banner15

Kolera ile veba arasında Ukrayna

Ukrayna bir yanda iki yıl önce Rusya’nın Kırım’ı ilhakı ve Donbas’taki ayrılıkçı taleplerle mücadele ederken diğer yanda Amerika ve Avrupa Birliği’nin istediği reform sürecini tamamlamaya çalışıyor

Kolera ile veba arasında Ukrayna

Sinan Özdemir | Brüksel

Bütün gözlerin Suriye krizine yoğunlaştığı bir dönemde, yoğun çatışmalara rağmen, Ukrayna krizi gündemin çok gerilerinde yer alıyor. Ukrayna , “Maidan devriminin” ikinci yılında, siyasî gerilimin tavan yaptığı bir dönemde, geleceğini aramayı sürdürüyor. Bir yıl önce imzalanan ikinci Minsk mutabakatı beklenen barışı sağlayamadı. Şubat ayında ayakta kalan son Lenin büstünü deviren Ukraynalılar Rusya’nın izlerini silmeye çalışsa da hayaleti bütün ağırlığıyla kendini hissettiriyor. Ukraynalılar, bir yanda Donbas’ta süren çatışmalara diğer yanda yolsuzluğu ortadan kaldırma sözüyle iktidar olanların kavgasına tanık olmakta. Avrupa Birliği ile Rusya arasında tercihe zorlanan geniş kitleler propagandanın malzemesi olmayı sürdürüyor. Ancak Maidan ayaklanmasının ikinci yılında söz konusu olan ‘Yeni Rusya’dan çok ‘Yeni Ukrayna’. Avrupa Birliği ile bu yılın Ocak ayında yürürlüğe giren işbirliği antlaşmasının Hollanda’da referanduma sunulması Ukrayna’nın “Maidan devrimiyle” ermeyi istediği Avrupa hayalini karartıyor. İki yıldan bu yana yaşayan trajedinin söz konusu sözleşmeden kaynaklandığı düşünüldüğünde reddi Avrupa karşıtlarının elini güçlendirecektir.

Geçen yılın Şubat ayında Rusya, Fransa, Almanya ve Ukrayna devlet başkanlarının katılımıyla 16 saat süren diplomatik maratonun sonunda ikinci Minsk mutabakatı kabul edildi. Bir yıl sonra bir araya gelen söz konusu devletlerin dışişleri bakanları kat edilen yolu değerlendirme şansı elde ettiler. Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’un kızgın hali bir şeylerin doğru gitmediğine yorumlansa da aslında hiçbir şeyin beklendiği gibi gitmediği söylenebilir. Anlaşmanın öngördüğü en önemli kararların hiçbiri yürürlüğe konulmadığı gibi herhangi bir iyi niyet belirtisi de yok. Kiev’deki siyasî kavganın, IMF ve Washington’un beklediği ve gerçekleşmeyen reformlar gibi, Minsk anlaşmasının yürürlüğe konulmasını engellediğini düşünmek mümkün. Ancak kabul edilen yol haritasının Kiev'i egemenlik ile toprak bütünlüğü arasında karara zorlaması yola konulmasını engelliyor. Yolsuzlukların dışında Donbas’taki ayrılıkçı hareketleri sonlandırma iddiasıyla cumhurbaşkanlığına seçilen Poroşenko’nun, ekonomik cephede (Panama belgeleri ve öncesinde yansıyan skandallar) olduğu gibi askerî cephede de başarısızlığa uğrama tehlikesi daha pragmatik davranmaya itiyor.

Rusya’nın Kırım'ı ilhakı küresel güçleri denge oyununa zorluyor. Rusya her ne kadar küçük adımlar siyasetiyle hareket etse de karşı tarafın denge arayışını bozacak herhangi bir adımı atmayacağını düşünmek mümkün. Moldavya ve Gürcistan örneklerinde olduğu gibi karşı tarafın satranç tahtasını devirmesini bekleyecektir.

Bu çerçevede Ukrayna’nın önünde üç senaryo bulunuyor. Birinci senaryo Minsk anlaşmasının öngördüğü şartların yerine getirilmesiyle alakalı. Bunun için Donbas bölgesinde referandum yoluyla bağımsızlığını ilan eden iki cumhuriyetin Kiev’e bağlı kalmak şartıyla özerk bölgeler olarak tanıması gerekecek. Ateşkesin yürürlüğe girdiği bir yıldan bu yana silahların susmaması geleceğe ilişkin belirsizliklerin giderilememesiyle ilintili olduğu düşünüldüğünde konunun aydınlığa kavuşturulması toprak bütünlüğünü (Kırım hariç) yeniden tesis etmesine yardımcı olacaktır. Minsk mutabakatının sınır güvenliğini bağımsızlıklarını ilan eden bölgelerin statülerine ve yerel seçimlerin gerçekleştirilmesine bağlaması farklı bir seçenek sunmuyor. Toplumsal barışın tesisi için de Donbas Bölgesi’ndeki silahlı gruplara genel af çıkarılması da isteniyor. Bu senaryonun gerçekleşme olasılığı çok düşük. Kiev toprak bütünlüğü sağlansa da egemenliğini kaybedeceğine ve bağımsızlığa giden yolun açılacağına inanıyor.

İkinci senaryo askeri mücadelenin sürdürülmesiyle ilintili. Ukrayna , Minsk anlaşmasıyla sağlaması mümkün görünmeyen egemenliğini silahlı mücadeleyi sürdürerek sağlamayı isteyebilir. Bu tutum Rusya’yı ayrılıkçı grupları kendi stratejisi doğrultusunda desteklemeye (kullanmaya) itecektir. Çatışmaların Mariupol’a yayılması olasılık dışı değil. Stratejik önemi Amerika-Rusya hattında gerilimi artır. Bu senaryonun gerçekleşmesi aynı zamanda silah desteğinin artırılmasını gerektirecektir. Ne var ki, Batı blokunun bugüne kadar verdiği silahların işe yaramaz durumu göz önünde bulundurulduğunda Rusya’nın silahlandırdığı tahmin edilen ayrılıkçı gruplara karşı Ukrayna’nın kesin bir sonuca ulaşması mümkün görünmemektedir. Senaryonun taşıdığı riskler fiili durumu çok daha girift hale getireceğinden tercihi güç görünüyor.

Üçüncü senaryo Gürcistan ve Moldavya örneklerinde olduğu gibi sorunun dondurulmasını öngörüyor. Askeri bakımdan kesin bir sonuca ulaşmanın mümkün görünmediği ayrıca Minsk anlaşmasının öngördüğü maddelerin bedel ödemeyi gerektirmesi siyasî elitleri sorunu dondurmaya itebilir. Kiev açısından en son tercih ve fakat yeni bir krize kadar en makul strateji olarak beliriyor. Fiili duruma rağmen toprak bütünlüğünü muhafaza etmesi egemenlik konusunda geri adım atmaması eleştirileri bir süreliğine de olsa dindirecektir. Amerika ve Avrupa Birliği için reformların gerçekleştirilmesi noktasında Ukrayna’ya zaman tanıması, Rusya açısında AB ve NATO gibi organizasyonlara alınmasını engellemesi, üçüncü senaryoda bütün tarafları negatif bir kazan-kazanda buluşturuyor.

Ukrayna bir yanda iki yıl önce Rusya’nın Kırım’ı ilhakı ve Donbas’taki ayrılıkçı taleplerle mücadele ederken diğer yanda Amerika ve Avrupa Birliği’nin istediği reform sürecini tamamlamaya çalışıyor. Askeri sahada görülen kargaşa burada da mevcut. Beklenen reformların gerçekleşmemesi Amerika Birleşik Devletleri’nin müdahaleleriyle eski düzen ve alışkanlıkların sürdürülmesine yardımcı oldu. Başbakan Arseniy Yatsenyuk’un, içeride ve dışarıda giderek artan tepkilere rağmen, iktidarda kalması parlamentodaki gücünden çok ekonomi baronlarının desteğiyle gerçekleşti. IMF’nin yolsuzluğa karşı mücadelede gereken reformların gerçekleştirilmemesine dayanarak mali yardımını askıya alması iktidara yakın güçlü çevrelerinin engellemesine dayandırılsa da Ukraynalıları doğrudan ilgilendiren konularda (sosyal güvenlik, sağlık, eğitim, vergi kanunu...) reformların hız kesmemesi yeni ekonomik ve sosyal krizlerin habercisi. Almanya’da konuşulan Marshall planı da ayrı bir kurnazlığın ürünü. Almanya Ukrayna’nın kabul etmesi durumunda ekonomisini yeniden canlandırırken devlet aygıtının yapılandırılmasında ve hukuki düzenin yeniden tesis edilmesinde aktif rol oynamak istiyor. Bu sayede Doğu Avrupa’da yaptığı gibi Ukrayna’yı kendi çıkarları doğrultusunda arka bahçeye dönüştürmeyi planlıyor.

Ukraynalıların Avrupa’ya bağlanma hayali şu ana kadar huzur ve refah getirmedi. Hollanda’nın AB-Ukrayna işbirliği sözleşmesi referandumu, AB Anayasası referandumu sürecinde (2005) Polonya ve Türkiye üzerinden tartışılması gibi, Ukrayna’yı sevimsiz tartışmaların merkezine yerleştirdi. Hollanda’nın yıl başında yürürlüğe giren işbirliği antlaşmasını referanduma götürme kararı Brüksel'de tepkiyle karşılanması kontekstinden koparıp AB referandumuna dönüştürdü. Ne var ki, Ukrayna referandumundan çıkan sonuç ne olursa olsun komisyon Ukrayna işbirliğini sürdürecektir. Maidan ayaklanmasının söz konusu sözleşmeyi imzalamayacağımı söyleyen Cumhurbaşkanı Viktor Yanukoviç’e karşı başlatıldığı düşünüldüğünde Ukraynalılar için başa dönüş anlamına geliyor. İktidar elitleri ve yeni oligarşi için tercihler ne kadar açıksa Ukraynalılar için o kadar bulanık. Onlar için tercih iyi ve kötü arasında değil, kötü ve en kötüsü arasında!

Güncelleme Tarihi: 08 Nisan 2016, 10:14
YORUM EKLE

banner39

banner50

banner47

banner48