banner39

Küresel Değişim, Çin ve Afrika

Çin'in Afrika'da başta Sudan olmak üzere Mısır, Libya, Demokratik Kongo Cumhuriyeti, Nijerya ve Zimbabwe ile çok yakın bağları vardır. Tabi ki Çin'in toplam 48 Afrika ülkesinin her biri ile ayrı ayrı ilişki geliştirdiğini de unutmamak gerekiyor.

Analiz 04.03.2011, 12:19 05.03.2011, 15:36
Küresel Değişim, Çin ve Afrika

Kadir Temiz-Dünya Bülteni

Klasik bir söylem olarak da kabul edilebilecek olan "demokrasi savaşı"nın daha Irak'ta döktüğü kanlar kurumadan bir başka cepheyi tamamen bambaşka bir perspektifte bizlere açmaya çalışan savaş yandaşlarının yanında olmak ya da olmamak çok ince yorum farklarına bırakılmış durumda.  Ya otoriter ve baskıcı bir siyasi geleneği destekleyeceksiniz ya da demokrasiden yana olacak ve Libya'ya "adil" bir müdahaleyi destekleyeceksiniz.

Böyle bir yorumun bir sonraki adımını kestiremeyecek olan bir otoriter rejim yoktur. Bu süreç bütün otoriter ülkelere bir mesaj taşıdığı gibi diğer yandan onların reform kapasitelerini arttırma amacı gütmektedir. Afrika'daki bu hareketlilik her ne kadar Ortadoğu merkezli bir değişimi başlatmış olsa da, Çin'in Afrika'daki yatırımları ve çıkarları düşünüldüğünde mesajın çok önemli bir kısmı Uzakdoğu'ya gitmiştir.

Çin'in Afrika'daki varlığı ve stratejik açılımı yıllar öncesine dayanmaktadır. 1960'larda Çin büyük devletler tarafından dışlanmış ve üçüncü dünya açılımı başlatmıştı. Bu açılımın en büyük amacı başta Tayvan'ın Çin'e ait olduğu tezini kabul ettirmek ve ABD ile SSCB'ye karşı kendi bağımsız siyasi alanını kurmaktı. Benzer yıllarda neredeyse bütün dünyada etkili olan Mao düşüncesi Afrika'da da destekçi bulmuştu.

Bu diplomatik ilişkilerin yerini 80'li yıllardan itibaren ekonomik ilişkiler aldı. Çin'in ekonomik kalkınmasının en temel sorunu olan enerji bağımlılığını aşmanın neredeyse kestirme bir yolu olarak kaynak zengini Afrika ile olan ilişkiler tamamen iş ve ekonomi odaklı gelişmeye başladı. Aynı yıllarda batılıların hem ekonomik yardım hem de siyasi reform önerilerinden sıkılmış Afrika liderleri tarafından Çin alternatif bir sermaye olarak memnuniyetle karşılandı.

90'lı yıllarla beraber Çin-Afrika ilişkileri artık somut faydalarını da göstermeye başlamış ve dış ticaret rakamları her yıl ciddi bir şekilde yükselme göstermiştir.

Çin'in Afrika'da başta Sudan olmak üzere Mısır, Libya, Demokratik Kongo Cumhuriyeti, Nijerya ve Zimbabwe ile çok yakın bağları vardır. Tabi ki Çin'in toplam 48 Afrika ülkesinin her biri ile ayrı ayrı ilişki geliştirdiğini de unutmamak gerekiyor. Hatta bu ilişkilerin kalıcılığını ifade etmek amacıyla Çin Addis Ababa'da Afrika Birliği'ne 150 milyon dolarlık bir bina inşa etmiştir.

 

 

 

Sudan'ın ürettiği petrolün %40'ını satın alan Çin kendi ihtiyacının da %6'sını karşılamaktadır. Uzun bir süredir Sudan'a karşı uygulanabilecek her türden  yaptırımın karşısında duran Çin güney ve kuzeyin ayrılmasını engelleyemese de en azından müdahaleyi engellemiştir. Kendi çıkarlarını koruma amacıyla bu ülkelerin hamiliğine soyunmuş gibi görünse de aslında durum pek te öyle değildir. Çünkü Sudan dışındaki ülkelerde yatırım miktarları Avrupa ülkelerinin bir hayli gerisindedir.

Mısır'da mübarek giderken Çin 2012 yılında 500 milyon dolarlık yatırım planlaması yapmıştır. Bu gelişme aynı zamanda son on yıldan beri Afrika'da artan Çin yatırımlarını göstermesi bakımından da manidardır. Sudan'da olduğu gibi Mısır'da da rejimlerin iç işlerine burnunu sokmayan Çin her yönüyle cazip bir sermaye olduğunu göstermiştir.

Libya'da da durum Kaddafi ile geliştirilen ilişkilere bakılırsa çok farklı değil. Çin ile Libya arasındaki ticaret hacmi 6-7 milyar dolar aralığında seyretmektedir ve Libya şu anda Çin'in toplam petrol ihtiyacının %3'ünü karşılamaktadır. Petrol karşılığında 14 milyar doları aşması beklenen anlaşmalar Libya'daki isyandan önce tartışma konusu olmuştu. Bu durumu bir yandan Libya'nın yabancı sermaye çeşitliliğini arttırma stratejisi bir yandan da Çin'in Afrika'daki varlığını arttırma stratejisi olarak ta okumak mümkün.

Türkiye'nin Libya'daki 25 bin vatandaşı ilişkilerimizin ciddiyeti açısından sürekli vurgulanırken, Çin sessiz sedasız bir şekilde 30 bin Çinli'yi Malta üzerinden Çin'e aktarmakla meşguldü. Aslında bu iki örnek küreselleşmenin boyutu ve bölgede oynanan oyunun ciddiyetini göstermesi bakımından manidardır. Yeni küresel gelişmeler artık sadece Avrupa ve ABD sermayesini değil neredeyse gelişmekte olan bütün çevre ülkelerin sermayesini çok hızlı hareket ettirmektedir. Sermayenin bu denli hızlı hareketi ister istemez güvenlik ve özgürlük ikilemini yeniden gündeme getirmiştir. Kuzey Afrika ve Ortadoğu'daki gelişmeleri bir de bu perspektiften değerlendirmekte fayda vardır.

Çin'in enerji ihtiyacı kısa vadede Ortadoğu ve Afrika olmadan dengelenemeyeceği için bu bölgelerdeki ani ve önü görülemez değişimler Çin'in çıkarlarını alt üst edebilir. Uzun süreden beri dünya dengeleri açısından bu kadar küresel etkilenmelere şahit olamıyorduk. Ancak bugün Ortadoğu klasik olarak Avrupa ülkelerinin periferisi olmaktan çıkmak üzeredir. Çünkü çok kutuplu dünya artık periferi ve merkez tanımlamalarını yeniden düşünmemizi gerektiriyor. Çin de bu bağlamda küresel oyunun asli bir unsuru olarak bu bölgelerde de gücünü arttırmaktadır.

Bunun yanısıra Çin yükselen ekonomisi ve değişen siyasi yapısı ile yeni küresel düzende yeni hamleler peşindedir. Bu hamlelerin ne olacağı konusu üzerinde derinlikli sorular sormak gerekiyor. Bir yandan Çin'in küresel ekonomi ve siyasete bağımlılığı bir yandan da iç siyaseti olabildiğince bu bağımlılıktan uzak tutmaya çalışması bir çelişki oluşturuyor. Bu sebeple hemen her küresel değişimi bir de Çin'in iç ve dış politikalarına göre değerlendirme ihtiyacı gayet açıktır. 20.yy'da Çin bizim için ne ifade ediyor diye soran ABD'lilerin yerini yeni dünyada söz sahibi olmak isteyen bütün güçler sormak durumundadır.

Küreselleşme çağında gerçekleşen etkileşimlerden tabi ki bütün güçler etkilenecektir. Ancak bu devasa değişimin küresel güç mücadelesinde nasıl bir etki bırakacağı kuşkusuz en önemli soru işaretlerinden birini oluşturmaktadır. Çin için şimdilik bir yasemin devrimi görünmese de bağımlı bir büyümenin getirdiği eşitsizliklerin ve paylaşım sorunlarının kısa vadede olmasa da orta vadede "Çin Tarzı" bir muhalefeti ortaya çıkarması muhtemeldir. Diğer yandan böyle bir değişimin uluslararası etkileri de bütün dünya için "Çin Tarzı" bir dış politika ihtiyacını gündeme getirecektir.

Yorumlar (0)
23
parçalı az bulutlu
Günün Anketi Tümü
Türkiye Esed rejimiyle diyalog kurmalı mı?