banner15

Elitlerle karşıt gruplar arasında Avrupa

Son yedi yılda Avrupa'da yüzde 15 oranında gerileyen yatırımların yeniden canlandırılabilmesi için Avrupa Komisyonu'nun hazırladığı plan yetersiz kalacacak gibi görünüyor

Elitlerle karşıt gruplar arasında Avrupa

Sinan Özdemir | Brüksel

Avrupa Birliği Komisyon’u Başkanı Jean Claude Juncker Birliğin durumuna ilişkin yaptığı son konuşmada "çoklu kriz" ifadesiyle içinde geçtikleri durumu tanımlıyordu. Komisyon ekonomiden göçe; Brexit'ten teröre çok farklı cephelerde mücadele ediyor. Büyüyen hoşnutsuzluk Birlik üyesi devletlerde siyasetin parçalanmasına ve yeni aktörlerin sahneye çıkmasına sebep oluyor. Hollanda'nın Ukrayna-AB işbirliği anlaşmasını referanduma götürmesi ve hayır kararının (yüzde 61) çıkması anlaşmayı tamamen askıya almasa da elitlerin Birlik içindeki yerini sorgulayanlar için , baskı aracı olarak , yeni bir duruma işaret ediyor. Panama Belgeleri'nin yayımlanmasıyla başlayan tartışmalar aslında iki yıl önce LuxLeaks skandalı günlerinde yaşanan tartışmaları hatırlatıyor. Verilen sözlerin ne kadar tutulduğu tartışılıyor. İzlanda’da başbakanın istifası son kamuoyu yoklamalarında Korsanlar Partisi’ni yüzde 43’lere yükseltti. AB referandumuna 10 hafta kala Başbakan David Cameron İngiltere’nin Birlik içindeki yerini savunmaktan çok kendisine yöneltilen suçlamalara cevap vermekle meşgul.

Geleceğinin sorgulandığı, kurumlarına ve elitlerine güvenin azaldığı bir dönemde Komisyon’un tutumu büyük önem taşıyor. Yunanistan krizinde olduğu gibi ben merkeziyetçi, dışlayıcı yaklaşımlarla; sinerji üreten, dahil eden mekanizmalar arasında tercihe zorlanıyor. Ekonomi hiç olmadığı kadar belirleyici. Bu yıl için işsizlik, finans ve beklenmedik göç hareketleri potansiyel risk noktaları olarak raporlara yansıyor (World Economic Forum). Bu minvalde IMF’nin Salı günü duyurduğu dünyanın 2016 ve 2017 durumuna ilişkin büyüme rakamları iç açıcı değil. Avrupa Birliği için ciddi bir büyümeden bahsetmek zor (2016'da 1,5- 2017'de 1,6). Ekonomide görülen küresel yavaşlama (2016'de 3,2 - 2017'de 3,5) İngiltere, Almanya ve Fransa için de geçerli.

Ekonominin yavaşladığı, özellikle gençlerin iş bulmakta zorlandıkları bir dönemde Komisyon 2014'te duyurduğu ve bir yıl sonra başlattığı plan stratejik sektörleri kalkındırmak gibi KOBİ'leri destekleyerek yeni iş sahaları oluşturmayı hedefliyordu. Bunun için öngörülen bütçe 315 milyar avro. Geçen yıl bu çerçevede toplamda 126 projeye 50 milyar avro mali yardım sağlandı. Komisyon ayrıca "Erasmus +" projesiyle iş bulmakta zorlanan gençlere ilk iş imkanı sunmaya hazırlanıyor. Üniversiteler arası uygulanan Erasmus projesi gibi bu projenin de amacı sınırları kaldırmak, AB sınırları içinde bir yıllığına da olsa çalışma imkanı sağlamak... Bu sayede hem yabancı dillerini geliştirmeyi hem tecrübe edinmeleri hedefleniyor. Böylece ülkelerine döndüklerinde iş piyasasına çok daha hızlı bir şekilde dahil olabilecekleri düşünülüyor.

Ancak son yedi yılda Avrupa'da yüzde 15 oranında gerileyen yatırımların yeniden canlandırılabilmesi için söz konusu planın yetersiz kalacağı ve bir ikinci plana ihtiyaç duyulacağını şimdiden söylemek mümkün. İlk meyveleri görülse de orta ve uzun vadede sonuçlarının alınabilecek olması kısa vadede beklenen iş imkanını sağlamada yetersiz kalacaktır. Komisyon'un aşırı uçlardaki siyasi partilerin veya Avrupa karşıtlarının ileri sürdükleri "Avrupa Birliği işsizlik ve kemer sıkmaktır" görüşünü tersine çevirmesi ancak karşıtlık üreten ve örnek teşkil eden ülkelere farklı bir yaklaşımın geliştirilmesiyle aşılabilir. Yunanistan en uç örnek olsa da üzerinde düşünüldüğünde, yatırımcının kaçtığı, gençlerin iş bulmakta zorlandığı , her yeni doğanın 30 bin avro borçlandığı , hayat pahalılığı göz önünde bulundurulduğunda, çalışanların düşük ücretlere çalıştırıldığı (aylık ortalama 250-300 avro) bir düzende birinci Juncker planının ne kadar etkili olabileceği sorulabilir. IMF Başkanı Christine Lagarde'nin dikkatleri çektiği gibi borçlarının yeniden yapılandırılması Juncker planından çok daha etkili olabilir. Tabii bunun için Komisyon'un Berlin'i karşısına alması gerekecek.

Bir diğer karşıtlık da Alman Maliye Bakanı Wolfgang Schäuble ile Avrupa Merkez Bankası Başkanı Mario Draghi arasında yaşanıyor. Almanya empoze etmeye çalıştığı bakışın Avrupa Merkez Bankası tarafından hafife alındığına inanıyor. Alman maliye bakanına göre Merkez Bankası'nın tutumu siyasi yelpazede sağın sağında yer alan ve son bölge seçimlerinde önemli sonuçlar elde eden Almanya için Alternatif Partisi'nin başarısındaki önemli etkenlerin başında geliyor. Schäuble, Draghi'nin savunduğu ekonomi politiğin Avrupa ekonomisini yaraladığına ve büyümesini engellediğini düşünüyor. Ne var ki, Avrupa vurgusu yapılsa da gerçekte Almanları rahatsız eden Draghi'nin faizleri düşük tutuması. Yapılan simülasyonlara göre 2010'dan bu yana her Almanın kaybı 2450 avro (DZ Bank). Bu durum Almanlar için geçerli olduğu kadar diğer Avro Bölgesi'nde yer alan devletler için de geçerli. Tabii risk hesaplarda yatan paralarda değil banka ve sigorta şirketlerinin geleceğinde aranmalı. Almanya’nın aksine Draghi küçük yatırımcıya ve KOBI’lere el uzatarak tüm Avro Bölgesi’nde farklı bir rüzgarın esebileceğini göstermeye çalışıyor.

Bankaların ve sigorta şirketlerinin geleceği gibi Yunanistan krizinde başa dönülme riski giderek artıyor. Hafta başında Atina'da temaslarını tamamlayan troyka herhangi bir değerlendirmede bulunmadan ayrıldı. Atina bir an önce genel değerlendirmelerin tamamlanmasını ve 22 Nisan'da gerçekleşecek Avro Bölgesi Zirvesi'nde karara bağlanmasını istiyordu. Geçen yıl olduğu gibi son dakikaya bırakılmasını istemiyor. Temmuz ayında ödemesi gereken 3,5 milyar avronun geciktirilmesiyle doğabilecek sorunları şimdiden önlemeye çalışıyor. Ancak taraflar aynı kanıda değil. Değerlendirmeler için herhangi bir son tarih belirlemeyerek zamana bırakmayı tercih ediyorlar. İMF borçların gözden geçirilmesini talep ederek Atina'yı bir noktada desteklese de ek reform talebiyle siyasetin ve sokakların tepkisini çekiyor. Atina'nın görüşmelerde yer almasını istemediği IMF’yi Berlin destekliyor. İMF sosyal güvenlik sahasında yeni kesintilere gidilmesini talep ediyor. Kesintilerin öncelikle emekli maaşlarını ilgilendirmesi, yüzde 3'ten yüzde 40'a yeni kesintiler öngörmesi, Atina'nın elini zayıflatıyor. Geçen yılın Temmuz ayında Troyka ile girdiği bilek güreşinde yenilmesi üçüncü memorandum dayatmasıyla son bulmuştu. Bu minvalde aynı senaryonun tekrarlanmaması için Çipras hükümetinin Temmuz ayından önce meseleyi çözmesi gerekecek.

IMF’nin Yunanistan'dan daha fazla reform talep ettiği bir dönemde Panama Belgelerinin ortalığa saçılması siyasetin etik sorumluluğunu gündeme getiriyor. Almanya, Fransa ve İngiltere'nin ortak kararlık vurgusu gerçeği değiştirmiyor. Avrupa Birliği Komisyonu Başkanı Juncker'ün LuxLeaks'le (2014) ilişkilendirilmesi, başbakanlığı dönemimde (1995-2013) gerçekleşmesi, AB karşıtı grupların elini güçlendiriyor. "Büyük sermayenin arkadaşı" olarak kendini tanımlayan komisyon başkanı herhangi ciddi adım atmamakla suçlanıyor. LuxLeaks skandalı sonrasında hiç bir önlemin alınmamış olması, Avrupa'da faaliyet gösteren uluslararası büyük grupların vergilendirilememesi, şeffaflığın artırılamaması Komisyon'un ve Birlik üyelerinin başarısızlığı olarak değerlendiriliyor. Son kertede Komisyon Avrupa Birliği'nin imagosu düzeltmek, inandırıcılığını artırmak ve AB karşıtlarının yükselişi engellemek istiyorsa PİİGS ülkeleri (Portekiz, İtalya, İrlanda, Yunanistan ve İspanya) gerçeğiyle yüzleşmek durumunda. Çünkü Yunanistan başta olmak üzere, 2008'den bu yana, PİİGS ülkelerinden talep edilen reformların en alt sosyo-ekonomik grupları etkilemesi adaletsizliği artırdığı gibi güveni de sarsmaktadır.

Güncelleme Tarihi: 20 Nisan 2016, 10:06
YORUM EKLE

banner39

banner50

banner47

banner48