Filistin - İsrail hattında tek taraflı hamle krizi

Üzerinde durulmayan ve Filistin Yönetimi'nin tutumunu gözden geçirmesinde önemli rol oynayan, tutukluların serbest bırakılmaması kadar önemli, diğer konu İsrail'in hızla sürdürdüğü kolonileşme harekatı oldu

Filistin - İsrail hattında tek taraflı hamle krizi

Sinan Özdemir/ Brüksel

Filistin-İsrail müzakerelerinin son raunduna girdiği bir zamanda görüşmelerin askıya alınması Amerika Birleşik Devletleri tarafından tepkiyle karşılandı. İsrail Filistin Yönetimi'ni Filistin Yönetimi İsrail'i yaşananlardan sorumlu tutuyor. Dünyanın İran ve Suriye gündemine yoğunlaştığı bir dönemde müzakerelerinin çıkmaza girmesi şahinlere zaman kazandırırken, dokuz aydan bu yana sürdürülen müzakerelerin ruhu konusunda önemli ipuçları veriyor.

Kriz görünürde İsrail'in 26 Filistinli tutukluyu serbest bırakmamasıyla ilintili. Müzakereler başladığında İsrail 1993'ten önce tutukladığı 104 tutukluyu müzakere sürecinde dört aşamada serbest bırakacağını Filistin Yönetimi'ne bildirmişti. İlk üç grup serbest bırakıldı. Ancak İsrail'in kalan dördüncü ve son grubu serbest bırakmaktan vazgeçmesi Filistin Yönetimi tarfafından müzakerelerin sulandırılması olarak değerlendirildi. Filistin, İsrail'in bu çıkışına 15 uluslararası anlaşmaya (aralarında, Birleşmiş Milletler Irk Ayrımcılığının Ortadan Kaldırılması, Soykırım Suçunun Önlenmesi ve Cezalandırılması, Yolsuzlukla Mücadele, Viyana Andlaşmalar Hukuku, Engelli Haklar, Kadına Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi ve Çocuk Hakları Sözleşmesi) imza atarak karşılık vermesi gerilimi artırdı.

Ayrıca pek üzerinde durulmayan ve Filistin Yönetimi'nin tutumunu gözden geçirmesinde önemli rol oynayan, tutukluların serbest bırakılmaması kadar önemli, diğer konu İsrail'in hızla sürdürdüğü kolonileşme harekatı oldu. İsrail serbest bıraktığı her grubunun ardından yeni inşaa projeleri yürürlülüğe koyması "müzakereleri" anlamsızlaştırıyor. Özellikle Kudüs'te inşaa faaliyetlerini hızlandırması şehrin statüsü konusunda geri adım atmayacağına yorumlanıyor. Geçen yılın Ağustos ayından bu yılın Ocak ayına kadar Doğu Kudüs'te inşaa edilen lojman sayısı son dört yılda inşaa edilen lojman sayısına eşit olması İsrail'in niyeti konusunda şüpheleri artırıyor.

Haaretz gazetesi John Kerry'nin krizden çıkmak için yürüttüğü görüşmelerde İsrail'in Batı Şeria'da kolonileşme faaliyetlerine son verebileceği ; ancak Kudüs konusunda geri adım atmayacağı; bunun dışında Filistin Yönetimi'nin müzakerelerin bir yıl daha uzatılmasını kabul edeceği, Amerika'da casusluk faaliyetleri sebebiyle tutuklu bulunan Jonathan Pollard'ın İsrail'e iade edileceği ve 26 Filistinli tutuklunun yanı sıra dört yüz tutuklunun daha serbest bırakılacağını kaydediyor.

Müzakerelerin asimetrik yapısı göz önünde bulundurulduğunda Filistin Yönetimi'nin ağırlığını hissettirmesi güç. Mahmud Abbas'ın sözleşmeleri imzalamasının ardından İsrail'in yeni bir dizi yaptırım kararı alacağını duyurması bunun en güçlü göstergesi. Yaptırımlar arasında, vergi transferlerinin dondurulması, Gazze şeridinde, alt yapı genişletme çalışmalarına yeşil ışık yakılan Al-Wataniye isimli GSM operatörünün çalışmalarının durdurulması ve işgal altında ki Batı Şeria'nın C bölgesinde yaşayan Filistinlilerin faaliyetlerine kısıtlamaların getirilmesi planlanıyor.

İsrail, özellikle Cenevre Sözleşmesi'nin imzalanmasını istemiyor. Sözleşmenin sivillere ilişkin bölümleri (dördüncü bölüm) büyük önem taşıyor. Birleşmiş Milletler'in sık sık göndermede bulunduğu Cenevre Sözleşmesi ve ek protokolleri uzun yıllardan beri İsrail'de tartışma konusu. İmzalanması durumunda işgal altındaki bölgelerde yaşananların Uluslararası Adalet Divanı'na taşınmasının önü açılmış olacak.

Ayrıca, John Kerry'nin Ortadoğu turu çerçevesinde Benyamin Netenyahu ile ruberu görüşmeyi kabul ederken Mahmud Abbas'la görüşmemesi Amerika Birleşik Devletleri'nin "tarafsızlığına" gölge düşürmüştür. Barack Obama'nın Netenyahu ile İran ve Ortadoğu konusunda aynı görüşleri paylaşmadıkları biliniyor. Ancak son yaşananlardan sonra Amerika'nın takındığı tavır İsrail ile gerilimi tırmandırmamayı tercih ettiğini gösteriyor. John Kerry'nin umutsuz açıklamaları başarısızlığının itirafı olarakta okunabilir.

Barack Obama söylem bazında taraflara eşit mesafede olduğunu söylese de, Jeffrey Goldberg'e her yıl verdiği mülakatlara bakıldığında (son olarak 27 Şubat 2014), bu tarafsızlığın gerçekte soyut olana göndermede bulunduğunu ifade etmek gerekiyor. Örneğin Amerika Birleşik Devletleri'nin savunduğu iki devletli çözümün "devlet" fikri İsrail'in güvenliği söz konusu olduğunda dünyanın başka herhangi bir yerinde kabul edilmesi mümkün olmayan önerilerle içi boşaltılıyor. Bu sebepten Ortadoğu söz konusu olduğunda diplomasi giriftleşiyor.

İsrail'in müzakereleri bir yıl daha uzatma arzusunun karşılık bulmaması dokuz ayın sonunda gelinen noktanın Filistinliler için iç açıcı olmadığına, bununla birlikte Netenyahu hükümeti içindeki şahinlerin çözüme karşı oldukları düşünüldüğünde talep edilen ek sürenin zaman kazanmaya yönelik olduğuna yorumlamak mümkün. Taraflar arasında görülen asimetrik duruma rağmen, Filistin Yönetimi'nin Birleşmiş Milletlere kabul edilmesinden sonra, bir nebze de olsa elinin güçlendiği ; son yaşanan tartışmalardan da özgüveninin artığını söyleyebiliriz.

Güncelleme Tarihi: 07 Nisan 2014, 11:17
banner53
YORUM EKLE

banner39