Lübnan cumhurbaşkanlığı krizinde yeni dinamikler

Krizin çözümü hem iç hem de dış aktörlerin uzlaşmasını gerektiriyor. Ne var ki, Suudi Arabistan-İran çekişmesi ve Suriye krizi iç dinamikler üzerinde etkili olamaya devam ediyor

Lübnan cumhurbaşkanlığı krizinde yeni dinamikler

Sinan Özdemir | Brüksel

Lübnanlılar hafta içinde iki haberle sarsıldı. Birinci haber, Suriye Güvenlik Güçleri'ne arabasında patlayıcı taşırken 2012'de suçüstü yakalanan ve tutuklanan eski bakan-vekil Michel Samaha'nın yargılandığı Askerî Mahkeme tarafından kefalet karşılığı serbest bırakılmasıyla alakalı idi. İkinci haber, Lübnan Güçleri Partisi Lideri Samir Caca (14 Mart Hareketi) ile Özgür Yurtsever Hareketi Lideri Michel Aun'un düzenledikleri oratak basın toplantısında Caca'nın karşı blokta yer alan Aun'un (8 Mart Hareketi) cumhurbaşkanlığı adaylığını desteklediğini açıklaması oldu. Bu karar bir cihetiyle kendi içinde uzlaşmakta zorlanan Hristiyanları yeni bir tercihe zorlarken diğer cihetiyle Hizbullah'ın 18 aydan bu yana cumhurbaşkanlığı seçimlerinin gerçekleştirilememesi noktasında ileri sürdüğü gerekçeleri tutarsızlaştırıyor. Konunun çözümü hem iç hem de dış aktörlerin uzlaşmasını gerektiriyor. Ne var ki, Suudi Arabistan-İran çekişmesi ve Suriye krizi iç dinamikler üzerinde etkili olamaya devam ediyor.

Konunun anlaşılabilmesi için Refik Hariri suikasti sonrasında oluşan siyasî kutuplaşmayı hatırlamakta yarar var. Refik Hariri'nin 2005'te suikast sonucu öldürülmesi, Lübnan'da infiale sebep olmuştu. Yaşanan tartışmalar ve sokak eylemlerinin sonucunda Suriye birlikleri Lübnan'dan çekilmek durumunda kalmıştı. Hariri suikastinin ardından Lübnan siyasası iki bloka ayrıldı. Bir yanda 14 Mart, diğer yanda 8 Mart Hareketi bulunuyor. Birinci grupta, Batı yanlısı ve Suriye karşıtı Sünni ve Hıristiyan siyasi partiler (Müstakbel Hareketi/Sünni blok, Lübnan Güçleri Partisi, Ketaib Partisi...) yer alırken, 8 Mart Koalisyonu'nda Suriye ile yakın temasta olunması gerektiğini savunan Hizbullah, Michel Aun'un, Özgür Yurtsever Hareketi, Emel Hareketi, Suriye Sosyalist Milliyetçi Partisi ve Ermeni Taşnak Partileri bulunuyor. İç politikadaki bölünmüşlüğe uygun olarak İran Hizbullah'ı ve 8 Mart Hareketi’ni; Fransa ve Suudi Arabistan 14 Mart Hareketi'ni destekliyor.

Michel Samaha'nın serbes bırakılması Müstakbel Hareketi taraftarları için Suriye'nin Lübnan iç siyasetine dönüşü olarak yorumlandı. Kararın hukukî temeline rağmen siyasî olduğuna inanılıyor. Kararın verildiği günün akşamında Caca-Aun anlaşmasının duyrulması bomba etkisi yaptı. Bir birinden bağımsız değerlendirilmesi gereken hadiseler bu defa birlikte ele alındı. Hizbullah'ın Suriye'deki varlığına Aun'un pasif destek vermesi bağlantıları kurmayı kolaylaştırıyor. Hizbullah Samaha'nın serbes bırakılmasına herhangi bir yorum yapmasa da siyasete dönüşüne sıcak bakmayacağını düşünebiliriz. Özellikle Aun'un adaylığını açıkladığı bir dönemde Samaha'nı Suriye kriziyle birlikte anılması adaylığını farklı tartışmaların konusu yapacaktır. Meydanı boş bırakmamaya kararlı görünen 14 Mart Hareketi sokağa inmeye hazırlanıyor. Refik Hariri suikasti sonrasında kullanılan slogan ve söylemler sosyal medyada hızla yayılıyor.

Caca'nın "Pan-Hristiyanist" çıkışına karşı 14 Mart Hareketi'nin daha bir süre önce aday gösterdiği bir diğer Maruni-Hristiyan (1943’te varılan milli mutabakat çerçevesinde cumhurbaşkanının “Maruni-Hristiyan” olması gerekiyor) Süleyman Franci'nin adaylığını koruduğunu ve çekilmeyeceğini duyurması krizi derinleştiriyor. Caca 30 yıllık düşmanının elini sıkarak, yalnızca Saad Hariri'yi zorda bırakmadı aynı zamanda Michel Aun'a kabul ettirdiği 10 maddelik planla Hizbullah'ı köşeye sıkıştırdı. Bu noktada hem Aun'un hem Hizbullah'ın tercihte bulunması gerekecek. Aun, Hizbullah ile sağladığı mutabakat çerçevesinde parti içindeki silahlı grupların muhafazasını, İsrail'e karşı mücadelesini ve Suriye'de verdiği savaşı destekliyordu. Ancak Caca ile kabul ettiği 10 maddelik planın içinde üç madde ilişkileri sorunlu hale getirebilir: Taif Antlaşması'na (1988) bağlı kalınması, ortak bir diplomasinin oluşturulması ve Suriye iç savaşında Lübnan'ın tarafsızlığını koruması.

Caca'nın bir diğer başarısı Hizbullah'ı 18 aydan bu yana dillendirdiği tezlerle Aun arasında bir tercihe zorlaması oldu. Bir tarafta müttefiki Michel Aun diğer tarfta 10 maddelik anlaşma. Parlamento çalışmalarını Özgür Yurtsever Hareketi ile kilitleyerek siyasi sistemi çalışmaz hale getiren Hizbullah için karar vakti. Ya engelleyecek ya da parlamento çalışmalarına dönecek. İç politikayı Suriye kriziyle birlikte ele alması birinci tercihten yana karar kılacağını düşündürüyor. Ancak geleceğini oynayan Michel Aun'a sırt çevirmesi kendi ayağına kurşuk sıkmak anlamına geleceğini de biliyor. Ne var ki, Michel Aun'un Caca ile anlaşması Hizbullah cephesinde seçilmesi durumunda desteğini kaybedebileceği endişesini de beraberinde getirdi. Bu noktada Hizbullah'ın garantiler isteyeceği düşünülebilir. Cumhurbaşkanlığı meselesini daha geniş bir pazarlığın konusu haline getirerek sorunun çözümünü talep edebilir.

Geçen yılın Eylül ayında Beyrut'ta Özgür Yurtsever Hareketi'nin sokaklara inmesi Aun'un cumhurbaşkanlığını kimselere bırakmamakta ne denli kararlı olduğunun göstermişti. Aun seçim yasasının değiştirilerek cumhurbaşkanının parlamento yerine halk tarafından seçilmesini talep ediyordu. 10 yıl önce, Paris sürgünü sonrasında, katıldığı ilk seçimlerde Hristiyan oylarının yüzde 70'ini aldığı düşünülürse (2009 seçimlerinde kan kaybetse de) cumhurbaşkanı adayları içinde temsil noktasında ayrıcalıklı bir konuma sahip olduğunu düşünmesi anlaşılır. Saad Hariri'nin Süleyman Franci'yi aday göstermesi ve Batı'nın da desteğini alması Aun'un aday olma şansını azaltıyordu. Hariri’nin destek arayışı için Avrupa’ya gitmeyi planladığı bir zamanda Caca-Aun anlaşmasının gerçekleşmesi (her ne kadar görüşmelerin çok daha önce başladığını söylese de ) bütün hesapları bozdu. İran nükleer antlaşmasının yürürlüğe girmesini fırsat bilerek esen pozitif havadan da yararlanarak Aun'un adaylığı açıklandı. Siyaset cephesinde görülen iyimserlik tabanda aynı heyecanla karşılanmadı. Yaralı hafızaların bunu sindirmesi zaman alacaktır.

Şimdi üç senaryo beliriyor. Birinci senaryo: 8 Şubat'ta toplanacak parlamentonun hazır bulunan adaylar içinde birini cumhurbaşkanı seçmesi. Bu senaryonun gerçekleşmesi zor görünüyor. Hizbullah tek adayda ısrar ediyor. Ketaib Partisi adaylardan cumhuriyetin ortak değerleri konusunda yazılı garantiler talep ediyor. Ayrıca, adaylar sonucunu önceden kestiremedikleri bir seçime katılma noktasında isteksiz davranabilirler.

İkinci senaryo: Hizbullah ve destekçilerinin Süleyman Franci'ye baskı uygulayarak yarıştan çekilmesini sağlaması ve Michel Aun'un önünün açılması. Bunun gerçekleşme olasılığı yok değil; ancak gerçekleşmesi durumunda ‘Pan-Hristiyanizm'in öncüsü görünen Lübnan Güçleri Partisi’nin (Samir Caca) asıl kazanan taraf olacağı ve merkeze yerleşeceği endişesi bu senaryonun gerçekleşme şansını azaltıyor.

Üçüncü senaryo: Michel Aoun'un Şubat’ta meclis toplantısına katılmayarak, Franci'nin adaylıktan başı dik çekilmesini sağlayarak, kendi adaylığını diğerlerine kabul ettirmesi ve tek aday olarak Mart'ta cumhurbaşkanı seçilmesi. Bu senaryonun gerçekleşebilmesi için Suudi Arabistan'ın Aoun'un adaylığını onaylaması gerekecek. Saad Hariri'nin tutumu Riyad'dan gelecek açıklamaya göre şekillenecektir. Ancak Franci'nin adaylıktan çekilmesi Müstakbel Hareketi'nin meclisi boykot etmeye itebilir. Bu durumda Caca ile Hariri’nin karşı karşı gelmesi ve krizin 14 Mart Hareketi'nin içine taşınması olasılık dışı değil. Bu durumda Franci çekilse bile Henri Helou'nun adaylığı muhafaza edilerek çatışma engellenebilir. Caca yaptığı açıklamada 14 Mart Hareketi içinde kalmaya devam edeceğini, Riyad’ın öncüsü olduğu Pan-Hristiyan ittifaka kaşı olmadığını ve Aun'un adaylığına kapıları tamamen kapamadığını ifade etmesi üçüncü senaryoya bir şans tanıyor. Gelecek hafta Avrupa seyahatine çıkmaya hazırlanan İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani'nin hem Paris hem Vatikan temaslarında konunun gündeme gelmesi bekleniyor. Ayrıca Süleyman Franci'nin de Vatikan'a giderek destek arayacağı ifade ediliyor.

Son kertede, Caca'nın Michel Aun'u desteklemesi siyaseti biraz daha çıkmaza sürükledi. Aranan yeterlilik ve meşruiyet şu an Michel Aun'dan yana görünse de asıl düğümü çözecek olan Iran, Suudi Arabistan ve Vatikan olacaktır!

Güncelleme Tarihi: 25 Ocak 2016, 12:42
banner53
YORUM EKLE

banner39