banner39

Güney Çin Denizi'nde hâkimiyet mücadelesi

'Spratly Adaları' üzerinden yürütülen, "sınır tecavüzleri"nin veya bir başka ifadeyle "bölgesel hakimiyet çabaları"nın elbette ki 'derinlerdeki' petrol rezervleriyle ilişkisi yok sayılamaz

Analiz 28.05.2012, 09:47 01.06.2012, 09:20
Güney Çin Denizi'nde hâkimiyet mücadelesi

Mehmet Özay/ Dünyabülteni - Malezya

Çin ve Filipinler arasındaki gerginlikte giderek daha fazla gündemde yer işgal eden Güney Çin Denizi'nde kıta sahanlığı problemi yeni ortaya çıkmış bir sorun değil. Ancak dünya kamuoyunda bir süredir tuttuğu yerin ABD'nin Asya-Pasifik Dengeleri'ni yeniden oluşturma çabasıyla ilişkilendirilebilirliği yadsınamaz. Bu sorunun elbette bölge ülkelerinin ulus-devlet teritoryal varlığının doğurduğu -bir anlamda kutsallık boyutunun- bir neticesi olarak kendi doğal reflekslerinden de kaynaklandığı ortada. Buradan hareketle, bölgenin dünden bugüne ABD uydusu olmuş ülkelerinin, Çin'in artan ekonomik baskısının doğurduğu ve bir anlamda kaçınılmaz olan siyasi ve bölgesel nüfuz çabasına evrilme süreci karşısında seslerini çıkarma gereği duymalarının komplike nedenleri olduğu söylenebilir. Ancak görünürde 'Spratly Adaları' olarak bilinen 'minör' kayalık adalar üzerinden yürütülen, "sınır tecavüzleri"nin veya bir başka ifadeyle "bölgesel hakimiyet çabaları"nın elbette ki 'derinlerdeki' petrol rezervleriyle ilişkisi yok sayılamaz.

Bu gerginliğin mekânı olarak dikkat çeken Güney Çin Denizi'nin önemi bugünden kaynaklanmıyor elbette. Çin'in köklü medeniyetinin oluşturduğu çekim alanı, Malay Dünyası, Hint Alt Kıtası ve Doğu Akdeniz'e değin uzanan "deniz ipek yolu" arasında -bugünkünden farklı olarak- kendi doğası içinde işleyen ekonomik etkileşime konu oluyordu. Kaldı ki, bu ilişki salt ekonomik bağlamıyla da sınırlı değildi. Zamanla görünen bu ilişkiye İngilizlerin katkısı, salt nüfus olgusu dikkate alındıkda dahi göz ardı edilemeyecek Çin gibi bir gücü dünya kapitalizm kulvarına evirme uğraşında devamlılık gösterecekti. Bugün bu ilişkide roller değişmiş gibi gözükse de, sistem olarak varlık gösteren güç, Batı'nın ürettiği değerler muvacehesinde pratiğe dökülmeye devam ediyor.

Çin, siyasi ideolojisinin köktenciliğini sürdürürken, ekonomide liberal eğilimlere kapı aralayan uygulamaları istatistiki verilerde -birkaç onyıldır- %9.5'lik düzeyde karşılığını bulan büyüme hızı ile bugünlere geldiğine kuşku yok. "O zaman, Çin için sorun teşkil eden ne?" diye sorulabilir. Sorun büyümenin getirdiği ve bizatihî içinde taşıdığı "stres". Bu stres, büyümenin daralmaya ve giderek negatife dönüşme belirtileri Çin'in bölge üzerinde bir tür siyasi ve de askeri baskı tehditleri yöneltmesine neden olabilecek. Çin'in bugüne değin sergilediği "ekonomik kalkınmanın" temellerinin istikrarlı, sürdürülebilir bir özellik taşımaması stresin boyutlarının da o denli öngörülemez olduğuna işaret ediyor. Devlet başkan yardımcısının ABD gezisi sonrasında ülke ekonomisinde 'reformcu' söylemin yüksek sesle dillendirilmesi bunun bir ifadesiydi aslında. Ancak öte yandan da, yukarıda değindiğimiz 'stres'den ötürü bugün Güney Çin Denizi özelinde ortaya çıkan bir 'saha baskısı' ile gündeme geliyor. Adını Çin'den alsa da, -ki bu yukarıda kısaca değinilen tarihi referansın doğal bir uzantısıdır- bu denizi çevreleyen uluslar muvacehesinde kıta sahanlığı paylaşımının bir sorun şeklinde nüksetmesine neden oluyor.

Bu denizi çevreleyen ülkelere baktığımızda öncelikle çatışmaya birincil düzeyde taraf olabilecek Filipinler, Malezya, Endonezya, Singapur Vietnam zikredilebilir. Öte yandan, bu su yolu üzerinde doğabilecek huzursuzluklardan etkilenecek ikincil ülkeler ise Japonya, Güney Kore, Tayvan -ki Asya Kaplanları'nın ilkleri olarak bölge ülkelerine ekonomi modelleri oluşturulmasında önemli katkıları olmuştur- gibi Doğu Asya ülkeleri, yukarıda zikredilenlerin dışındaki ASEAN ülkeleriyle Avustralya, Hindistan ve petrol ihracatçısı Körfez Ülkeleri'ne kadar uzanacak bir etki sahası vardır. Bu ilişki, yukarıda zikredilen ve Çin'in kalkınmasında belkemiğini oluşturan hammadde ihracatını bu ülkelerden temin etmesinde yatıyor. Öte yandan,  beş trilyon Dolar değerindeki dünya deniz ticaretinin yarısının Güney Çin Denizi'nden gerçekleştirildiği gerçeği de yabana atılacak bir olgu değil.

Bir süredir konuşulan sorun da bu su yoluna komşu olan Çin ve Filipinler arasında çıkmasının -veya bir süre sonra başka ülkelerin de dahil olmasıyla daha da hareketlenecek olan bölgede- henüz asli nedenlerin başında gelen petrol rezervlerine ulaşma amacıyla başlatılan sondajlar yok. Aksine, sınır ihlâli  olarak değerlendirilen unsurun "sıradan" balıkçılık aktivitesine tekabül etse de, Çinli balıkçı teknelerine eşlik eden Çin "paramiliter" kuvvetlerinin Filipin sahil güvenlik güçlerine karşı koyuşundan bahsediliyor. Aslında Çin'in "paramiliter" çıkışı dahi, bölge üzerinde henüz şimdilik katı bir güç gösterisinde bulunmadığını, aksine "yuşumak bir güç gösterisi" ile belki de bölge ülkelerinin "sinir uçları" üzerinden bir "yaklaşım tespitinde" bulunuyor. Bu girişim, Filipinler'in başkenti Malina'da, Çin'e meydan okuyan mitinglere dönüşmesi üzerine "sinir uçları" deneyiminin sonuç verdiği şeklinde yorumlayabiliriz. Tabii burada Filipinler derken, ülkenin geleneksel koruma ağı içinde yer aldığı ABD'yi meseleden ırak tutmak olmaz. Olmayacağını da, Filipinler-ABD ortak askeri tatbikatı göstermiş oldu. Unutmayalım, Filipinler, coğrafi olarak Güneydoğu Asya sınırları içerisinde ve dolayısıyla da bir ASEAN ülkesi. Bu bağlamda, ASEAN'ın bu meselenin tastamam odağında olduğunu söylemeye gerek yok sanırım.

Bir süre önce ABD-Çin çekişmesinde barışın kapısını aralayacak veya çekişmeyi "silaha başvurmadan" çözüme götürecek rotanın Güneydoğu Asya'dan geçtiğini söylemiştik. Şimdi bunun somutlaştığını görüyoruz. Yukarıda bahsi geçen ve sıradan kıta sahanlığı üzerinden anlaşılamayacak kadar komplike olmanın yanı sıra, bölgesel ve küresel etkileri apaşikâr bir soruna çözüme taraf olma konusunda ilk adım Malezya'dan geldi. Yakın geçmişte, Güney Çin Denizi sorununun taraf ülkeler arasında restleşmeler ve çatışmalara kapı aralayacak askeri tatbikatlar boyutuna varması üzerine, Malezya Deniz Kuvvetleri ilgili ülkeleri masa etrafına toplama düşüncesini gündeme getirmişti. 24-28 Eylül 2012 tarihleri arasında Batı Pasifik'e mensup ülke Deniz Kuvvetleri yetkililerinin katılımıyla Kuala Lumpur'da yapılacak. Malezya'nın böylesi sorunlu bir bölgede, taraflar arasında "arabuluculuk" rolü oynayabilecek kapasitesi olup olmadığı düşünübelir. Ancak pragmatik yaklaşımın örneklerine epeyce rastlayabileceğimiz bu bölgede, Güney Çin Denizi sorununun Malezya'nın sorunun dışında -en azından olumsuz etkiler bağlamında- kalamayacağı gözönüne alındığında bu girişim bir anlam kazanacaktır.

Sıcak gelişmelere Malezya'dan gelen bu teklifin akabinde, Çin'in ASEAN elçisi Tong Xiaoling yaptığı açıklamalar "barışçıl önermeleri" güçlendirecek yönde. Elçi, ABD'nin bölgede Çin'le güçlü işbirliği niyetini memnuniyet duyduklarını belirtirken bunun somut getirisini geçenlerde iki ülke arasında başlatılan konsultasyon mekanizmasıyla açıklıyor. Bu minvalde Güney Çin sorununa da değinen elçi, sorunu "tekil ülkeler" bağlamında değerlendirmekte, bir başka deyişle sorunu "ASEAN" ile ilgili görmemekte. Oysa, yukarıda dile getirdiğimiz üzere, bu su yolu üzerindeki her hakimiyet çıkışı bölge ülkelerini, yani ASEAN ülkelerini birincil düzeyde etkisi altına alacaktır.

Varlıkları, ucuz işgücüne dayalı üretim kapasiteleri ile kapitalist dünyaya mal sevkiyatına dayalı bu ülkeler, Güney Çin denizi sorununu çözmek için elbette alternatif bir güç olarak -bizatihi kendi niyetinin ötesinde- ABD'yi sahneye davet ediyorlar. İşte tam da bu nokta, Çin elçisinin ağzından Çin'in girmek istemediği bir çatışmaya atıf yapıyor. Çin, ASEAN ile imzalanan İşbirliği Deklarasyonu (DOC)'na atıf yaparak, sorunu "aramızda halledelim" derken, aradaki güç farkını elbette unutmuyor, ancak göz ardı etmek istiyor. ASEAN ülkeleri bunu yutmayacak kadar uyanıklar ve böylesi bir tarihi tecrübeye sahipler. Öte yandan, ABD'den işbirliği bekleyip bir de "aman silahsız olsun" beklentisine girmek ABD'nin uluslararası tarihi tecrübesinde pek de yeri olmayan bir hususiyet. Yani, ABD gelirse 'her şeyiyle' gelir ki, bunu Avusturalya'dan başlayarak Singapur'la devam eden askeri işbirliklerini yenileme ve Filipinlerle tatbikat boyutunda kanıtlamış durumda.

Yorumlar (0)
Günün Anketi Tümü
Türkiye Esed rejimiyle diyalog kurmalı mı?