banner39

İran-Suriye rejimi arasında kader birliği algısı

Suriye’de ayaklanmalar yaşanırken İsrail ve yandaşlarının İran’ın bombalanması talebi, Beyaz Saray’ın İsrail’i yatıştırma görüntüsüyle hem diplomatik hem askeri hareketlilik başlatması, İran’ın Suriye’ye dahlini artırmaktadır.

Analiz 17.03.2012, 11:25 17.03.2012, 12:01
İran-Suriye rejimi arasında kader birliği algısı

Ertuğrul Aydın/ Dünya Bülteni

İran’ı vurmak için sabırsızlanan İsrail’in aylardır sürdürdüğü kampanya, bazı beklentilerini karşılamış gibi duruyor. İsrail’in yürüttüğü ve bazı Müslüman ülkelere de sevimli gelen kampanya, İran’a askeri saldırı için yeterli desteği toplayamasa bile İran üzerindeki müeyyideleri ağırlaştırdı ve İran’ı mücrimleştirme sürecinin kesintiye uğramadan devam etmesini sağladı. Üçüncüsü ve konjonktürel olarak en önemlisi, askeri tehdidin artmasıyla birlikte İran’ın Suriye halkına değil Esad rejimine sımsıkı sarılmasını teşvik ederek Suriye’deki açmazı besledi.

S. Arabistan’ın Washington büyükelçisine suikast planlama iddiasının ortaya atılması Beyaz Sarayın kaşlarını çatıp geleneksel saldırgan uslûbuna kaldığı yerden devam etmesini sağladı; ardından İran’a saldırmak için acelesi olmadığını belli etse de bu fırsatla saldırgan söylemleri ve müeyyideleri artırmakta fayda görüp Basra Körfezine donanma sevkederek Suriye’de işleri zorlaştırmakta İsrail’in yanında yer aldı ne yazık ki.

İsrail ve yandaşlarının savaş çığırtkanlığının, Esad rejimine meyil gösteren ama ona karşı karışık duygular da besleyebilecek olan Tahran’ı, Esad’ı azimle desteklemeye iten bir faktör olduğu anlaşılmalıdır.

Suriye’de başarı, Esad’ın İran’la bağlarının çözülmesiyle mümkündü. İran’ı irkiltmek, ürpertmek, işkillendirmek bu ikisi arasındaki bağları ancak ve ancak güçlendirir, muhtemel bir çözümü zorlaştırırdı. Ama gelin görün ki daha fenası yapıldı: Tahran’ın savunma refleksleri harekete geçirildi. Suud büyükelçisine suikast planı iddiasının Ekim ayında (2011) ortaya atıldığını hatırlayalım. Suriye’deki ayaklanmalar ise birinci yılını dolduruyor. Yani ayaklanmaların ilk yarısı, barışçıl geçişin bir yolunu bulma çabaları ve ümidiyle geçti; Ekim ayından bu yana, ikinci yarısında ise sırf bir müttefikini kaybetme endişesiyle değil ayrıca bir de bombalanma korkusuyla Şam’da kendisini savunan bir İran manzarası var. İran’ı çözümün parçası haline getirmeyen, onu dışlayan, bunlarla yetinmeyip bir de bombalamakla tehdit eden mümessilleri kendileriyle övünüyor olmalılar.

İran’ın Suriye’den el çekmesi yahut Suriye’nin İran’dan uzaklaşması yoluyla direniş ekseninin dağılması arzusu var. Bu gerçekten hareketle şu soru sorulabilir: Nükleer silah üretme aşamasına yaklaştığı iddiasıyla İran’ın üzerine gidilmesini “Suriye’den elini çek ki sorun çözülsün” mesajı olarak yorumlayabilir miyiz? Çatışma yönetiminde kullanılan söylem ve eylem bu amaca uygun olmadığı için mümkün görünmüyor. İran’ın adrenalini yükseltilmiş, “bekânı düşünüyorsan kendini Şam’da savunmalısın”, “gücünüzü birleştirin” mesajı verilmiştir. Suriye’de daha az sancılı ve daha az kanlı bir geçişi kolaylaştırmak amacıyla İran’a hiç değilse sûreta güven vermek, hadi o olmadı, askeri tehdit yöneltmemek ve ikisi arasında kader birliği algısına yol açmamak şarttı.

Dolayısıyla, Suriye’de ayaklanmalar yaşanırken İsrail ve yandaşlarının İran’ın bombalanması talebi, Beyaz Saray’ın İsrail’i yatıştırma görüntüsüyle hem diplomatik hem askeri hareketlilik başlatması, adrenalini yükselen İran’ın Suriye rejimine dahlini/angajmanını artırmakta olduğu için çözüm ortaklarımızın samimiyetleri ve nasıl bir çözüm istedikleri hakkında rahatsız edici ipuçları sunmaktadır. Aklı başında hiçbir siyasi, devletadamı ve asker, hasımları arasında kader birliği algısına yol açmaz. Bundan özenle kaçınır. Başka şeylerin döndüğü, Suriye’de çözüm çabalarını bulandırdığı çok açık.

İşin ilginç tarafı, bazı Amerikalılar çözüm bulma konusunda motivasyon kaynağı olarak hassaten İran’ı kullanıyorlar. İran’la Suriye’de hesaplaşmanın hatta hesaplaşmaya kalkışıyor gibi görünmenin Suriye’de acıyı ve ölümleri artırdığına, bölgesel sorunu derinleştirdiğine dikkatlerini çekmek ve meşru motivasyon kaynaklarına yönelmeleri için onlara yardımcı olmak gerekiyor.  

 

Yorumlar (2)
Hakan Sarıkaya 11 yıl önce
Elinize sağlık, duyarlı, gerçekçi, güzel bir yazı. Hassasiyetler ve duyarlılıkları göz önüne alarak yazılmış
Fatih Aydın 11 yıl önce
İran'ın ikilemi güzel anlatılmış. Ancak yine de Suriye bağlamındaki politikalarını gözden geçirmeli ve durumunu daha iyi ifade etmeli. Aksi takdirde Sünni Müslümanlar nezdinde oldukça kredi kaybı yaşayacak.
Günün Anketi Tümü
Türkiye Esed rejimiyle diyalog kurmalı mı?