Hangi tarih, hangi Fransa ?

Fransız İnkilabı'nın hala Avrupa bilinç altında güçlü bir yer bulması ulus devlet fikrinin başlangıç noktası kabul edilmesi sebebiyledir. Fransızların her kriz sonrasında meydanlara inerek "devrim günlerini" veya ‘Fransız Komünü’nü andıran barikatlar inşa etmeleri ve folklorik göndermelerde bulunmaları bilinç altında işgal ettiği yeri gösteriyor

Hangi tarih, hangi Fransa ?

Sinan Özdemir | Brüksel

Yeni eğitim ve öğrenim yılı yaklaşırken Fransa kolonyal günleri hatırlatan bir üslupla kolej reformunu ve yeni müfredatı; bilimsel yaklaşımlardan uzak ideolojik yaklaşımların gölgesinde tartışmayı sürdürüyor. Reformun en fazla tartışılan ve hala tartışılmaya devam eden birinci başlığı tarih derslerini ilgilendiriyor. Bir yanda iktidar-muhalefet diğer yanda sivil toplum kuruluşları. Tartışmalar tarihin nasıl öğretileceği ve hangi konulara öncelik verileceği konusunda düğümleniyor. İslam tarihi ve kolonyal tarih tartışmalardan nasibini alıyor. Her kafadan bir ses çıksa da  "kayıp cennetin" nostalgiası içinde olanların sesi daha gür çıkıyor.

Tarihin ulus devletlerin inşaasında  merkezi rol oynadığı yadsınamaz. Uluslar varlıklarını kabul ettirebilmek için her dem kurucu mitosa ihtiyaç duymuşlardır. Devletler kimi zaman bu mitosu inşaa ederek veya kimi zaman yeniden yorumlayarak kabul ettirmişlerdir. Okul,  tarihin , toplumsal muhayyilenin ve geleneğin gelecek kuşaklara aktırılması noktasında büyük bir misyonun taşıyıcısı konumunda. Gerektiğinde tarih propagandanın hizmetine verilerek ulusun yek vücut olması istenmiştir. Başarılı örnekleri olduğu kadar başarısız örnekleri de yok değil.

Bunu yalnızca kendi sınırları içinde değil sınırları dışında da en iyi pazarlayın ülkelerin başında Fransa geliyor. Fransız İnkilabı'nın hala Avrupa bilinç altında güçlü bir yer bulması ulus devlet fikrinin başlangıç noktası kabul edilmesi sebebiyledir. Fransızların her kriz sonrasında meydanlara inerek "devrim günlerini" veya ‘Fransız Komünü’nü andıran barikatlar inşa etmeleri ve folklorik göndermelerde bulunmaları bilinç altında işgal ettiği yeri gösteriyor. Ancak Fransız İnkilabı öncesi için aynı şeyi söylemek zor. Örneğin komşusu Almanya ile kıyaslandığında kurucu mitosunu dayandırabileceği küçük bir zaferinin dahi olmaması tarihinin ilk dönemlerini geçiştirmesine sebep oluyor. Louvre Müzesi'nde Yunan, Roma ve Doğu bölümlerinin dışında Fransa'ya dair bölümün olmaması bu sebepten.

Ne var ki, "gururlu, mutlu ve kibirli" Fransız toplumunun herhangi bir zafere dayandırabileceği kurucu mitosu bulunmasa da veya tarihi bir içsavaşla başlıyor olsa da bir Aydınlanma , İnkilap ve  Kolonyalizm  dönemi var. Her üçünün toplamı modern Fransa tarihinin çerçevesini , milli bilincini, kimliğini oluşturuyor. Muhalefet hükümeti kolej reformuyla son yirmi yıldan bu yana karşıt tezlere konu olan bu tarihi dönemeçleri entellektüel ve akademik tartışmaların dışına çıkararak vülgarize etmekle suçluyor. Benzer bir durum sivil toplum kuruluşlarında da görülüyor. Bir yanda tarihiyle yüzleşmesini bekleyenler diğer yanda romantik yaklaşımlarla muhafazasını isteyenler bulunuyor. Siyaset de bu kutuplaşmaya bigane kalmayarak konuyu ideolojik mülahazalarla yönlendiriyor.

Yeni  müfredatta iki soru öne çıkıyor : Fransa tarihine ne kadar yer ayrılacak ve hangi tarihi olaylara ve kişilere yer verilecek ? Muhalefet yeni müfredatta kronolojinin ortadan kaldırılmasını ve bazı önemli tarihi dönemeçlerin doğrudan dahil edilmeyerek öğretmenlerin tercihine bırakılmasını eleştiriyor. Eleştirilerini  bir adım daha ileri taşıyarak İslam tarihinin öncelendiğini savunanlar da yok değil. Tartışmaya katılan iktidar işi anlaşılır kılmak için yüzdelere başvurarak İslam tarihinin müfredatta yalnızca yüzde on ; Hristiyanlık tarihinin yüzde yirmilerde tutulduğunu söyleyerek eleştirileri yatıştırmaya  çalıştı. Ancak  gerilimi ortadan kaldıramadı bilakis artırdı.

Aslında tartışmanın İslam tarihine odaklanması sağın puan toplamaya yönelik bir manevrası olarakta değerlendirilebilir. Ancak puan toplamanın ötesinde Fransız siyasasının, bütün ekonomik ve sosyal dönüşümlere rağmen, kendi içindeki milyonlarca Müslümanı yok saymayı sürdürüldüğünü de gösteriyor. İşid ve Ortadoğu'ya giden gençler söz konusu olduğunda, sorunun eğitim ve öğrenimle alakalı olduğunu iddia edenlerin , bu tartışmada kullandıkları dil , samimiyetsizliklerini gösteriyor. Aydınlanma dönemini ele alırken de  Voltaire ile sınırlandırmaları aynı kurnazlığın üstü örtülü halini yansıyor. Fransız siyasasının 11 Ocak saldırılarından sonra daha gerçekçi ve kucaklayıcı bir söylem yerine dışlayıcı bir söylemi tercih etmesi uçurumu derinleştiriyor.

Benzer bir yaklaşım Kolonyalizm başlığında da görülüyor. Kolonyalizmi Fransız Aydınlanması'nın devamı içinde değerlendirenler için dokunulmaması gereken konuların başında geliyor. Düne kadar okul kitaplarında cumhuriyetin büyük başarısı olarak kabul ediliyordu. Konunun ulusal kimliğin bir parçası olarak değerlendirilmesi Fransa'da yaşayan Afrikalılar tarafından hakaret olarak değerlendiriliyor. Onlar için Kolonyal dönem köle  ticaretinden bağımsız değerlendirilmez. Afrika tarihi de yeni dönemde okul kitaplarından çıkarılıyor ve yalnızca 16. yüzyılla sınırlı tutuluyor. İç barışı savunan bir kısım milliyetçi gruplar bile kısmi bir yüzleşmeden sonra topu taca atmayı tercih ediyor.

Eski Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy'nin daha birkaç gün önce Tunus ziyareti sırasında Cezayir'i hedef alan sözleri , diplomatik nezaketsizliğin ötesinde, Cezayir tarafından kolonyal geçmişinden kalma üslupsuzluk olarak değerlendirildi. Fransa'nın kolonyal dönemde başta Cezayir olmak üzere Afrika ve Doğu Asya'da yaşattığı mezalim kolonyalizmi tartışmayı engelliyor. Kendi tarihi içinde de hala aydınlığa kavuşturulamayan ve yüzleşmekten çekindiği konular yok değil. Bunların en çarpıcı olanı 1793 iç harbi. Fransız İnkilabı'nın hemen adından Vendée'de  başgösteren kargaşayı baştırmak için Paris'in dışa vurduğu şiddet insanlık suçu veya soykırım olarak nitelendiriliyor. Bugün,  Victor Hugo'nun "1793" başlıklı romanında betimlediği sahnelerden çok daha dehşet verici olduğu anlaşılıyor. Cezayir'in bağımsızlık savaşı günlerinde başata Paris olmak üzere Fransa'nın çeşitli şehirlerinde yaşanan terör hadiselerinin dahi aydınlığa kavuşturulamaması yakın tarihinin karanlık sayfalarını oluşturuyor.

Tarafların sık sık eski Fransa'ya göndermede bulunması tartışmayı gerçekçi zemininden koparırken zihinlerde « kayıp cennet » fetişizmini pekiştiriyor. Fransa tarihinin aslında çok farklı Fransaların bir araya gelmesi veya sosyal, dini, ideolojik ve siyasi çatışmaların gölgesinde yazıldığı düşünüldüğünde yeni sosyla realiteleri yok sayarak yola devam etme istemi kolonyal dönemden kalma reflekslerle hareket ettiğini gösteriyor. Bu tutum zaman, mekan ve hedef birlikteliğini engelliyor. Bu sebepten tarafların hangi tarih sorusuna cevap vermeden önce hangi Fransa sorusuna cevap aramaları gerekiyor !

Güncelleme Tarihi: 04 Ağustos 2015, 10:51
banner53
YORUM EKLE

banner39