banner39

İran ve domino etkisi

Arap Orta Doğusu'ndaki olaylar başladığından beri sıklıkla sorulardan birisi benzer toplumsal hareketlerin İran'da da meydana gelip gelmeyeceği. Bu beklentinin bazı gerçekçi yönleri olmakla birlikte bölge ülkeleri arasındaki farklılıkları dikkate almamaktan kaynaklandığı da söylenebilir.

Analiz 07.03.2011, 16:45 07.03.2011, 16:59
İran ve domino etkisi

Uygar Altan-Dünya Bülteni

İran'daki siyasal sistem yapısı gereği Arap rejimlerinden oldukça farklılıklar arz eder. Öncelikle ülke belli bir hanedanın hakimiyeti altında değildir ve üst düzey kadrolarda sürekli değişiklikler yaşanır. Somut örnek vermek gerekirse şu anda ülkeyi tek adam hakimiyeti altında yönetmekle eleştirilen Ahmedinejad on yıl önce yakın etrafından başka kimsenin tanımadığı bir isimdi ve Tahran belediye başkanlığına aday gösterilmesi bile şaşkınlıkla karşılanmıştı. Muhtemelen beş yıl sonra da pek az kimse kendisinin nerede olduğunu bilecektir. Ülke Meclisi de sürekli yenilenmenin tezahürlerinden birisidir ve bölgedeki diktatörlüklerde sıklıkla görüldüğü gibi 30 yıllık Meclis Başkanlarına ya da milletvekillerine bu ülkede rastlanmaz. Bu nedenle Arap ülkelerinde zirvedeki kişilere karşı oluşan tepki İran'da meydana gelmez ve sistem kendi dinamikleri içinde -bazen zıt yönlere doğru olsa da- sürekli olarak tazelenir.

Yine ülkede yönetime aktif katılımın tek şartı ideolojik bağlılıktır ve etnik ya da sosyal köken sistem içinde yükselmenin önünde bir engel teşkil etmez. Diğer yandan her ne kadar seçimlerde rekabet etmenin şartları sert ve bazen keyfi kıstaslara göre belirlense de ülke nüfusunun önemli bir bölümü seçimlere aktif biçimde katılır ve kimi zaman dış konjonktürün de etkisiyle oldukça açık bir rekabet ortamı meydana gelebilir. Nitekim geçtiğimiz dönem cumhurbaşkanlığı adayları arasındaki televizyondan canlı yayımlanan tartışma ortamı ülkedeki demokratik kültürün yerleşmesi açısından oldukça faydalı olabilecek iken bazı adayların seviyeyi düşürmesi sonucunda tartışma bir anda kişiselleşmiş ve sonrasındaki birçok anlaşmazlığını kaynağını teşkil etmiştir.

İran'ı Orta Doğu'daki devletlerden ayıran diğer bir özellik sistemin sürekli olarak yolsuzluklarla mücadele etmeyi vurgulaması ve sosyal devlet uygulamalarının yaygınlığıdır. Ahmedinejad'ın şehirli orta ve üst sınıflar tarafından benimsenmemesine rağmen geniş kitlelerden aldığı desteğin önemli bir bölümü gözü kara şekilde sistem içi rant odaklarına karşı verdiği mücadeleden dolayıdır. Cumhurbaşkanı şahsi çabalarıyla devrimin başından beri konumunu koruyan ve içinde din adamlarının da bulunduğu birçok nüfuzlu şahsiyetin görevinden alınmasını sağlamıştır. Petrol sübvansiyonlarının halka nakit olarak dağıtılması ya da her doğan çocuğun adına 18 yaşından itibaren kullanabileceği bir banka hesabı açılması da Ahmedinejad'ın güçlendirmeye çalıştığı sosyal devlet anlayışının son adımlarındandır.

Buraya kadar belirtilen hususlar İran'ın bölgedeki Arap ülkelerinden temel farklılığını gözler önüne sermektedir. Ancak günümüzde hiçbir ülkenin diğerinde yaşanan olaylardan tamamen bağımsız kalması düşünülemeyeceğine göre İran'ın da bölgesel gelişmelerden bir şekilde etkileneceği kesindir ama nasıl?

İran bölgedeki halk ayaklanmalarını yakından takip etmektedir. Gerek gerçekleşen bölgesel değişimleri doğru olarak anlama çabası gerekse de bu olayların ülke içine yansıma ihtimali ülkenin yönetim düzeyinde alarma geçmesine neden oldu. Son bir ayda çeşitli merkezlerde konuyla ilgili çok sayıda toplantı düzenlenirken içerideki grupların olayları değerlendirmeleri de içe yönelik olmaktadır. Mesela Kaddafi'nin Libya'daki olayların ardından ilk konuşmasını Fars Haber Ajansı "Kaddafi'den taraftarı yeşillere çağrı" şeklinde duyurur ve yeşil rengini seçen reformcuları Kaddafi ile özdeşleştirirken, yönetime daha mesafeli Şark gazetesi aynı haberi "Kaddafi'den muhaliflere idam tehdidi" şeklinde duyurmayı ve Kaddafi'yi reformcu liderleri idamla tehdit eden ülke yönetime benzetmeyi tercih etmiştir. Yine bu bağlamda başta devrim lideri Hameney olmak üzere yönetim bölgedeki olayları İslami bir devrim olarak nitelerken karşıt gruplar bu hareketleri demokrasi, insan hakları ve internet özgürlüğü gibi kavramlarla açıklamayı yeğliyorlar.

Özetle Arap ülkelerindeki ayaklanmaların geçtiğimiz yıl protestoların sert biçimde bastırıldığı İran'ı kısa sürede etkilemesi beklenmemelidir. Ancak reformcu grupların Mısır ve Tunus halklarıyla dayanışma adı altında gösterilere yeniden başlaması ve reformcu liderler Musevi ve Kerrubi'nin eşleriyle birlikte bilinmeyen bir yere götürülmeleri önemli gelişmelerdir. İran konusunda önümüzdeki yıllara damgasını vuracak en önemli soru şudur: İran yönetimi seçimlerden sonra halkın verdiği tepkiyi ve Orta Doğu'daki değişim rüzgarlarının ne anlama geldiğini doğru okuyabilmiş midir? Eğer cevap müspet ise siyasi zekasından kimsenin şüphe duymadığı İran yönetimi halk tabanındaki meşruiyetini genişletmek amacıyla ne gibi adımlar atacaktır? Aksi takdirde yönetimin er veya geç şimdiden gençlerin diline düşen "Tunes tunes, İran netunes" (Tunus başardı, İran başaramadı) sloganının altında kalacağı aşikardır. Bu slogan çok kısa sürede İran milliyetçiliğinin yaklaşık yüz elli yıllık kültürel ve bilimsel çabalarına ve İranlılık özgüvenine Purpirar'ın kitaplarından daha fazla zarar vereceğe benzemektedir ki ilerideki yazılarda bu konuya daha fazla eğilme fırsatı bulabileceğimi umuyorum.

Yorumlar (0)
22
açık
Günün Anketi Tümü
Türkiye Esed rejimiyle diyalog kurmalı mı?