İki Avusturya, iki Avrupa?

Avrupa Birliği Van der Belle'nin seçilmesiyle derin bir nefes aldıysa da Avusturya'nın seçiminden çıkan sonuç Avrupa Birliği için uyarı niteliği taşıyor

İki Avusturya, iki Avrupa?

Sinan Özdemir | Brüksel

Son on beş yıldan bu yana aşırı sağın laboratuvarı konumundaki Avusturya'da hafta sonu gerçekleşen cumhurbaşkanlığı seçimleri Avrupa'da hiç olmadığı kadar yakından takip edildi. Bir yanda aşırı sağın adayı (FPÖ) Norbert Hofer diğer yanda bağımsız aday Aleksander Van der Belle. Pazar günü her iki aday için duyurulan eşitlik durumu bir gün sonra bağımsız aday Van der Belle'nin lehine bozuldu. Hofburg'un yeni sahibi için başarıdan bahsedilebilir. Çünkü ilk defa Avrupa'da bir çevreci cumhurbaşkanı seçildi. Ancak Avrupa'da yükselişini sürdüren aşırı sağ için de başarısızlıktan söz edilemez. Büyük fotoğrafa bakıldığında tam ikiye bölünmüş bir Avusturya'dan bahsetmek gerekiyor. Van der Belle'nin cephesi çok parçalı siyasi güçlerden oluşurken Hofer'ün cephesi çok daha homojen bir görüntü sunuyor.

Bölünmüşlük sosyal ve ekonomik olduğu kadar kuşaklar arasında da yaşanıyor. Genç/yaşlı-orta yaş; kent-kırsal; memur-işçi ayırımında birincisi Van der Belle’ye; ikincisi Hofer'e oy verenlerin genel profilini oluşturuyor. Her iki aday kıyaslandığında benzer bir tablo ortaya çıkıyor. Van der Belle, 72 yaşında, Viyana'da yaşıyor, ekonomi profesörü, göçmen bir ailenin çocuğu. Hofer 45 yaşında, hayatının önemli bir bölümü kırsalda geçti, mühendis. İki Avusturya'nın kabaca profili bu. Ancak bunun dışında Van der Belle'ye oy verenlerin gelecek konusunda çok fazla endişe duymaldıkları; Hofer’e oy verenlerin geleceğe dair yüksek kaygıları olduğu anlaşılıyor. Avusturya, Avrupa Birliği içinde ekonomik karnesi en iyi dördüncü ülke olsa da küçük sarsıntılar panik havası oluşturmaya yetiyor.

Bununla birlikte mülteci kriziyle güvenliğe dayalı endişelerin arttığı biliniyor (Avusturya 2015'te 90 bin mülteci kabul etti). Üçüncü sayfa haberlerinin kamuoyu üzerindeki etkisi yadsınamaz. Kronen Zeitung (tirajı 800 bin) bu konuda başı çeken en önemli gazete. Cinayet, gasp ve tecavüz haberleri yabancılar hakkında FPÖ'nün uzun yıllardan beri savuna geldiği önyargıları kendi başına pekiştirmeye yetiyor. Van der Belle Pazartesi akşam yaptığı ilk açıklamada her iki Avusturya'nın cumhurbaşkanı olacağını ve karşı kampı "birlikte yaşama" konusunda ikna etmeye çalışacağını ifade ediyordu. "Birlikte yaşama" ifadesinin kendisi (sınırları kaldırmıyor bilakis korumak suretiyle "iç barışı" sağlamayı hedefliyor) bu minvalde yenildiklerine işaret etse de kozmopolit imparatorluk deneyimi olan bir ülkede neden gerçekleştirilemediği sorusunu sorduruyor.

İmparatorluk geleneğini kültürel boyutlarıyla yaşarken yakın tarihin siyasi bilincin fay hatlarını oluşturduğu söylenebilir. İkinci Dünya Savaşı öncesinde Hitler Almanyası'nın Avusturya'yı ilhakı sürecinde (1933-1938) merkezden çevreye atılanlarla (sosyal demokratlar, anarşistler...) harp sonrası (1945) merkeze dönen güçlerin (sosyal demokratlar - SPÖ ve Muhafazakarlar- ÖVP; birlikte 39 sene çeşitli koalisyonlarla Avusturya'yı idare ettiler) ittifakıyla oluşturulan yeni Avusturya'nın harp öncesi hayaletlerinden (Nazizm) kurtulmak yerine bastırmayı tercih etmesi toplumsal bilinç altında yaşatılmasına yardımcı oldu. Merkez partilerinin Jorg Haider'in FPÖ'süyle 2000'de büyük koalisyona yanaşmaları ideolojik temelleri sarsmasa da tabuları ortadan kaldırdı.

Bu noktada seçim sonuçları tabloyu netleştirdiği gibi merkez partilerinin aşırı sağ seçmeninin güvenini yeniden kazanmak için FPÖ'den rol çalmalarının herhangi bir şey kazandırmadığını (Örneğin, mülteci krizinde önce Almanya'nın çizgisinde yer alarak geçen yılın Ağustos ayında sınırları açması ardından siyasi hesaplarla Ekim'de tek taraflı olarak kapaması); FPÖ'nün ilk büyük başarısının (2000 genel seçimleri yüzde 23 ) oluşturduğu infialden on altı yıl sonra gelen ikinci büyük başarısının (yüzde 49,7) 64 yıldan bu yana sağ ve sol arasında sürdürülen denge siyasetinin sonuna gelindiğini gösteriyor. Her iki seçmenden biri sistemin kokuştuğuna inanıyor. Merkez partileri giderek artan tepkileri dindirmekte zorlanıyor. Avrupa Birliği'ne duyulan şüphe karşıtlığı artırıyor.

Avrupa Birliği Van der Belle'nin seçilmesiyle derin bir nefes aldıysa da Avusturya'nın seçiminden çıkan sonuç Avrupa Birliği için uyarı niteliği taşıyor. Son on beş yıldan bu yana yükselişini sürdüren aşırı sağ Avrupa'nın siyasi haritası Kuzey'den Güney'e dönüştürmeye devam ediyor. Avusturya'da FPÖ, İtalya'da Kuzey Liga, Fransa’da Ulusal Cephe, İngiltere'de UKİP, Hollanda'da PVV, Danımarka'da Dansk Folkeparti, Macaristan'da Fidesz, İsveç’te İsveç Demokratları, Romanya'da PPD, Bulgaristan'da Ataka, Yunanistan'da Altın Şafak... Kuzey Liga'nın dışında her bir parti yüzde onun üstünde bir oy potansiyeline sahip. Merkez sağ ve sol partilerin ekonomi ve göç konularında çözüm üretememelerinden yararlanarak oy toplamayı başarıyorlar. Özellikle göç konusunda, son bir yılda, Avrupa Birliği içinde verilen farklı kararlardan seçmenin belirleyici olduğu anlaşılıyor. Avusturya'nın seçiminden aşırı sağın yüzde 49,7'lik sonucu yükselme trendinin son zirvesini oluşturuyor.

Avusturya aşırı sağının başarısı Avrupa'da faaliyet gösteren aşırı sağ parti veya hareketlere ilham ve güç kaynağı olacaktır. Almanlar da seçimleri yakından takip ettiler. Önemli çoğunluk ekranlardan takip ettiyse de Viyana'ya giderek aşırı sağa destek verenler de yok değil. Almanya için Alternatif Partisi Başkanı Frauke Petry gidenler arasında yer alıyor. Avusturya'dan esen rüzgarın, son bölge seçimlerinde elde ettiği başarı göz önünde bulundurulduğunda, Almanya’nın seçiminde (2017) etkili olacağını şimdiden söylemek mümkün. Siyasi yelpazede aşırı sağda yer almasa da Avrupa karşıtı partilere de malzeme sunuyor. Haziran ayında İngiltere'de gerçekleşecek AB referandumu öncesi Avusturya'dan yükselen karşıtlık David Cameron'un elini zayıflatıyor.

Son kertede, Avusturya’nın seçiminden bir iyi bir kötü haber çıktığı söylenebilir. İyi haber cumhurbaşkanlığı makamı "kurtarıldı". Kötü haber merkez partilerinin iki yıl gibi kısa bir sürede (2018 genel seçimleri) Avusturyalıları daha iyi bir gelecek konusunda ikna etmeleri gerekecek. Bu minvalde siyasete duyulan tepki işleri kolaylaştırmıyor. Aynı durum Avrupa Birliği için de geçerli. Avusturya'dan yükselen sese kulak vermesi gerekecek. On beş yıl önce Avusturya'yı cezalandırarak sorunu çözebileceğini düşünmüştü. Ne var ki, Avrupa'da karşıt seslerin yükselmesini engelleyemedi. Şimdi geçiştirmeyi tercih ediyor. Ancak zaman aleyhine işliyor. Büyüyen "tehdit" kuşatmaya devam ediyor. İki Avusturya gibi iki Avrupa'nın eşiğinde bulunuyor.

Güncelleme Tarihi: 30 Mayıs 2016, 15:43
YORUM EKLE

banner39

banner36

banner37

banner35