Kırım yok olurken 'Aluşta'dan teselli bulduk mu?

Kırım Tatarları hayvan ve yük vagonlarına doldurularak haftalarca süren yolculukta istatistiklere göre toplam nüfuslarının tam yarısını kaybetmişlerdi

Kırım yok olurken 'Aluşta'dan teselli bulduk mu?

Yücel Oğurlu

Eurovision şarkı yarışmasında Ukrayna adına Kırım Tatar Türkçesinde söylenen “Aluşta’dan esen yeller" adlı şarkının başarılı bulunarak birinci olması sevindirici bir gelişme oldu. Yıllardır politik bir sanat yarışmasına dönen Eurovision, Rusya’nın pek de umurunda değil. Rusya’nın, Ukrayna’nın veya Eurovision organizatorlerinin kendi politik çıkarları dışında Tatarların adını bugüne kadar andıkları, hatırladıkları acaba vaki midir? Evet, hayatta küçük şeylerden mutlu olmayı başarmak bir erdemdir, ancak bu kadar saf da olmamamiz gerekiyor. Bu sevincimizi, geçmişi hatırlamaya bir vesile kılarak olaya bir başka pencereden bakalım. 1944 yılında tam da bugün 18 Mayıs tarihinde Kırım Tatarlarının bitmeyen sürgünlerine bir yenisi daha eklenmişti. Önce, biraz daha gerilere giderek tarih ve coğrafyayı yeniden hatırlayalım.

Kırım Hanlığı’nın yüzlerce yıl Çarlık Rusyası tarafından savaşlarla işgal edilmesi girişimlerinin son adımını, Rusya Federasyonu hepimizin gözleri önünde, dünyanın gözlerinin içine baka baka gerçekleştirdi. Dünya, bir tarafında Osmanlı ve Tatarlar ile karşı tarafındaki Ruslar arasında 300 yıl boyunca süren Kırım üzerindeki hakimiyet savaşlarına şahit olmuştu. Geçtiğimiz yüzyılın ilk yarısında ise Kırım'ın Türkiye'ye mi yoksa Rusya'ya mı ait olduğu tartışılırken, artık Türk basınında bile Kırım'ın Rusya'ya mı Ukrayna'ya mı ait olduğu tartışılmaya başlandı. Çoğu kimse durumun vahametinin farkında bile değil. Rusya, yüzyıllara sarı politikasını başarıyla tamamlerken dünya Kırım Tatarlarını hatırlamadı bile. İşte tam da bu noktada, coğrafyanın geçmişine ve tarihine bir gözatmakta fayda var.

İlk defa Cenevizlilere karşı 1454 yılında ittifak yapan Kırım ve Osmanlı Devletlerinin ilişkileri ilerlemiş ve Kırım Hanlığı gönüllü olarak 1475'te İstanbul’a bağlanmıştı. Kırım Hanlığı, 1774 yılında Küçük Kaynarca Antlaşması’na kadar da Osmanlı Devletine bağlı kaldı.

Aslında Kırım ve Kazan Tatarlarının ortak geçmişinde önemli bir dönüm noktası olan 1552 yılında Altınordu Devleti'nin yıkılması ile müslüman Tatar Türklerinin büyük çilesi başlamıştı. Kazan şehrinin düşmesi, yüzbinlerce Tatar Türkünün kılıçtan geçirilmesi, binlerce caminin yıkılması ve Tatarların zorla Ortodoks yapılmaya çalışılması, yüzlerce yıllık kesintisiz bir dramı anlatıyor.

Tatar başkentleri, Kazan da dahil olmak üzere kendi şehirlerine ve bölgelerinin dışına dağıtılarak pasifize edilmişlerdi. Tatar tabiri, ders kitaplarına kadar giren hakaret sözleri ile utanılacak bir kimliğe çevrilmişti ve bu süreç 2010’a kadar devam etti. Kuzeydeki Müslüman Türk coğrafyasının bilim kültür ve irfan ocağı olan ve Altınordu'nun güney ucundan ortaya çıkan Kırım Hanlığı da aynı şekilde tam bir kültür ve sanat merkezi olmuştu. Hatta 19. yy ve 20. yy başlarına kadar Kazan ve Bahcesaray Türk-İslam coğrafyasında İstanbul’dan sonra en fazla kitap basılan ve okunulan iki tarihi başkentti.

Bu kültür ocakları, aynen Semerkant ve Buhara gibi Anadolu'yu ve İstanbul'u entellektüel açıdan besleyen önemli merkezlerdi. Kırım Hanlığı’nın İngiltere ve Fransa'nın her zaman içinde olduğu ve uzun süren Kırım Savaşları ile Osmanlı Devleti'nden ayrıldığı herkesçe malum. Kırım'da çıkan her savaştan sonra İstanbul ve Türkiye'nin Karadeniz sahilleri ile Bulgaristan ve Romanya’nın Karadeniz sahilleri Kırım Tatarlarının sürgündeki yeni yurtları olmuştu. Ne gariptir ki, 1856 yılında Kırım'daki son büyük savaş olan Osmanlı-Kırım Savaşı sonrasında, savaşı Osmanlı Devleti kazanmış olmasına rağmen imzalanan imzalanan Paris Anlaşması'na göre, Kırım'ın Tatar ahalisinin Osmanlı topraklarına gönderilmesi konusunda Fransa, Rusya ve İngiltere anlaşmışlardı ve sonuç da böyle oldu. Aslında olay, aynen Balkanlar'da ve Kafkasya’da yaşanan diğer soykırım ve sürgünler kadar net idi ve bugün de olduğu gibi demografik yapıyla oynanıyordu. ‘Müslüman ahali’ yer değiştirilerek bütün bir coğrafya, kimlik ve kültürü bakımından yetimleştiriliyor, topraklar insansızlaştırılıyor idi.

Kazan’ın düşmesinin ardından Rusya’nın Kırım Hanlığına ve Kafkasya’ya doğru güneye inmesinin yolu tamamen açılmış oldu. Rusya etnik, kültürel ve tarihi olarak hiçbir zaman ilşikisi olmayan bu topraklardan yani bir yandan Kırım, diğer yandan Kafkasya’dan hiç bir zaman vazgeçmedi. Periyodik olarak tekrarlanan savaşlardan Çarlığın yıkılmasına sebep olsa bile yorulmadı. Birbirine yakın tarihler olan Paris anlaşması ve Kafkasya’nın düşüşü ve hemen izleyen tarihlerde yaklaşık 20 yıl sonra Rusya’nın Osmanlı topraklarında batı cephesinde Yeşilköy’e, doğu cephesinde ise Erzurum’un işgaline kadar varan olumsuz gelişmlerin yollarını bütünüyle açmış oldu.

Kırım, 1700’lerden itibaren tatar nüfusunun dramatik ölçüde azaltılmasından sonra, diğer milletler arasında tatarlar kendi yurtlarında azınlığa düşmüşler ve kendi bölgelerinde sıradan etkisiz bir etnik gruba dönüştürülmüş oldular. Kırım'ın çilesi bundan sonra da bitmedi. Tatarların nüfusu, her ne kadar azalmış olsa da sıfırlanmamıştı ve bütün bu olanlar yetmemiş olacak ki, 1944 yılında almanlarla işbirliği yaptıkları gerekçesiyle Joseph Stalin emrindeki komünist parti kararıyla Kırım Tatarlarının tamamının, Orta Asya, Urallar ve Sibirya’ya gönderilmesine kararı verildi. Aynı gerekçe, Karaçay-Balkar Çeçen-İnguş ve Ahıskalılar için de kullanılmıştı. Aslında bu saydığımız halkların tamamı Türkiye sınırlarının doğusundan kuzeyine kadarki Türkiye'ye kendisini yakın hisseden halkların sürgün edilerek yeni bir ‘insansızlaştırma’ girişiminden başka bir şey değildi.

Kırım Tatarları hayvan ve yük vagonlarına doldurularak haftalarca süren yolculukta istatistiklere göre toplam nüfuslarının tam yarısını kaybetmişlerdi. Hiç kuşkusuz, Bunun uluslararası litaeratüredeki adı tartışmasız şekilde ‘soykırım’dır. Ancak Rusya’nın politik nüfuzu ve gücü bu tür konuların Dünya gündeminde kalmasına fırsat vermiyor.

Aynı kader, sürülen diğer halklar için de geçerliydi. İşin tuhaf tarafı, bu defa Tatarlarla aynı zamanda sürgüne gönderilen az sayıda da olsa Bulgar, Ermeni, Yahudi, Ukraynalı, Rum ve Almanlar da vardı. Bu, yeni bir ‘Sovyet planlamacılığı’ örneği idi. Yeni kurulan Sovyet şehirlerinde bu insanlar birer kültürel çeşni ve malzeme oluyorlardı.

Kırım Tatarları Sovyetler Birliği'nin çökmesinden hemen sonra, bütün yasaklamalara ve bürokratik engellemelere rağmen yurtlarına dönüş mücadelesini hızlandırmışlardı ve geri döndüklerinde ise Rus ve Ukraynalıların düzenli yıldırma girişimlerine ve bütün çetin hayat şartlarına rağmen kısmen de olsa başarılı oldular. Kırım Tatarlarının, bütün bu asil mücadelesine rağmen, Kırım'da yaşayan 1,9 milyon insanın sadece yüzde 13-15’i Kırım Tatarlarından oluşuyor. Nüfusları kendi anayurtlarında yüzde 20’yi bile göremedi. Bugün Rusya'nın yeniden işgaliyle Kırım bir Tatar-Türk yurdu değil, artık Ukraynalılarınmış gibi dünya gündeminde yerini buldu ve Rusya'nın bu son işgaliyle Kırım Tatarlarının sözde de olsa önemli olan ‘özerk bölge statüsü’ de ellerinden fiilen alınmış olacak.

Bizim bu halimiz, içi hazine dolu bir hediye paketini başkasına kaptırdıktan sonra, elinde kalan ambalaj kağıdı ve kurdeleden mutlu olan çocuğun haline benziyor. Kırım elden çıktı ve Ukrayna adına Kırım Tatar türkçesinde söylenilen şarkının eurovizyonda birincilik kazanması hepimizi ne kadar da teselli etti.

Türkiye'de Kırım kökenli bilimadamları, siyasetçiler, işadamları, sanatçılar hiç de az değil. Bu kişilerin, konuyla ilgilenen herkesten daha fazla bu sorumlulukları olduğunda kuşku bulunmuyor. Bugün Rusya'da Altınordu ve Kırım Hanlığı gibi kudretli iki devletten geriye sadece 7 milyon Tatar kalmış durumda. Bunlar da kendi aralarında Kazan ve Kırım Tatarları olarak bölünmüş halde. Tatarların gelecek yüzyıla kültürleri ve dilleriyle taşınabilmeleri için bu insanlara büyük görevler düşüyor. Sadece bir konuya daha dikkat çekerek makaleye son vermek istiyorum Kırım Tatarçasında veya Kazan Tatarcasında başta dil, kültür ve eğitim içerikli video ve görsel materyallerin ve gençlerin ilgisini çekebilecek web sitelerinin kurulması için çok geç kalınıyor. Kırım’da ve Rusya’da baskı olmadan özgürce oluşacak böylesi bir ortam için ne yeterli kaynakları ne de bunu kaldırabilecek bir politik ortam var. Bu konu da, başta Türkiye'de yaşayan Tatar kökenli vatandaşlarımız olmak üzere hepimizin ortak görevlerinden...

YÜCEL OĞURLU'NUN DİĞER YAZILARI İÇİN TIKLAYINIZ

 

Güncelleme Tarihi: 21 Mayıs 2016, 09:31
YORUM EKLE
YORUMLAR
cemalettin akyürek
cemalettin akyürek - 1 ay Önce

gerçekçi güzel bir yazı olmuş.ellerinize sağlık Hocam saygılar

banner39

banner36

banner37

banner35