banner15

'Kayıp Ülkeyle Karşılaşma'

6 Gün Savaşlarının yıldönümünde gerçekleştirilen 7. İstanbul Belgesel Günleri’nde gösterilen Kayıp Ülkeyle Karşılaşma isimli belgesel bizi çok daha önceki yıllara götürüyor

'Kayıp Ülkeyle Karşılaşma'

Aynur Erdoğan

Bugünlerde 6 Gün Savaşlarının 47. yıldönümü yaşanıyor. 5 Haziran 1967’de başlayan 6 Gün Savaşlarıyla İsrail Araplar karşısında zaferler kazanmış ve Mısır, Suriye, Ürdün’den aldığı topraklarla sınırlarını dört kat genişletmişti. Yüz binlerce Filistinli topraklarından göç etmek zorunda kaldı.

6 Gün Savaşlarının yıldönümüne denk gelen, Documentarist etkinliği olarak gerçekleştirilen, 7. İstanbul Belgesel Günleri’nde gösterilen Kayıp Ülkeyle Karşılaşma isimli belgesel bizi çok daha önceki yıllara götürüyor. 1920-30’lu yıllardan başlayarak 1948’te İsrail’in ilanı ve sonraki sürece kadar ilk elden tanıklıklara başvurularak Filistin’de o yıllarda yaşananlara içeriden bir bakış sunuluyor. Tanıklar, Filistin’de yaşayan konsolos, doktor veya tanınmış tüccar Fransız ailelerine mensup. Kendisi de Filistin’de doğmuş ve Fransa’da büyümüş olan yönetmen Maryse Gargour gösterim sonrası gerçekleştirilen kısa sohbette Filistin için kritik olan bu sürece tanıklık eden bu şahısların kendilerinden gelen talep üzerine bu tür bir çalışmaya girdiğini söyledi.

Tanıklar Kudüs ve Beytüllahim’e bağlı Yafa’da doğmuş ve büyümüşler. O yılların Filistinini özlemle yad ediyorlar. Öncelikle söylemek gerekir ki, bu tanıklıkların bize sundukları resimde dönemin Filistini siyasi kurumlarıyla, sosyal yapısıyla ve ekonomik canlılığıyla Osmanlı bakiyesi diğer ülkeler gibi kendine yeter bir ulusdevlet olma yolundadır. Yahudilerin işgal programları gün yüzüne çıkıncaya kadar da çoğunluğu Arap Müslümanlardan oluşan toplumda Yahudiler ve Hristiyanlar sosyal düzenin parçası.

Dönemin Fransız tanıklarına göre, dünyanın dört bir yanından getirilen Yahudilerin işgal programlarının ve İsrail devleti projesinin gerçekliğini tartışmaya gerek yok. O dönemin Filistinlileri de bu program ve projenin farkına varmışlar ve karşı koymaya başlamışlar. Dolayısıyla İngiliz işgalinin sonlandırılarak bölgede İsrail devletinin ilan edilmesi ve Yahudilerin hakimiyetinin tesis edilmesinin miladı olan 1948 yılına doğru çatışmalar başlamış ve huzursuzluklar doğmaya başlamış.

Tanıklar eski Filistin’in coğrafyasının bile değiştiği görüşündeler. Hafızalarındaki yeşil ve dingin Filistin’in zeytinliklerinin bile bugün işgal güçlerinin hedefi haline geldiği göz önünde tutulduğunda onların bu serzenişleri daha iyi anlaşılabilir. Bununla birlikte en çok özlemle andıkları o dönemde Müslüman komşularıyla kurdukları yakın ilişkiler. Birbirlerine evlerini teslim edecek kadar yakın ilişkiler kurmuş olan bu farklı dinden insanlar, o günleri o kadar arıyor olacaklar ki, bugün eski komşularının izlerini sürüp bulmaya çalışıyorlar.

Tanıkların birinci elden aktardıkları en ilginç olaylardan biri, İngiliz işgali devam ederken uçaklardan bildiri atılması. Bu bildirilerde Filistinlilerden evlerini Yahudilere terk etmeleri istenmiş. Oluşturulan kargaşa ortamları da en çok bu amaca hizmet etmiş. Filistinlilerin evleri gasp edilerek bu evlere göçmen Yahudi aileler yerleştirilmiş. İngiliz işgalinin sonlanarak İsrail’in ilan edilmesinin hemen ardından meydana gelen çatışmalar ise toplu göçlerin miladı olmuş.

İngiliz işgalinin sonlanmasının ertesi günü ülkede kargaşa başlamış ve Filistinliler evlerini terk etmeye zorlanmış. Sadece Yafa’dan birkaç günde 90 bin Filistinli gemilerle uzaklaşmışlar. Bu noktada belgeselde aktarılan dikkat çekici bir bilgi de, evlerini, ülkelerini, topraklarını terk etmek zorunda kalan bu insanların hepsinin bunu geçici bir durum olarak görmeleri ve birkaç hafta, bilemediniz, birkaç ay içinde memleketlerine geri döneceklerine inanmaları ve bunu istemeleridir. Ancak, tarih gösterdi ki, bu insanlar geri dönemedikleri gibi, yeni sürgünler meydana geldi ve bugün halen çözülmeyi bekleyen Filistinli mülteciler sorunu görmezden gelinmektedir.

Bu “yabancı” tanıkların ağız birliği yaptığı bir mesele de aslında insanıyla, toprağıyla, kurumlarıyla, toplumuyla, devletiyle, umutlarıyla bir ülkenin “kaybolmuş” olduğudur. Dolayısıyla Siyonizm’in iddia ettiği gibi Yahudiler devletsiz ve toplumsuz topraklara yerleşmemiş, bilakis siyasal ve sosyal yapısı olarak Mısır’dan, Suriye’den vs. farkı olmayan bir ülke aşama aşama “çalınmıştır”.

Henüz o dönemin birincil tanıkları hayattayken bu tür çalışmaların sayısının artması, Müslümanların ana meselelerinden biri olarak Filistin meselesinin daha iyi anlaşılmasına yardım edecektir.

Güncelleme Tarihi: 12 Haziran 2014, 13:50
YORUM EKLE
YORUMLAR
serafim
serafim - 6 yıl Önce

Balkanlarda, Kafkas, Kırım ve Sincan son 100 senede 120 000 000 Türk öldürüldü milyonlar sürüldü onları konuşun yazın Filistin ve Yahudi iki kardeş halk onların savaşı 3 500 senelik,1 dünya savaşında Osmanlı askeri sırtından vuran çok "sevdiniz" FİLİSTİN VE ARAP din kardeşlerimiz yok kandırlmışlarmış yok öle şey, hainlik başka ismi yok bana kalsa hepsini yok ederim...

banner39

banner50

banner47

banner48