksit oranının artması bitkilerin besin değerini düşürüyor. Bu tehdidin boyutu hazırlanan birlimsel raporlara da yansıyor. 

2014 Ulusal İklim Değerlendirme Raporu’na göre giderek daha da şiddetlenecek olan iklim değişikliğine bağlı doğal afetler, tarım üretimini de etkileyecek. Tarım üretiminin etkilenmesi dünyada gıda sıkıntısına yol açabilir. 

Bu durum sadece tarım ürünlerindeki üretimin azalması değil, iklimsel değişikliklerin tarım ürünlerinin işlenmesi, depolanması, nakliyesi ve satılmasını da etkilemesi anlamına geliyor. Önlem alınmadığı takdirde, iklim değişikliğinin pirinç, mısır, soya, bezelye ve darı gibi temel tahıl ürünlerindeki çinko ve demir oranlarını 2050 yılına kadar büyük ölçüde azaltması bekleniyor. 

Özellikle kalkınmakta olan ülkelerde yaşayan yaklaşık 3 milyar insan, gerekli besin ve minerallerin % 70’e yakınını buğday, pirinç ve bakliyatlardan alıyor. Gelecek 40 yıl içinde tahmin edilen orana erişmesiyle, halk sağlığı için önem taşıyan besin ve minerallerde azalma görüleceği belirtiliyor. 

Sağlıklı bir bağışıklık sistemi için çinkonun gerekli olduğunu belirten uzmanlara göre, ishal, zaatürre ve kızamık gibi hastalıklara karşı mücadelede çinkonun önemli bir yeri var. Aynı şekilde demir eksikliğinin kansızlığın yanısıra çocuklarda düşük IQ’ya neden olduğunu belirtiliyor. 

Aşırı derecede kansızlık yaşayan annelerin hayati riski bulunuyor. İki milyar insan, çinko ve demir eksikliği çekiyor. Bu da her yıl 63 milyon hayat yılına yani hastalık veya sakatlık nedeniyle kaybedilen yıllara mal oluyor.

PARİS İKLİM ANLAŞMASINI 175 ÜLKE İMZALADI 

2015 yılının Aralık ayında Paris'te düzenlenen Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansı, dünya liderlerini bir araya getirmişti. Dünyanın geleceği için bir dönüm noktası olarak görülen konferansta buluşan liderler, son yıllarda gayet açık bir tehlike haline gelen iklim değişikliğinin önüne geçmek için önemli kararlar aldı. 

Bu konferans sırasında alınan kararlar çerçevesinde hazırlanan Paris İklim Anlaşması, New York'ta düzenlenen törenle ile imzalandı. Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Ban Ki-Mon'un öncülüğünde düzenlenen törende 175 ülke bu tarihi anlaşmaya imza attı. 

Aralık ayında üzerinde uzlaşılan bu tarihi anlaşmayı, imzaya açıldığı ilk günde imzalamayan ülkelerde de mevcut ancak bu ülkelerin de belirlenen son tarih olan Nisan 2017'ye kadar anlaşmaya imza atmaları bekleniyor. 

Dünyanın geleceği için önemli adımların atılmasını öngören Paris İklim Anlaşması ile belirlenen temel hedef, küresel ısınmanın 2 derecenin altında tutulması. Ancak Birleşmiş Milletler tarafından yayınlanan açıklamada, karşılaşılan riskin ciddiyeti göz önüne alındığında, ülkelerin bu rakamı 1,5 dereceye düşürmek için ellerinden geleni yapmaları gerektiği vurgulandı.

Güncelleme Tarihi: 25 Mayıs 2016, 09:58
YORUM EKLE

banner39

banner36

banner37

banner35