Endonezya'da başkanlık seçiminde son viraj

Bu seçim pek çok açıdan önem taşıyor. Endonezya'da hâlâ bitmemiş reform sürecinin ne yöne evrileceği; çeşitli etnik yapılar ile merkezi yönetim arasındaki mevcut sorunların ne şekilde çözüme kavuşturulacağı seçim sonucunda anlaşılacak...

Endonezya'da başkanlık seçiminde son viraj

Mehmet Özay/ Kuala Lumpur

Endonezya Başkanlık seçimi 9 Temmuz’da yapılacak. Başkanlık için iki aday yarışıyor. Endonezya siyasal yönetim yapısında Başkan adayları bir yardımcı ile seçimlere giriyor. Seçim kampanyası sürecinde adayların sergiledikleri yaklaşımlar ve televizyonda canlı yayında milyonlarca seçmen kitlesi önündeki performanslarının yanı sıra, sahada seçmenlerin olgun davranışları Güneydoğu Asya’daki diğer ülkeler için örnek bir seçim atmosferi olarak değerlendirilmeyi hak ediyor.

Önümüzdeki hafta yapılacak seçimde, seçim komisyonunca belirlenen listeye göre söyleyecek olursak, ilk sırada eski general Subianto Prabowo ve yardımcısı Susilo Bambang Yudhoyono (SBY) döneminin ekonomiden sorumlu bakanı ve ‘Halkın Emaneti Partisi’ (PAN) lideri Hatta Rajasa bulunuyor. İkinci aday ise, Joko Widodo, genel olarak bilindiği şekliyle söylersek Jokowi. Yardımcısı ise, SBY’ın ilk dönem başkan yardımcılığını yapmış ve ülkenin köklü partisi Golkar’ın bir dönem başkanlığını yürütmüş olan Yusuf Kalla.
Ancak bu iki aday ve yardımcılarının yanı sıra, bu adayları ortaya çıkaran siyasi partiler, siyasi ekoller ve bu aday ve partilere destek veren, yarışın odağında olmamakla birlikte kurulan ittifaklarla önemli rol oynayan diğer siyasi oluşumlar ülkenin önümüzdeki beş yılını belirleyecek Başkanı ve de dolayısıyla hükümeti belirleyecekler.

Başkan adaylarının kimler olduğuna kısaca değinelim. Bir yanda Suharto döneminin generallerinden, 1998 yılındaki öğrenciler başta olmak üzere toplumun çeşitli kesimlerinin destek verdiği gösterilerin bastırılmasında oynadığı rolle dikkatleri üzerine çekmiş olan Subianto Prabowo bulunuyor. Prabowo’nun Suharto’yla bağı sadece onun ‘emrinde’ bir subay olmasıyla sınırlı değil. Suharto’nun kızıyla evli olması dolayısıyla ailevi bağı da bulunuyor. Ancak Prabowo, o günkü koşullarda tüm girişimlerine rağmen, Suharto’nun siyasi hayatının sona ermesini engelleyemediği gibi, olayları bastırma konusunda sergilediği yaklaşımla ordudan ihracı sonrasında Ürdün’de sürgün hayatı yaşadı.

Prabowo’nun ordudaki ‘agresif’ yaklaşımının ordu sonrası sivil yaşamda bir sure sonra siyasi hayatta rol alma çabası aslında ülkede Generallerin siyasetle ilişkilerinin derinliğini ortaya koyması bakımından dikkat çekici. Prabowo, ülkenin önemli siyasetçi ailelerinden birine mensup. Bu özelliği, ordudaki rolü, Suharto’yla ilişkisi, Endonezya ordusunun ‘ekonomi ile içli dışlılığı’ gibi faktörler bugün Prabowo’yu maddi anlamda en zengin politikacı konumuna getirmiş durumda. Bundan yaklaşık bir buçuk yıl önce, Jokowi faktörünün öne çıkmasından önce kamuoyu göstergelerinde ilk sırada Prabowo’nun bulunması ‘tek adam’ figürü olarak lanse ediliyordu.

Prabowo’nun yardımcı olarak kendisine PAN’ın liderini seçmesi bir tesadüf değil. Dün SBY’ın kurduğu ve manevi lideri konumunda olduğu Demokrat Parti seçimlerde Prabowo’yu destekleyeceklerini ilan etti. SBY yönetiminde Başkan yardımcısı Boediono’ya eş değer bir işlev görmesi nedeniyle, SBY tarafından Prabowo’ya yardımcı olarak önerdiğine şüphe yok. Bu anlamda eski generallerin devir teslimi öngördükleri düşünüldüğünde herhalde yardımcılarının da benzer çevreden olması anlaşılabilir bir durum.   

PAN, ülkede oy oranları yüzde onu geçemeyen sözde İslamcı partilerden biri. Muhammediy’ye grubunun önde gelen liderlerinden Amin Reis’in kurduğu partide 2003 yılından beri genel başkanlık yapıyor. Benzeri diğer partilerle birlikte siyaset yapmak yerine, her dönem öne çıkan partilerle ittifak kurarak hükümette mümkün olduğunca bakanlık temin etme politikasıyla pragmatik yaklaşım sergileyen partiler arasında.

İkinci aday ve yardımcısına değinelim. Endonezya siyasetinin yeni yüzü Jokowi, önemli bir seçmen kitlesi için yeni umut anlamı taşıyor. Orta halli bir tüccarlıktan Solo eski adıyla Surakarta Belediye Başkanlığı ve ardından Cakarta Valiliği’ne yükselen Jokowi’yi mevcut siyasetçilerden ayıran temel hususlar halkla birlikte olmayı tercih etmesi, halka hizmet noktasında bürokratik engellemelerden mümkün olduğunca uzak kalmaya çalışmasıyla ayrılıyor. Bir siyasi partinin veya ülkede yaygın bir şekilde tanık olunduğu şekliyle dini bir yapılanmanın içinde aktif olarak yer almamış Jokowi’nin ulusal siyaset dünyasının odağına oturması yeni bir siyasetçi tipolojisine işaret ediyor.

Ancak Jokowi’nin Solo Belediye Başkanlığı’nda sergilediği ‘yerel’ başarıyı bir siyasi lider olarak siyasi harekete dönüştür/e/mediğini görmek gerekiyor. Bu anlamda, “Jokowi umut vaad ettiği kitleler nezdinde karizmatik bir lider mi?” sorusuna olumlu cevap vermek mümkün değil. Aksine, kendisini Belediye Başkanlığı’na taşıyan güçlerin -ki bunların başında ‘Endonezya Demokratik Mücadele Partisi’ (PDI-P) geliyor- etkisiyle, önce Cakarta Valiliği ardından da, bu görevde daha iki yılı dolmadan devlet başkanlığına adaylığının belirlenmesi onunla ilgili bazı kaygıların da giderek güçlü bir şekilde ortaya çıkmasına neden oluyor. Bu anlamda, Jokowi faktörü kimi siyasi odakların tespit ve tertip ettiği bir proje olarak gündemde yer alıyor.

Öyle ki, PDI-P’nin manevi lideri konumundaki Sukarno’nun kızı Megawati’nin 2004 ve 2009 seçimlerinde yaşadığı hezimet sonrasında bir kez daha devlet başkanlığına adaylığını koyması beraberinde parti için de bir yıkıma neden olacaktı. Bu bağlamda, Megawati, Jokowi faktörü üzerinden siyasete devam etmekle aslında rasyonel bir seçim yaptı. Bu seçim, PDI-P’nin ulusal siyasette var olabileceğinin kanıtı olarak ortaya çıktı. Ancak burada bir ikilemden de söz etmek mümkün. O da, Jokowi gibi siyasi parti angajmanın girmeden nötr anlamıyla tabandan aldığı destek ve bu tabanın umutlarına karşılık gelecek ulusal politikalarda ne denli belirleyici olabileceği konusundaki şüphelerle ilgili. Tam da bu noktada, Jokowi’nin yardımcısı olarak belirlenen isme yani, Yusuf Kalla’ya bakmakta fayda var.

Golkar kökenli olmakla birlikte, ülkede sevilen bir siyasetçi olarak kalmayan, uluslararası çevrelerle de yakın temasları olan biri. Yusuf Kalla, başkanlık seçimlerine aday olmadı. Bir partiye de mensup değil. Ancak sahip olduğu nitelikleri onu bir anda şüphe götürmeyecek şekilde ulusal siyasette gene çok önemli rol almaya itti. Yusuf Kalla’nın Golkar gibi Endonezya şartlarında köylere kadar örgütlenebilmiş bir siyasi hareketin başkanlığını yapması; SBY’ın yardımcısı olarak 2004-2009 yıllarında ülke yönetiminde söz sahibi olması; Açe Barışı’na giden süreçte tüm ‘bürokratik’ engelleri aşarak ‘Açe Özgürlük Hareketi’nin (Gerakan Aceh Merdeka -GAM) gerek sahadaki komutanları, gerekse yurt dışındaki lider kadrosuyla doğrudan temaslar kurma cesaretini gösterebilmesi, bir anlamda “Jokowi’de eksik olan nedir?” sorusuna verilebilecek cevaplardan belki de bir kaçına karşılık geliyor. 2009 yılından sonra köşesine çekilip oturmayan Yusuf Kalla, Endonezya Kızılay’ının başına geçerek sosyal yardım meselesine el attı. Bu süreçte, pek de bu coğrafyada kimsenin cesaretle üzerine gidemediği Myanmar’daki Arakanlı Müslümanlar meselesinde Myanmarlı yetkililerle düzenlenen toplantılar silsilesinde başat rol oynadı. Zaten iş çevrelerinden gelmesi nedeniyle de Kalla’nın başta komşu ülke Malezya, Singapur ve Avustralya olmak üzere bölgede ve de küresel olarak diğer ekonomi çevreleriyle ilişkilerinde sorun olmadığı aşikâr.

Bu seçim pek çok açıdan önem taşıyor. İlki, ülkenin iç sosyo-ekonomik dinamikleriyle ilgili. Ülkede hâlâ bitmemiş reform sürecinin ne yöne evrileceği; çeşitli etnik yapılar ile merkezi yönetim arasındaki mevcut sorunların ne şekilde çözüme kavuşturulacağı; bu anlamda, 1999 yılında başlatılan ancak reelde neye karşılık geldiği konusunda önemli açmazları bulunan merkezden yönetim uygulamasının sonlandırılması; son yıllarda makro ekonomik göstergeler dikkate alındığında ‘kayda değer’ yükseliş sergileyen ekonomiye rağmen, bu ‘zenginliğin’ geniş halk kitlelerine ‘doğrudan’ nasıl yansıtılacağı gibi alanlar dikkat çekiyor. Ulusal siyaset ve yönetim bağlamında ‘Açe Barışı’, ülkenin uluslararası arenada imajını  olumlu etkilerken, bu Barış’ın aradan geçen sekiz yıla rağmen, Açe’ye ve Açelilere neler kazandırıp kazandırmadığı; Barış Anlaşması’nın maddelerinin pratikte ne denli karşılıp bulup bulmadığı da hiç kuşku yok ki, merkezi güçlerin üzerinde düşünmesi gereken sorunlar arasında yer alıyor.  

İkinci alanda ise ülkenin yakın ve uzak komşuları ve küresel güçlerle etkileşimi geliyor. Güneydoğu Asya Ülkeleri İşbirliği Topluluğu (ASEAN)’ın önemli kurucu ülkelerinden biri olan Endonezya’nın, topluluğun 2015 yılında Ekonomik Birliğe evrilme sürecinde nasıl bir rol oynayacağı kadar, Birlik içerisinde ‘liderlik sorununun’ çözümüne nasıl katkıda bulunacağı izlenmesi gereken bir durum. Birliğe üye ülkelerin bir bölümünün Çin’le, Güney Çin Denizi’ndeki kıta sahanlığı meselesinden kaynaklanan sorunların çözümü söz konusu olacaksa bunun Endonezya’nın aktif katılımından bağımsız olmayacağı da ortada. Bu teritoryal hakların çakışmasından neşet eden sorunların ötesinde, yükselen Çin faktörünün bölge üzerindeki tesirleri; Avustralya’yla mülteciler sorunu başta olmak üzere bazı diğer sorunların varlığı; ABD’nin Güneydoğu Asya ekseninde etkin bir siyaset gütmesi ve Hindistan’da gerçekleşen yönetim değişikliğinin bölgeye etkileri Endonezya yönetimini bekleyen meseleler olacaktır.  

Tüm bu iç ve dış konularda güçlü bir Başkan ve Başkanlı uyumlu çalışacak etkin bir hükümet hiç kuşku yok ki, Endonezya’yı bölge ve dünya siyasetinde önemli bir yere taşıyacak. Ancak Jokowi’nin tüm popülaritesine karşın, halk nezdinde karşılığı sınırlı bir siyasi yapının uzantısı olarak ortaya çıkması; Prabowo’nun askerlik günlerinden kalan ‘sakıncalı duruşu’nun doğurduğu bazı açmazlar, seçmenin son ana kadar karar verme süreçlerinde üzerinde duracakları hususlar olacak. Bununla birlikte, bu iki başkan adayının dışında, ideolojik temellerinden yoksun salt pragmatik bir yaklaşımla oluşacak yeni hükümette daha çok sayıda bakanlıkla temsil edilme şansını elde etmeye çalışan ve önemli bir kısmını sözde İslamcı partilerin oluşturduğu yapıların tabanlarını ikna etme kabiliyetleri çerçevesinde ittifak kurdukları Başkan adayına oy sağlayacaklar.  Bir yanda, halkın içinden çıkmış ve reform sürecinin devamcısı olarak görülen Jokowi, öte yandan reform sürecinin önde gelen argümanlarından olan ‘eski general başkanlara son’ yaklaşımını yadsıtan, ancak güçlü başkan imajına sahip Prabowo gerçeği. Son kamuoyu yoklamaları Jokowi’yi önde gösterse de, Prabowo’nun aradaki farkı giderek kapattığını ortaya koyuyor. Jokowi ile sivil bir yönetim ülkeyi farklı mecralara taşıyabilecek potansiyele sahip olacak; Prabowo ile sadece eski bir generalin ülke yönetimini devralması değil, ‘güçlü ve milliyetçi bir lider’ duruşuyla Suhartolu yıllara bir tür dönüş anlamı taşıyacak.

Güncelleme Tarihi: 03 Temmuz 2014, 12:33
YORUM EKLE

banner26

banner25