banner15

Göze göz, dişe diş

Londra’da haftasonu başlayan ve hızla yayılan eylemler dünya gündeminin ön sıralarına taşındı.

Göze göz, dişe diş

Sinan Özdemir/ Dünya Bülteni- Brüksel

Londra’da haftasonu başlayan ve hızla yayılan eylemler dünya gündeminin ön sıralarına taşındı. Haftalardır telekulak skandalları çerçevesinde Murdoch’la olan ilişkileri tartışılan Cameron dinlenmek için gittiği İtalya’dan eylemlerin tırmanmasında sonra tatilini yarıda kesti ve Londra’ya döndü. Cameron’un yaptığı açıklamalar havayı yumuşatmadı ,  tam aksine,  sert açıklamalarıyla olaylar kontrolden çıktı ve diğer şehirlere taşındı. Parlamento acilen Perşembe günü toplandı. Cameron kemer sıkma politikları çerçevesinde 2015 tarihine kadar polis sayısını (16 100 polisin işine son verilecek) düşürmeyi öngören kararlılığından geri adım atmayacağını gerekirse orudyu göreve çağırabileceğini ifade etti.

Şimdi başta İngiliz basını olmak üzere Avrupa basını yaşananları anlamaya çalışıyor. Kimi Norveçte yaşananlardan yola çıkarak konuyu çokkültürlülük ekseninde  tartışıyor,  kimi Fransa’da 2005’te yaşanan hadiselerle parallelikler kurmaya, kimi  “modern proleter sınıfın” isyanı olarak takdim etmeye çalışıyor.

Londra’da yaşananların arka planına bakmadan  önce  1985’te yaşananlarla  başlamanın çok daha doğru olacağını düşünüyoruz. Thathcher yıllarının sert liberal politikları İngiliz toplumunun alt sosyal kategorilerini doğrudan etkilediği yıllardı. Yaşanan bunalım daha 1977’de The Clash müzik grubunun punk-rock müziğinde sosyal ve siyasal tepkiye dönüşmüştü. Dönemin hit şarkılarının isimlerine bakıldığında  “White Riot, Carrer Opportunities, Fought the Law veya London’s Burning”  başlıklarıyla bütün güncelliklerini koruduklarını söylemek mümkün. Özellikle London’s Burning...  Alt kategorilerin yanı sıra emekçilerin bir kısmı da liberal politikalara kurban edildi ve işsizler ordusu hızla büyümeye başladı. Sosyal politikaların zayıflığına birde polisin ırkçı refleksleri eklenince Londra bu gün olduğu gibi sert eylemlere sahne oldu. Adaletsizlik duygusu olayları tetikleyen başlıca faktörlerin başında geliyordu.

Cameron yaşanan olayların sosyal ve ekonomik sebeplerden kaynaklanmadığını tam aksine gençlerin buldukları fırsatı değerlendirmek suretiyle vandalizme götürdüklerini düşünüyor. Tabii toplum önünde bunlar ifade edilse de kulislerde gerçek sebepleri üzerinde beyin fırtınası yürüttüklerini düşünüyoruz. Yaşananları tetikleyen hadise yaşananlar karşısında hafızalardan silinmiş görünüyor. Yaşananlar polisin bir genci öldürmesine duyulan tepkiden sonra kontrolden çıktığı unuutlmamalı. Sokağa inenlerin tepkisi beyaz polisin estirdiği teröre idi.

Sokağa dökülen gençlerin vandalizmini desteklemek mümkün değil. Ancak kameralara yansıyan çocuklardan yetişkinlere yüzlerce insanın güle oynaya dükkan ve iş yerlerini talan etmeleri toplumsal  bir sorunun olduğunu gösteriyor. Şair Mevlüt Ceylan’ın Dünya Bülteni’nde yayımlanan haberinden farklı ipuçlarına/örneklere ulaşmak mümkün.

Cameron’un sert kullanarak eylemcileri sindirebileceğini düşünmesi son 25 yıldır uygulanan yanlış politikalarda ısrarcı olduğunu ve çözümü yanlış yerde aradığını gösteriyor. Hadiselerin tırmanmasında sokağa inen on bin polisin rolü büyük oldu.  Eylemcilerin gözünden bakıldığında günlük hayatta polisle karşılaşan bu insanlara olumsuz bir mesaj verilmiştir. İngiliz hükümeti yaşananları rasyonel bir bakışla değerlendirmediğini söyleyebiliriz. İngiliz basını gençlerin BlackBerry’nin “bedava mesaj” uygulamasından yararlanarak toplandıklarını ifade ettikten sonra bedava mesaj uygulamasını tartışması, tartışmanın ne kadar sağlıksız yürütüldüğünü de ayrıca gösteriyor.

Fransa’da 2005’te yaşanan hadiselerle mukayese edildiğinde ilk benzerlik eylemlerin üçüncü haftasında  Villepin hükümetinin sokağa çıkma yasağı getirerek eylemleri kontrol altına almak için başvurduğu metodla Cameron’un “göze göz dişe diş” anlayışı arasında kurulabilir. Her ikiside sert yöntemlere başvurarak  eylemleri kontrol altına almaya çalışmışlardır. İkinci benzerlik eylemlerin sosyal ve ekonomik karakteri ve üçüncü benzerlik gençlerin dışlanmışlığa ve ırkçılığa duydukları tepki. Her iki eylem arasında ki en önemli fark yaşadıkları ortamla alaklı. Fransa’da yaşanan hadiseler daha çok banliyölerle (70’li yıllarda öncelikle işçi sınıfı için yapılan yüksek betonarme  binalar iş sektörlerinin kapatılmasıyla göçmenlerin yaşam alanı oldu) sınrılı idi. Londra’da bu tür yapılar yok. İngiliz karma modeli sebebiyle  Londra’da ki eylemler zengin fakir , “beyaz-siyah-melez”... farkı gözetmeksizin toplumun bütün kesimlerini vurmuştur.

Bireyin mutluluğu aldığı sosyal yardımlarla ölçüle bilir mi ? Londra ve Paris’te olayların kontrol altına alınmasından sonra insanların daha mutlu olduğunu söyleyebilir miyiz  ? Örneğin Paris banliyölerinde yüzde sıfır işsizliğin olduğunu söyleyebilir miyiz ?

Genel ekonomik parametrelere bakıldığında durumun daha iyiyye gideceğini söylemek zor. İngiltere’de yaklaşık 2,5 milyon işsiz var. 16-24 yaş aralığında bu oran yüzde 7,7. İş piyasasına düşen her beş gençten biri işsiz. Enflasyon yüzde dört, bu oranın yıl sonunda yüzde beşi bulması bekleniyor. Bununla birlikte KDV’nin yüzde 17,5’tan 20’e çıkarılmasının gaz, elektrik ve gıda fiyatları üzerinde bir etkisi olacaktır. İMF’nin Ağustos başında yayımladığı rapora bakılırsa ailelerin yıllık kazançlarından yapılacak kesintilerle aileler 1700 avro daha az kazanacaklar. Eylemlerin  politik karaketeri olmasa da İngiltere’nin içinden geçtiği kriz sebebiyle ekonomik ve sosyal karakteri olduğunu söyleyebiliriz.

Yaşananlar siyaseten Cameron’a puan toplama şansı veriyor. Özellikle “kanun ve düzen” konusunda muhafazakarların tutumu biliniyor. Bu noktada İngiliz basını daha fazla güvenlik talebiyle yardımcı oluyor.  Aslı sorunlar geçiştiriliyor. Cameron şeçim kampanyası sırasında seçim sloganı olarak belirlediği ve retoriğini üzerine kurduğu Doncaster , birşeylerin iyiye gitmediğinin sembolü idi. Doncaster’de yaşananlar İşçi Partisi’ne karşı kullanılsa da gerçekte neoliberal politikaların yol açabileceği sorunları göstermesi açısından önemsenip hatırlanması gerekiyor (10 Downing Street’in yolu Doncaster’den geçiyor, Dünya Bülteni, 6 Nisan 2010). Güç kullanarak “kontrol altına alınan” yalnızca sokaklar yoksa evler, apartmanlar veya okullar  patlamaya hazır bekliyorlar.

Güncelleme Tarihi: 17 Ağustos 2011, 10:01
YORUM EKLE

banner39

banner36

banner37

banner35