banner15

Kıbrıs için üçüncü yol

Rum siyasasının içe dönük söyleminde bir yumuşama görülse de Kıbrıs'ın Yunanistan'a bağlanması fikri, hala canlılığını koruyor

Kıbrıs için üçüncü yol

Sinan Özdemir | Brüksel

Büyük umutlarla 18 ay önce başlayan Kıbrıs görüşmeleri İsviçre'nin Mont Pelerin kasabasında geçen hafta tıkandı. Taraflar bunun bir son olmadığı ve görüşmelerin kaldığı yerden tekrar devam edeceğine olan inançlarını korusalar da Soğuk Savaş'tan bu yana süren görüşmeler her defasında "deja vu" hissi uyandırıyor. Rum Kesimi faturayı Türk Kesimi'ne keserek sorumluluğu üzerinden atmaya çalışıyor. Yunan-Rum yetkililerin yaptıkları açıklamalara bakılırsa sorun beşli konferansta konuşulması gereken garantiler konusunda düğümleniyor. Atina konuyu kırmızı çizgi kabul ediyor. Yunanistan Dışişleri Bakanı Nikos Kotzias haftasonu yaptığı açıklamada yumuşama sinyalleri verse de önerdiği geçici garanti sistemi ayrı bir kurnazlık göstergesi. Uluslararası ilişkilerde tekerrür mümkün değilse de kalıcı barışın garantiler olmaksızın düşünülmesi ve siyasi eşitliği sulandırması 1960-63 döneminde Kıbrıs Cumhuriyeti'ni sonlandıran sürecin bir benzerinin yaşanmasına kapı aralayacaktır.

Bu doğrultuda Türkiye ve Türk Kesimi çözümün eşitlik, özgürlük (yerleşim, mal edinme, ulaşım...) ve güvenlik temelinde aranmasını bekliyor. Birleşmiş Milletler'in iyi niyet misyonu çerçevesinde, kesintilerle birlikte 1968'den bu yana yürütülen müzakereler, siyasi eşitlik ve iki kesimlilik temelinde, eşit statüde iki kurucu devlete haiz yeni bir ortaklığın kurulmasını amaçlıyor. Bu minvalde federasyon modeli üzerinde uzlaşma sağlandı. Farklı zamanlarda ifade edilen federasyon modelleri olmadı değil. Bunların içinde en uçuk olanı "Bosna barışının mimarı" olarak takdim edilen Richard Holbrooke'un Bosna modeli idi. Holbrooke'un Bosna'da ve kısmi olarak Kosova'da uygulanan modelinin kalıcı olmadığı artık herkesin kabul ettiği bir gerçek. Tarafların tepkisi sebebiyle proje rafa kaldırıldı. Bosna modelinin dışında bir dönem Belçika modeli de zikredildi. İki kesimliliği sağlasa da siyasi eşitliği sağlayamaması gündemden düşmesine sebep oldu. Annan Planı, olumlu ve olumsuz yanlarıyla farklı bir model sunuyordu. Ancak Rum Kesimi'nin 2004 referandumunda reddetmesi (yüzde 76) hayata geçmesini engellendi.

Şimdi taraflar 18 ay önce başlayan görüşmelerle sıfırdan müstakbel Kıbrıs Cumhuriyeti'nin temellerini atmaya çalışıyorlar. Müzakereler altı başlık altında yürütülüyor: yönetim ve güç paylaşımı, mülkiyet, toprak, AB, ekonomi ve garantiler. Son görüşme yönetim ve güç; toprak ve mülkiyet konularını kapsayacaktı. Rum tarafının mülkiyet, yönetim ve güç konularında ilerleme sağlanmadan zaten beşli konferansta güvenlik ve garantilerle birlikte son halini alacak olan toprak meselesini birinci konu olarak tartışmaya açması kurnazlık olarak değerlendirildi. Türk Kesimi toprak konusunu sona bırakarak müzakerelerde pazarlık şansını artırmayı hedeflerken Rumların daha mülkiyet ve yönetim mevzuları sonlandırılmadan haritalar meselesini halletmeyi istemesi tepki çekti. Bütün stratejisini toprak ve garantiler üzerine inşa eden Rum Kesimi'nin beklentileri karşılanmayınca, bu defa da, oyundan çekildi.

Garantiler, taraflar tekrar masaya döndüklerinde belirleyecekleri bir tarihte Türkiye, Yunanistan ve İngiltere'nin de yer alacağı çoklu konferansta ele alınacak. Rumlar oluşturulacak yeni Kıbrıs'ta garantilere ihtiyaç olmadığı ve "Türk askerinin çekilmesi" gerektiği yönünde yaptıkları açıklamalar eski tutumlarını sürdürdüklerini gösteriyor. Atina konuyu kırmızı çizgi kabul ediyor. Yunanistan Dışişleri Bakanı Nikos Kotzias haftasonu yaptığı açıklamada yumuşama sinyalleri verse de önerdiği geçici garanti sistemi ayrı bir kurnazlık göstergesi. Kotizias, Berlin Duvarı'nın yıkılmasından sonra iki Almanya'nın birleşmesi sürecinde Doğu Almanya'da bulunan Rus askerlerinin dört yıl sonra çekilmesini örnek göstererek benzer bir senaryonun Kıbrıs içinde düşünülebileceğini ifade ediyor. Ancak ıskalanan birleşen kesimlerin aynı kültür havzasına dahil oldukları gerçeğidir. Bağımsızlık sürecinde ve sonrasında Türk Kesimi'nde yaşanan mezalimin iki Almanya'nın birleşmesi öncesinde yaşanmadığı gibi sonrasında da yaşanmadığı bir gerçek. Garantilerin 1974 öncesi yaşanan şiddet ortamına dönülmesini engellemek için istendiği, ekonomik şartlarla alakalı olmadığı bilakis korku ve nefretle bağlantılı olduğu ıskalanıyor.

Rum siyasasının içe dönük söyleminde bir yumuşama görülse de Kıbrıs'ın Yunanasitan'a bağlanması fikri (enosis), hala canlılığını koruyor. Rumlar bir yanda Kıbrıs'ın 1960'taki Kıbrıs olmadığını söylese de reflekslerin değişmemesi semboller üzerinden de olsa enosis" fikrini sürdürme niyetinde olduklarını düşündürüyor. Yunanlılar, İstiklal Harbimiz'de aldıkları yenilgiyle bittiğini düşündükleri "Megali İdea" fikrini Kıbrıs bağlamında (yer almamasına rağmen) yaşatıyorlar. Bu minvalde enosis fikrinden vazgeçmeleri mümkün görünmüyor. Kilisenin bu fikrin yaşatılmasında oynadığı rol yadsınamaz. Son olarak Rum Ortodoks Kilisesi Başpiskoposu II. Hrisostomos New York'ta yayımlanan "Ethniko Kirika" isimli medya kuruluşuna verdiği mülakatta Mont Pelerin görüşmelerini şu cümlelerle açıkladı : "Başkan Anastasiadis’e her defasında talepkar olmasını rica ettim çünkü Türklerin tezleri halktan (onayından) geçmez. Kendisine, Ankara’nın isteklerine rıza gösterirsen –çünkü eli üzerinde olan Akıncı değil Ankara’dır- bunlar halktan geçmez dedim. Kilise olarak sana destek verdiğimize göre talepkarlığı en üst seviyede tutmanı istiyoruz ki işleyen bir devletimiz olsun."

Türk Kesimi'nde de tarih önemli bir referans kaynağı. Serdar Denktaş'ın Mont Pelerin görüşmelerini değerlendirirken "Girit'te oynan oyun Kıbrıs'ta oynanmak isteniyor" açıklaması örnek gösterilebilir. Girit toplumsal bilinçaltında ne Türk Kesimi'nde ne de Türkiye'de 60 yıl önce yaptığı etkiyi yapmasa da içerdiği mana bakımında bir drama işaret ediyor. İnsanlar değişmez değildir ancak siyasi tutum bakımından Girit'in Yunanistan'a bağlanması gibi Kıbrıs'ın da bir gün Yunanistan'a bağlanacağına olan inancın değişebileceğini düşünmek güç. Yunanistan ile Kıbrıs Rum Kesimi arasından yirmi yıldan bu yana 'enosis'in simgesi olarak gerçekleştirilen ortak askeri tatbikatın (Nikiforos) bu sene iptal edilmesi bir iyi niyet göstergesi olarak değerlendirilmişti. Ne var ki, bu iyi niyet göstergeleri Mont Pelerin'de sürdürülemedi. Sürdürülemedi; çünkü diplomasi oyununa açık oldukları kadar tutumlarında ve/ya iddialarında herhangi bir sapma göstermemeye büyük özen gösteriyorlar.

Kıbrıs müzakereleri tarihine bakıldığında iki buçuk dönemden geçerek günümüze intikal ettiği söylenebilir. İki Kutuplu Dünya, içinden geçtiğimiz Kutupsuz Dünya ve küreselleşme dönemi. Soğuk Savaş yıllarında işler daha kolaydı. Türkiye ve Yunanistan'ın Batı blokuna mensup olması işleri kolaylaştırıyordu. Sovyetler Birliği denge unsuru olarak tarafların zaman zaman yaklaştığı ve uzaklaştığı bir aktördü. Amerika açısından Kıbrıs’taki İngiliz ve Türk askeri varlığı Doğu Akdeniz'de NATO dengesini güçlendirirken adanın Batı bloku içinde olması rahatlatıyordu.

Uluslararası sistem içinde yer alan büyük devletlerin hinterlandlarına yoğunlaşırken küresel sorunlara ilgisiz kaldıkları Kutupsuz Dünya'da güç dengesine uygun olarak büyük güçlerin küçük güçlerle, 19. yüzyılda olduğu gibi , gizli diplomasisine tanık oluyoruz. Avrupa Birliği'nin Kıbrıs'ı üye yapması ve ardından müdahil olma istemi buna örnek gösterilebilir. Türkiye'nin AB ile yürüttüğü müzakerelerde önşart olarak Kıbrıs'ı ileri sürülmesi ve şantaj aracına dönüştürmesi Rum Kesimi'ni çözümden uzaklaştırırken ambargolar sebebiyle zor şartlar altında hayatını sürdürmeye çalışan binlerce Türk'ü esir aldı.

Globalleşme döneminde ekonominin köprüler inşa ettiğine inanıldı. Yeni teknolojilerin ve iletişim ağlarının dünyayı kuşatması yakın ve uzak tarafların kamuoyları hakkında bilgi edinmelerini kolaylaştırdı. Realist yaklaşımlardan çok liberal yaklaşımlar öncelendi. Güç merkezli okumlar bir kenara bırakılarak toplumların beklentileri, umutları ve hayalleri analizlere dahil edildi. Egemenlik kavramı sulandırıldı. Bu gün bile Akdeniz'de çıkarılan petrolün barış yolunda katalizör görevi girebileceğinden inanlar yok değil. "Barışa" en yakın olduklarını düşündükleri zamanda Rum Kesimi paylaşmaya karşı çıkarak (yüzde 76) Annan Planı'nı reddetti. Globalleşmenin dönüştürdüğüne inandıkları toplumlar içinde Türkler dönüşürken (yüzde 65 evet oyu çıktı) Rumların pek değişmediklerini görmek barış isteyen cephede hayal kırıklığına sebep oldu. Böylece yeni bir müzakere raunduyla tekrar başa dönüldü.

Bu minvalde, Londra ve Zürih Anlaşmaları'nın enosis ve taksim fikrine kapalı olması statükoyu pekiştiriyor. Son kertede, Mustafa Akıncı, Annan Planı'nın reddedilmesinden sonra müzakere sürecini tecrübe eden üçüncü cumhurbaşkanı oldu (Mehmet Ali Talat ve Derviş Eroğlu). Rusya'nın Kırım'ı ilhakı gibi bir çıkış söz konusu değilse de birlikte yaşama arzusunun uzaklaştığı bir ortamda federasyondan konfederasyona geçiş tartışmaya açılmalıdır. Kırk yıldan bu yana esir alınan Türk'ün kaybedecek zamanı olmadığı bir sonraki "görüşme raundunda" sorumlulara iletilmelidir! 

Güncelleme Tarihi: 29 Kasım 2016, 11:41
YORUM EKLE

banner39

banner50

banner47

banner48