Kur Savaşları ne zamana kadar sürecek

Dünyanın finans merkezi ABD, dolarla oynayarak başlattığı ticaret savaşına yeni bir cephe daha açarak ekonomilerini dolara endeksleyen ülkeleri fena sallıyor.

Kur Savaşları ne zamana kadar sürecek

Yaşar Süngü

Yaşanan finansal krizler sonrasında ülkelerin ekonomik büyümeye dış ticaret kanalıyla destek
vermek için para birimlerinin değerini düşürme politikalarına “kur savaşları” deniyor.
Son yıllarda küresel ekonomideki likidite bolluğu ve bu likiditenin hızlı hareket etmesi küresel ölçekte finansal tahribatlara neden oldu.

Bu da birçok ülkenin para-kur politikalarını kendi ulusal önceliklerinden ziyade diğer ülkelerin politikalarını engellemeyi hedefleyen stratejik hamleleri beraberinde getirdi ve “kur savaşları”nı tetikledi.

**

Korumacı politikaların diğer bir türü olan kur savaşları yoluyla ülkeler ticari rekabette ürünlerini ucuzlatıp avantaj elde etmek için ulusal paralarını değersizleştirerek ihracat kapasitelerini artırmaya çalışırlar. Ancak unutulmamalıdır ki bilgi ve iletişim çağında birçok ülkenin para arzını yükseltmek suretiyle ulusal döviz kurlarını bilerek değersizleştirmesi beklenilen sonucu vermeyecektir.
Dünyada tüm ülkelerin olası bir durumda aynı politikayı uygulaması tüm para birimlerinin aynı anda değerlerini yitirmesine ve 1930’lardaki gibi nihai galibi olmayan bir kur savaşının başlamasına yol açabilir.

**

Orijinal Bretton Woods sistemi içinde birçok ülke ihracatını artırmak amacıyla döviz kurunda
ince ayarlamalara dönük politikalar uygularken bu yaklaşım henüz sistematik bir kur savaşına dönüşmemişti. Ancak 2008 küresel finans krizi bu eğilimi kökten değiştirdi.
Japonya, ABD ve AB’nin başını çektiği ülkeler ihracat düzeylerini artırarak iç piyasalarında yaşanan durgunluğu telafi edebilmek için rekabetçi devalüasyon yaklaşımını bir ilaç olarak gördüler.
Önde gelen gelişmekte olan ülkelerin de bu sürece katılmaları durumunda olası bir
uluslararası kur savaşı senaryosu daha yüksek sesle tartışılacak.
Birçok ülkenin aynı anda rekabetçi devalüasyon politikaları uygulaması halinde döviz kurları açısından sağlıksız bir noktaya gidilebilir ve böyle bir savaştan hiçbir ülke göreceli bir rekabet avantajı sağlayamaz.
Ancak günün sonunda küresel piyasalarda daha fazla likidite bulunmuş olur.
Yani bu savaşın sonunda sadece küçükler değil, kur savaşını başlatanlar da kaybeder.
SETA’nın korumacılık ve kur üzerine yaptığı analizde dikkat çekildiği gibi küresel krizin etkilerini atlatmak için uygulanan genişlemeci maliye ve para politikalarında ipin ucu kaçarsa piyasalar yeni bir balonun patlamasına neden olabilir.

**

2000 yılının başlarında patlayan “Dot-com” internet ve teknoloji balonunun ABD ekonomisine yaşatabileceği muhtemel etkilerin önüne geçmek için dönemin Amerikan Merkez Bankası (FED) Başkanı Alan Greenspan’in uyguladığı genişlemeci politikaların konut balonunun ortaya çıkmasında önemli rolü olmuştu.
İktisatçılar ve politika yapıcılarının bu olaydan dersler almadıkları görülüyor.
Kur savaşlarının sebep olabileceği para bolluğu eğer iyi bir şekilde yönetilemezse önümüzdeki 10 yıllık süreçte bu durum yeni balonlar oluşmasına ve nihayetinde bunların patlamasına yol açabilir ki kur savaşı tartışmalarında üzerinde düşünülmesi gereken önemli konulardan birisi de budur.

**

Kriz sonrası süreçte merkez bankaları ve bankacılık sektörleri kritik sanayi ve teknoloji
alanlarında yapısal dönüşümü hızlandırmak için stratejik görülen şirketlerin tahvillerini satın almak ve düşük kur politikası uygulamak gibi adımlar atarlar.
Örneğin Avrupa Merkez Bankası (ECB) ve İngiliz Merkez Bankası reel sektöre likidite sağlamak için finans ve sanayi arasındaki perdeyi kaldırarak doğrudan sanayi-teknoloji şirketlerinin tahvillerini satın almaya başladı bile.
Bu adımlar doğrudan korumacıdır.
Merkez bankaları bunu yaparak bankaların düzgün işlemeyen aracı kurum fonksiyonlarının etrafından dolaşarak reel sektör yatırımlarının artmasına yönelik direkt sanayi finansmanı sağlamaya çalışırlar.

**

Türkiye’de de Merkez Bankası’nın benzer araçlar kullanarak sanayi-teknoloji politikasına aktif bir şekilde müdahil olması gerektiğini savunan bazı çalışmalar yapılmış.
Bazı iktisatçılar bu tür politikaların piyasaları canlandırmak için bankaları fonlamaktan
daha etkin olacağını savunurken bazıları ise merkez bankalarının şirket tahvillerini satın almalarını piyasalarda rekabeti bozacak bir millileştirme hamlesi olarak yorumluyorlar.
Piyasalarda asıl rekabeti bozanların güçlü ülkeler ve güçlü şirketler olduğu göz önüne alındığında bu finans oyununu bozmak gerekiyor.

Güncelleme Tarihi: 08 Temmuz 2018, 00:08
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER