banner15

Merkel üçüncü kez başbakan olabilir

Almanya'da kamuoyu araştırmalarında gerek iktidar, gerekse muhalefet partilerinin büyük bir farkla öne çıktıkları görülmüyor. Mevcut Federal koalisyon hükümetinin bir daha kurulması çok zor görünüyor

Merkel üçüncü kez başbakan olabilir

Mucahid Yıldız – Dünya Bülteni / Almanya

Seçimlere birkaç gün kala her dönemde olduğu gibi bu genel seçimlerde de Almanya'da büyük bir seçim heyecanından söz etmek mümkün değil. Son yapılan anketlerde, vatandaşların seçim programlarından sıkıldıkları, politikacıların 'seçim meydanlarında' ya da televizyon programlarında yaptıkları konuşmalarda ele aldıkları konuların insanları seçime ilgi duymaya itmediği görülüyor.

Haftalık 'Stern' dergisinin yaptırdığı bir ankette, katılımcılardan yalnızca yüzde 3'ü seçimleri çok ilgi çekici bulduğunu söyledi. Yüzde 67'si biraz ilgi duyduğunu düşünürken, yüzde 20'si seçimlere hiç ilgi duymadığını belirtiyor.

Partilerin oy dağılımı bakımından ortaya konulan sonuçlarda da gerek iktidar, gerekse muhalefet partilerinin büyük bir fark atarak öne çıktıkları görülmüyor. Mevcut Federal koalisyon hükümetinin bir daha kurulması çok zor görünüyor. Zira siyahlar olarak bilinen büyük ortak Hıristiyan demokratlarla (CDU/CSU), sarılar olarak bilinen liberal Hür Demokrat Parti FDP'nin oy toplamları ile karşı taraftaki partilerin toplam oy oranları aynı. Kırmızılar olarak bilinen Sosyal Demokrat Parti SPD, Yeşiller Partisi ve yine kırmızılar tabiri ile ifade edilen Sol Partinin toplam oyları da mevcut koalisyonunki gibi yüzde 44 olarak belirlendi.

Eylül ayı başındaki araştırma sonuçlarına bakıldığında siyah-sarı koalisyon ihtimali yüzde 90'larda seyrederken, SPD Başbakan adayı Steinbrück'le Başbakan Merkel'in 17 milyondan fazla izleyici tarafından seyredilen televizyon düellosundan sonra değiştiği görüldü. Steinbrück'ün düello sonrasında açık bir mağlubiyet almaması, Hıristiyan demokratlarla liberallerin yeniden ortak hükümet kurma ihtimalini zayıflattı. Geçen haftasonu yapılan ankette sarı-siyah koalisyon ihtimali yüzde 50'ye düştü. Son yapılan ankette ise yeniden aynı koalisyonun kurulma ihtimali yalnızca yüzde 27,2 olarak görülüyor.

Bavyera Eyaletindeki seçimlerin de buna bir etkisi olduğu söylenebilir. Zira FDP, Bavyera'daki eyalet parlamentosu seçimlerinde yüzde 5'lik barajı aşamadı. Ancak liberaller başka eyaletlerde de kaybetmiş olmalarına rağmen federal seçimlerde parlamentoya girmeyi başarıyorlar. Nitekim son anketler FDP'nin genel seçimlerde yüzde 6'dan fazla oy alacağını gösteriyor.

Ancak buna rağmen Hıristiyan demokratların bundan önceki federal koalisyon hükümetinde olduğu gibi kırmızılarla, yani SPD ile büyük bir koalisyon hükümeti kurma ihtimalleri daha yüksek. İkinci bir olasılık da Yeşillerle, Hıristiyan demokratların birlikte kurabilecekleri siyah-yeşil bir koalisyon hükümeti.

SEÇİM KAMPANYALARINDA ÖNE ÇIKAN KONULAR

Alman medyasında çıkan bazı yorumlarda Başbakan Merkel'in özellikle seçim programını sıkıcı bir hale sokarak, seçmenlerin genel olarak ilgisinin azalmasını sağlamak istediği ifade edildi. Bu şekilde muhafazakar kesimin her halükarda değişmeyen kalıcı bir oy potansiyeli olduğundan, sol kesimin de seçime ilgisizliğinin sonuçta yine Merkel'in partisini öne çıkaracağı hesabının yapıldığı iddia ediliyor.

Fakat yine son yapılan araştırmalarda, istenenden az olsa da Alman seçmenlerin sandık başına gitme oranında son günlerde yüzde 7-8'lere varan bir artış görüldü. Ağustostaki rakamlara bakıldığında Alman halkından oy kullanmaya gitmek isteyenlerin yüzde 61 olarak belirlendiğini görüyoruz. Bu haftaki anket sonuçlarında ise bu rakamın yüzde 69'a yükseldiği tesbit edildi. Buna rağmen seçimlere ilginin artması Merkel'in kaybedeceği anlamını taşımıyor. Siyah-sarı cephe ile kırmızı-yeşil cephenin koalisyon değeri aynı olduğundan, muhtemel olarak görülen her iki koalisyon formülünde de yine Başbakan Angela Merkel.

İki büyük adayın televizyon düellosunda olduğu gibi seçim kampanyalarının en ağırlıklı konularını asgari ücret ve vergi teşkil etti. Her iki tarafın da asgari ücret konusunda daha önceden de dile getirdikleri çözümlerde herhangi bir değişiklik görülmedi. Bu konuda işveren çevrelerinin çok da hoşuna gitmeyen en uç çözüm Sol Parti'den geliyor. 2017'ye kadar asgari saat ücretinin 12 Avroya çıkarılmasını taleb eden Sol Parti tüm ülkede geçerli olan bir asgari ücret uygulaması teklif ediyor. Sosyal yardımlar konusunda da diğer partilerden çok fazla değişiklik yapılması gündeme getirilmezken, Sol Parti, hiçbir şart koşulmadan her vatandaşa geçimini sağlayabileceği 400-500 Avro civarında minimal bir ödemenin yapılmasını taleb ediyor.

Vergilendirme konusunda da sosyal demokratlar, bir dönem önce ortak hükümet ettikleri Hristiyan demokratlardan çok farklı bir model ortaya koymuş değiller. Seçmenlerin en çok merak ettikleri Avro krizi ise, adeta tüm partiler tarafından ortak bir şekilde kararlaştırılmış gibi neredeyse hiç gündeme getirilmedi. Başta Merkel olmak üzere, seçim çalışmalarında Avro krizinden bahsetmekten itina ile kaçındılar.

MÜSLÜMAN SEÇMENLERİN OYLARI ÖNEMLİ

Ülkede yaşayan Müslüman seçmenlerin oylarının önemini farkeden büyük partiler CDU ve SPD, seçim dönemlerinde camileri ziyaret ederek oy istemeyi ihmal etmiyorlar. Son yıllarda yabancı kökenlilerin oylarından çoğunluğunu alan sosyal demokratların artık bu oylarını kaybetmeye başladığından sözediliyor.

Dünya Bülteninde yayınlanan 'Almanya'daki Türk oyları sağa kayıyor' başlıklı haberde Times tarafından yapılan bir araştırmada Hristiyan demokratlara oy veren gençlerin sayısının 2009'daki seçimlere oranla iki misli arttığından bahsediliyor. (bkz. http://www.dunyabulteni.net/?aType=haber&ArticleID=274770 ). Aynı haberde Berlin Türk Toplumu Başkanı Bekir Yılmaz'ın bu konudaki yorumuna yer verilmiş. Yılmaz, artık Türk gençlerinin, siyasi bilinçlenmeyle farklı konularda da partileri değerlendirmeye başladıklarından söz etmiş.

Almanya'daki üçüncü nesil göçmenler elbette ki artık daha yerleşik bir anlayışla ülke problemlerine bakıyorlar ve kendi konumlarını da buna göre değerlendiriyorlar. Siyasi tercihlerinde de ideolojik bakış açılarından ziyade pragmatik kriterlerin öne çıktığını düşünüyorum. Zira Müslüman kesimin muhafazakarlık anlayışı ile Hıristiyan demokratların muhafazakarlık anlayışını belki temel karakteri bakımdan aynı değerlendirebiliriz, ancak sahiplendikleri değerler açısından farklı hatlara sahip olduklarını görürüz.

Alman Müslümanlar Birliği Derneği için bir araştırma yapan Kerim Mustafa, 'Islamische Zeitung' gazetesine verdiği mülakatta, ülkede yaşayan 2 milyon Müslüman seçmenin, genel seçimlerde de önemli etkisi olabileceğini ifade ediyor. Camilere de afişleri asılan 'Jede Stimme zaehlt', 'her oy sayılır' sloganlı kampanyanın boşuna olmadığını dile getiren Mustafa, Aşağı Saksonya Eyalet seçimlerini örnek vererek, yalnızca 334 oyun belirleyici olduğunu vurguluyor.

Almanya'daki Müslüman seçmenlerin, yukarıda sözünü ettiğimiz partiler arasındaki belirsizliğin hakim olduğu bir seçim ortamında elbette oylarının belirleyici anahtar bir rol üstlenmesi mümkündür. Ne varki bu ülkede yaşayan Müslümanların, Alman siyasetine olan ilgisi oldukça düşük. Yine Mustafa'nın da 'Islamische Zeitung' gazetesindeki mülakatında belirttiği gibi örneğin Almanya'nın en büyük camisinin bulunduğu Duisburg Marxloh semtinde her on Müslüman seçmenden yalnızca 3'ü sandık başına gidiyor.

Güncelleme Tarihi: 19 Eylül 2013, 17:04
YORUM EKLE

banner39

banner36

banner37

banner35