banner15

İstanbul'dan Somali'ye bir yol gider

Osmanlılar, daha Mısır'ın fethedilmesinin hemen ardından,15. yüzyılın sonundan beri Somali civarına dadanmış Portekizlilere karşı, bu coğrafyada varlığını sürdüren birden fazla devletin yardımına gitmiş

İstanbul'dan Somali'ye bir yol gider

Levent Baştürk/ Dünya Bülteni

Somali'de yeni doğan kız çocuklarının verilen isimler arasında en yaygın olanı "İstanbul"mus... Yabancı bir yayında okuduğum ve ilginç bulduğum bu haberi, Facebook'da bir statü notu olarak bir cümle yazarak paylaştıktan sonra, bu durumu "olumlu" mu yoksa "hüzünlü" mu bulduğumu merak eden bir sualle karşılaştım. 

Kanaatim odur ki, olumlu veya hüzünlü bulmanın ötesinde olaya bakarsak, aslında anlaşılır bir durumla karşı karşıyayız. İnsanların çaresizlik içinde olduğu bir anda, başkası onlara yardım elini uzatmissa, ona karşı yüreklerini açmaları normaldir. Ayrıca, bizler bugün pek bilmesek de, Türkiye ile Somali arasında kurulan bu bağ bir ilk değildir. Bugün kendi toplumumuzdaki insanların pek çoğunun farkında olmadığı Turkiye'nin Osmanlı'nın varisi olduğu gerçeğinin dünyanın diğer yerlerindeki insanlar farkındalar.  

Osmanlılar, daha Mısır'ın fethedilmesinin hemen ardından,15. yüzyılın sonundan beri Somali civarına dadanmış Portekizlilere karşı, bu coğrafyada varlığını sürdüren birden fazla devletin yardımına gitmiş ve bir ara Kenya'daki bir Portekiz üssünü ele geçirdiği gibi, Zanzibar adası da o dönemde Osmanlı hakimiyeti altına, kısa süreli de olsa, geçmiş. 16. yüzyıl boyunca Osmanlılar Kızıldeniz ve Hint Okyanusu'nda Portekizliler'e karşı o bölgedeki sultanliklarin yardımına koşmuş. 

19. yüzyılda İngilizlere karşı verilen mücadelede de Osmanlı'nın maddi yardımını görmüşler. Her Somali insanının 19. yüzyıldaki böyle bir olaydan haberdar olmasını beklemek doğru olmaz; ama bu tıp ilişkilerin kollektif hafızada, bazen içine efsane niteliğinde pek çok şey de eklenmiş olarak yer ettiği de bir gerçektir. Ben şahsım adına, bazı Sudanlilar'in bir zamanlar Osmanlı'nin parçası olduklarını memnuniyetle ifade ettiklerine şahit oldum; oysa İstanbul'un Sudan'la ilişkisi çok gevsekti. Daha çok Osmanlı adına, Mısır valiliği Sudan üzerinde söz sahibiydi. Ama bu tıp bağlar ve ilişkiler ve yaşanılan ortak tarihi tecrübe bellekte olumlu izler bırakabiliyor.

Türkiye'de Afrika tarihini bilen insan çok az. Bazı malumatfuruş insanların, özellikle de bizim liberal kesimden bazılarının mevcut krizin nedenleri üzerine yazdıkları bazı yazılara bakınca; tam bir rezaletle karşılaşıyoruz.. Neredeyse bugün Somali halkının yaşadıklarının tek sorumlusu yine Somaliler gibi bir bakış acısını gözlemliyoruz. 

Tabii ki, Somali'de bu olanlarda bazı iç sebeplerin de rolü vardır. Ben bir Afrika uzmanı değilim, ama 1990'lı yılların başında açlık ve kıtlık üzerinde bir çalışma yapmıştım. O vesileyle de Afrika üzerine epey bir şey okumam gerekmişti. Kuraklık sonucu kıtlık Afrika'da yeni bir şey değil, ama açlık denilen olay hem Afrika'da hem de başka bölgelerde kesinlikle (istisnalar dışında) sömürgecilikle başlayan bir olaydır. Toplumların kuraklık veya başka doğal afetler sonucu oluşan kıtlık durumlarına karşı geliştirmiş oldukları geleneksel zirai üretim yöntemleri vardı. Sömürgecilik girdiği her yeri alt üst etmiştir. Hele bazı bölgelerde, kuraklık olmamasına ve ürünün bol olmasına rağmen, üretilen her şey Avrupa'ya gönderildiği ya da somürgecilerce pamuk veya kakao gibi ihraç ürünleri üretmeye zorlandıkları için, insanların açlık yüzünden ölmesi gibi bir durumla sömürgecilik dönemlerinde çok karşılaşılmıştır. 

Mesela Mehmet Altan hem sömürgeciliğin yol açtığı (aslında kendisinin de bildiği, ama işine gelmediği için söylemediği) bu büyük kırılmayı görmemezlikten geldiği için hem de Somali'nin geçmişinden haberi olmadığı için, tabir caizse, Somali hakkında söylediği sözler gerçegi yakalamaktan çok uzaktadır. Herşeye Batı'nın gözlükleriyle bakmayı fazilet sanan muhterem şöyle buyurmuş: 

"Bu canım ülke neden bu durumda?

Kesinlikle kuraklıktan değil...

Akılsızlıktan.

Kabilelerin buralara egemen olma savaşı ülkeyi ve halkı bitirmiş...

Böylesine geri bir siyasetin kabile düzeyindeki akıl almaz iktidar dövüşü, hem halkı, hem de ülkeyi mahvetmiş..." 

Kabilelerin kendi aralarındaki iktidar kavgasının tabii ki, bu gelinen durumda bir payı var, ama bu işin sathi olan yönü. Şimdi bir iktisat profesörü olan Mehmet Altan'in aklına neden bu kadar yoksulluk içinde, bu kabilelerin tam teçhizatlı donanmış halde, ta 1991'den beri birbiriyle savaşmak için kaynağı nereden bulduğunu sormak acaba neden aklına gelmez? 

Doğru, olanlar kuraklıktan değil. Zaten modern dönemde gördüğümüz hiç bir kıtlık ve açlık vakasının nedeni kuraklık değil. Ancak sömürgecilik ve onun geride bıraktığı çarpıklıkların hala üstesinden gelememiştir Afrika halkları. 

İşin ilginç yani su ki, Somali 1990'a kadar tarım ürünleri ihraç eden bir ülkedir. Hatta ve hatta su an da Somali'den tarım ürünleri ihracı yapılmaktadır. Su an itibariyle silahlı mücadelenin asıl vuku bulduğu yer Güney Somali'dir. Ülkenin kuzeybatısında yer alan Somaliland ile kuzeydoğusundaki Puntland'da nispi bir istikrar var. Somaliland'den özellikle Suudi Arabistan'a et ihracatı yapılmakta. Puntland da hem hayvancılık hem de diğer tarım ürünlerinin ihracatçısı durumundadır. Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri bu eyalette önemli bir miktarda tarım arazisi satın almış ve kendi ihtiyaçlarını karşılamak için hayvancılık ve tarım işletmeciliği yapmaktadırlar (buda üzerinde ayrıca durulması gereken bir durum!). Ancak herşeye rağmen bu iki eyalette de başka sıkıntılar var ve iç savaştan tamamiyle de kendilerini soyutlayabilmiş değiller. 

Somali 1990'lara kadar tarım ürünleri ihracatçısı olmakla birlikte, sömürgecilik öncesi dönemde oldukça müreffeh olan çeşitli devletlerin olduğu bir coğrafyadır. Somali'nin kıyı şehirleri tarihin çok eski devirlerinden beri önemli ticaret merkezleri olmuştur. Bu durum müslümanlığa geçişten sonra da devam etmiş, hatta o bölgede İslamiyet, Arap yarimadasıyla ticaret yapması vesilesiyle müslüman olmuş tüccarların etkisiyle yayılmıştır.

Özellikle Somali'de aslında 11. ve 12. yüzyıllardan başlayarak çok büyük ekonomik canlılık yaşamıştır. Bir yandan Avrupa ile ticari ilişkilere girilirken öte yandan hem gemilerle hem de İpek Yolu vasıtasiyle Çin'e kadar ulaşıp ticaret yapan tüccarlar olmuştur. Avrupalı güçlerin 15. yüzyılın sonundan itibaren Hint Okyanusu'nda cirit atmaya başlamasından sonra çeşitli güçlüklerle karşılaşılmış olunmasına rağmen, Somali'nin kıyı şehirleri İngiliz, İtalyan ve Fransız sömürgeciliği bölgeye yerlesene kadar refah seviyesi yüksek şehirler olmuştur. Bugün bir viraneye dönmüş olan başkent Mogadişu'ya bir zamanlar "Hint Okyanusu'nun incisi" denirmiş.  

Böyle bir durumdan bugünlere gelinmesi, hem Somali'de hem de başka benzer pek çok yerde sömürgecilikle birlikte herşeyin alt üst olmasıyla doğrudan orantılı.. İngilizlere karşı Salihiye tarikatı şeyhi Muhammed Abdullah Hasan önderliğinde başlayan cihad 1920 yılına kadar devam edecek, hatta İtalyanlar ve Etyopya'ya karşı da mücadele genişletilecektir. İngilizler bu dönemde, bağımsızlık sonrasının sorunlarının da tohumlarını ekmiştir. Somali'nin hayvancılıkla geçinen Bedevi kabilelerin hayvanlarının otlanma alanı olan Ogaden bölgesini, Somalililere sorma gereği bile duymadan Etyopya'ya, Somalililer'in toprakları kullanma hakkını kabul etmesi şartıyla verecektir. Etyopya'nın İngilizlerle imzaladığı anlaşmaya rağmen Somalililere toprakları kullandırmaması ileride iki ülke arasında çıkacak sorunların başlangıcını oluşturacaktır. Yine İngilizler, Somalililere sormadan, bazı Somali topraklarını da Kenya'ya bırakacaktır. Bugün Somali'de yaşanan iç savaşta bu bölge ülkelerinin de parmağının olmasının bir nedeni İngilizlerin zamanında ekmiş oldukları bu nifak tohumu nedeniyledir. İngilizler nihayet 1920 yilinca, savaş uçaklarının desteğiyle Muhammed Abdullah Hasan'ı mağlup edip, onun Derviş Devleti'ne son verecektir. Ama Somali, İtalya'da Mussoli'nin iktidara gelmesini takiben bölgede izlediği yayılmacı siyaset sonucu, bu sefer de İngilizlerle İtalyanların sıcak çatışmalarına sahne olacaktır.

1960 yılında bağımsızlığını kazanan Somali'de 1969'ya kansız bir şekilde gerçekleştirilen bir askeri darbe sonucu iktidara gelen Muhammed Siyad Barre, İslami dışlamayan bir komünist yönetim icrasına geçmiş ve ilk başlarla ülkenin yüzünü Sovyetler Birligi'ne döndürmüştür. Ancak Etyopya ile arasında olan toprak anlaşmazlığı sonucu, yine bir Sovyet muttekifiki olan komünist Etyopya ile savaşmak zorunda kalacak ve Somali'den nüfus olarak bir kaç kat fazla olan bir devlet olmasına rağmen Etyopya'yı mağlup edecek ve neredeyse İngilizlerin Etyopyalılara verdiği bütün toprakları ele geçirecekken, Etyopya'nın yardımına 20 bin Küba askerleri ile bir kaç bin Sovyet uzmanlarının gelmesi sonucu Barre mağlup edilecektir. Sovyetler'in iki ülke arasındaki sorunda Etyopya'yı seçmesi üzerine, komünist bir yönetim olmasına rağmen, Somali Soğuk Savas'ta ABD tarafına kayacaktır. Somali'nin nüfusu Etyopya'dan dört-beş kat daha az olmasına rağmen, bölgede Sovyet etkisini kırmak isteyen ABD, Somali'ye bölgenin en büyük ordusunu kurduracaktır.

Barre liderliğindeki Somali, bir yandan komünist yönetim altında Somali şehirlerinin tüccarlarının girişimciliğini öldürerek ekonomik gelişmenin önüne geçerken, diğer yandan da girilen savaşlar ve aşırı silahlanma ve orduya yapılan harcamalar neticesinde ekonominin daha da kötüye gitmesinin önüne geçemeyecektir. Barre'nin Somali'yi kabilelerin etkisinin kırıldığı bir ulus-devlet yapmak için izlediği politikalar da, kabilelerde hoşnutsuzluga yol açacaktır. Soğuk Savaş'ın artık eski keskin kutuplaşmasının yaşanmadığı 1990-91 yıllarında ABD Barre'yi kendi kaderiyle başbaşa bırakınca, çıkan iç savaş sonucunda Barre iktidardan ayrılmak zorunda kaldı ve Somali bugünkü bildiğimiz kaosun içine sürüklendi. 1992-95 yılları arasındaki ABD öncülüğünde Somali'ye yapılan Birleşmiş Milletler müdahelesi de çatışmaları durduramadı.

Zaten sivil savaş içine yuvarlanmış olan Somali, 11 Eylül olaylarının akabinden ilave olarak ABD'nin ilan edilmemiş ama süregiden savaşlarından birinin alanı oldu. ABD yetkililerine göre, Somali, merkezi otoritenin de olmaması nedeniyle bir terörist yuvası haline gelmişti. Amerikalıların kafasında yerleşen bu imaj yüzünden, Somali 2006 yılında yakalamış olduğu istikrar şansını yeniden kaçırdı. İslam Mahkemeleri Hareketi (İMH) denilen bir oluşum kabile reislerinden oluşan savaş ağalarını tek tek mağlup etmiş, başkent Mogadişu'yu da ele geçirip Güney Somali'nin yüzde sekseni üzerinde hakimiyetini tesis etmiş ve halkın da desteğini kazanmıştı. İMH'ni El Kaide müttefiki olmakla suçlayan ABD, Etyopya'yı Somali'ye karadan müdahele etmeye ikna ederek Somali'ye saldırmasını sağladı ve ABD uçakları da havadan destek sağladı. Öyleki İMH ağır bombalamanın altında çok fazla sivilin de ölümünün önüne geçmek için Mogadişu dahil pek çok şehirden savaşmadan ayrıldığı halde, Amerikan uçakları İMH savaşçılarını havadan bomba yağmuruna tuttu ve adeta onları savaş kurallarına aykırı şekilde yok etmeye çalıştı.

Bu durum sonradan İMH içinde bölünmelere yol açtı ve İMH'nin gençlik gücü olan Şebab daha radikal bir tavır takınarak ılımlı bir kadronun liderliği altında olan İMH'nden ayrıldı ve kendi mücadelesini vermeye başladı. ABD 2006'da başkentten bombalayarak çıkardığı İMH'nin bugün Somali Geçici Federal Yönetimi'nde yer almasını kabul etmiş durumda; ama İMH artık eski gücünden çok şey kaybetmiştir. 

Bir başka deyişle, ABD'nin İMH'ni "siyasal İslam'a" karşıt olduğu için devre dışı bırakmak istemiş ve peşinden sebebiyet verdiği kaos nedeniyle binlerce ölümler ve artan göçmenlerin yanısıra, zaten kötü olan durumun bugünkü facia haline dönüşmesine bizatihi katkıda bulunmuştur. İş işten geçtikten sonra da daha önce El Kaideci diye ölçüsüz güç devre dışı bıraktığı İMH liderlerine, bu sürüklediği kaostan sonra, tekrar dönmüştür. Lakin İMH'nin artık üzerinde bir kontrolünün olmadığı Şebab su an Güney Somali'nin yaklaşık yüzde yetmişini kontrolü altına almış durumdadır ve bunun içine başkentin bazı mahalleleri de dahildir.

İşte, Başbakan Erdoğan'ın öncülüğünde, Türkiye aslında 20 yıldır değil, 120 yıldır devamlı çile çekmiş bir halka elini uzatmıştır... Aynen 120 yıl önce İngilizlere ve 16. yüzyıl boyunca Portekizlilere karşı olan mücadelelerinde Osmanlı'nın onlara yardım elini uzatması gibi. Somalilerin kız çocuklarına neden İstanbul ismini verdiklerine bir de böyle bir tarihi geçmişten yola çıkarak bakmak gerekmektedir. 

Başbakan Erdoğan Somali'ye başka ülkeleri de teşvik etmek amacıyla gitti ve yerinde mesajlar verdi. Geçmişte de çok açlık ve doğal afet olmuştu. Türkiye'den o zamanlarda da yardım gitti; ama şu son Pakistan ve Somali konusunda olduğu gibi ne Türkiye halkı ne de liderleri öyle canla başla ve de şevkle işin başını çekmeye çalışmadı. Türkiye aynı Türkiye, halk da aynı halk. Neden peki bu ülke ve halk daha önce bu tıp durumlarda benzer çabalar içinde olmadı? Olmadı, çünkü geçmişle bugün arasında köprü kuran bir anlayışla yapılmadı geçmişte yapılan yardımların hiç biri. 

Basbakan'ın Somali'de yaptığı konuşmada şu noktaların altını özellikle çizmek lazım: "Bu Türkiye'nin sorunu değil insanlık sorunu. Aslında burada yaşanan dram çağdaş uygarlığın test edilmesidir. Batının değerlerinin içi boş bir retorik olmadığını ispatlamak için bu testi uygar dünya atlatmak zorundadır." 

Bu husus, Basbakan'ın Somali ziyaretinin aslında özüdür. Bir sorgulama var burada. Ve bu sorgulama yapılırken de geçmişle bugün arasında kurulan bir köprüden geçerek yapılmaktadır bu. Bu sorgulamanın muhatapları o toprakların bugün bu hale gelmelerinin başta gelen müsebbibleridir. Erdoğan liderliğindeki Türkiye ise, o bölgede çok daha önce üstlendiği misyonun bir benzerini üstlenerek tekrar oraya gitmiştir.

Güncelleme Tarihi: 22 Ağustos 2011, 10:27
YORUM EKLE

banner39

banner36

banner37

banner35