Mısır ile ilişkilere dair soru işaretleri

Mısır’daki mevcut rejimin (en azından belli unsurlarının) Türkiye’deki yönetime hâlâ katıksız bir düşmanlık beslediğini gösteren 3 örnek yaşandı ve bunların yaşanması Mısır’ın pozitif bir adıma pozitif karşılık verip vermeyeceğine dair şüpheleri derinleştirdi

Mısır ile ilişkilere dair soru işaretleri

Deniz Baran

Ramazan Bayramı’nda Mısır’a gidişim, esasında ülkemiz ile Mısır arasındaki ilişkilere dair önemli gelişmelerin olduğu bir döneme denk gelmişti. İsrail ve Rusya ile ilişkilerin normalleşmesi sürecine aynı anda girilmesi akıllara Mısır ve Suriye’yi getirmiş; bu meraka yanıt mahiyetinde açıklamalar da başta Başbakan Binali Yıldırım olmak üzere hükümetteki yetkililerden gelmeye başlamıştı. Yapılan açıklamalar arasında nüanslar olsa da genel tablo ilişkilerin olumluya çevrilmesi niyetinin var olduğunu gösteriyordu. Hatta açıklamaların bazıları mevcut ilişki bağlamını oldukça aşan, sıcak mesajlardı. Bir taraftan da Mısır’daki rejimle görüşmelerin bir süre önce gizlice başladığı ve bu meselenin yeni yeni gündeme getirildiği de söylenmekteydi.

Üst üste gelen mesajların somut adımlara dönmesi ve akabinde Türkiye-Mısır ilişkilerinde gelişmeler yaşanması elbette bölgenin siyasi dengeleri için çok büyük önem arz edecektir. Ancak meselenin stratejik ve reelpolitik yönü kadar politik-etik yönü de önemli olduğundan şu ana kadar hükümet kanadından verilen mesajlar farklı tartışmalara yol açtı.

Peki bizde bu tartışmalar olurken Mısır’daki göstergeler nasıl?

Ayrıca Erdoğan’a Mısır halkının genelindeki bakışı ne şekilde yorumlayacağız?

İşte bu soruların cevabını bir nebze bulmak için orada bulunduğum sürece genç-yaşlı, yorumlarına önem verdiğim bazı kimselerle yaptığım sohbetlerden, medyanın ana akım organlarında söylenenlerden ve gazetelerde gördüklerimden yola çıkarak vermeye çalışacaktım. Ancak yaşadığımız elim darbe girişimi bu yazının gecikmesine sebep oldu. Bir yandan da darbe teşebbüsü sürecinin Mısır’da nasıl yankı bulduğunu gözleme şansı doğdu ki buradan da konumuza dair önemli çıkarımlar yapma imkanı ortaya çıktı. Bu açıdan gecikmenin daha çok veri elde etme açısından faydalı olduğunu söyleyebiliriz.

Mısır Halkının Farklı Kesimlerinden Nasıl Tepkiler Gelebilir?

Öncelikle Mısır halkındaki kesimlerin Türkiye ve esasında Recep Tayyip Erdoğan hakkında nasıl bir hissiyata sahip olduğundan başlayalım. Müslüman Kardeşler’in üyesi veya sempatizanı olarak onların tarafında yer alanlar, şu zamana kadar Erdoğan’ın İhvan liderlerine sahip çıkması ve darbeye en net karşı duran lider olması sebebiyle Erdoğan’ı seviyor diyebiliriz. Ancak bu kesim, çok zorlasak, halkın yüzde on beşine tekabül eden bir kesim. Bu yüzde on beş haricinde kalan herkesi bütünüyle şu anki rejimin arkasında olarak değerlendirmek mümkün olmasa da, darbe sonrası Sisi rejiminin "popüler desteği hiç yok” diye yaratılan imajdan çok daha fazla. Rejimi desteklemeyen ancak Erdoğan’a asgari sempati duyan, ona karşı nötr olan veya nefrete varmasa da belli bir derecede antipati duyan kesimler de mevcut. Halkın geniş bir kesiminin –doğal olarak- politika ile fazla ilgilenmeyip yüzeysel bir takip yapması, genelde de basın&medya aracılığıyla oluşan algıdan beslenmesi tabi ki bu eğilimleri yıldan yıla Erdoğan aleyhine değiştiriyor.

Yukarıdaki kaba ayrımı yapmak önemli çünkü Mısır-Türkiye ilişkilerine yeniden hayat kazandırılması sürecine dair yorumlar bu kesimler arasında farklılık gösteriyor. Bunun karar vericisi, nihayetinde hemen hemen her istediği politik kararı veren mevcut totaliter rejim olsa da, bu eğilimlerin, ilişkilerin gireceği kulvara karar verme sürecinden ziyade olası bir kararda ilişkilerin ne hızla gelişip, Türkiye ve Ak Parti’ye dair halk içindeki olumsuz imajın ne hızla azalacağı hususunda önemi var.

Analizi kısa tutmak adına hızlı hızlı tahlil edersek Erdoğan’ı halihazırda seven gruplar -ki bunlar ya İhvan çevresinden ya da o çevreden olmasa da siyasal İslam’ı temsil ettiği düşünülen hareketlere yakın hisseden insanlar- Türkiye’den gelen sıcak mesajlardan çok rahatsızmış gibi durmuyor. Özellikle bu profilde olan gençlerle yaptığım sohbetlerde, Türkiye’nin mevcut rejimle bazı köprüleri yeniden kurması meselesine bir ihanet vb. tarzında sitemler yapılmadığını gördüm. Sadece gençler mi böyle bilmiyorum ancak realist bir yaklaşım mevcut.

Özellikle ekonomik ilişkilerin bu kadar aza inmesine yol açacak boyutta bir gerilimin varlığını gerekli görmüyorlar. Hatta siyasi alanda bir “kucaklaşma”ya ilkesel olarak hoş bakmasalar da tamamen diyaloğun kesilmiş olmasını da hiçbir şekilde faydalı görmüyorlar. O kadar ki Türkiye ile Mısır arasındaki diyaloğun artması en nihayetinde bu kesimdeki gençlerin elini de güçlendirebilir. Türkiye’nin ve bilhassa Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bir dönem Mısır’a çok fazla atıfta bulunması, Mısır’da Türkiye’nin oraya karışmak isteyen bir dış mihrak olduğu algısını yaymıştı. Haliyle Türkiye’ye sempati duyan bu kesim de daha “normalleşen” bir Türkiye imajından pratikte daha kârlı çıkabilir. Yeter ki bu normalleşme denen süreç sadece normalleşme ile sınırlı kalsın ve Türkiye’ye gelmiş yüzlerce Mısırlının oradaki mevcudiyetini tehlikeye atmasın… Ancak Mısır zaten Müslüman Kardeşler’e yakın kişilerin Türkiye’deki varlığını müzakerenin temel şartı yapma kapasitesine sahip değil diye düşünüyorum.

Türkiye ve Erdoğan bir dış mihraktır söylemini benimsemeyen ve Erdoğan’a karşı nötr olan yahut biraz sempati besleyen kesimlerin tavrına dair çok bir şey söylemeye gerek yok. “Çoğun içinde az da vardır” mantık ilkesi gereğince yukarıda bahsettiğimiz kesimin dahi rahatsız olmadığı bir durumdan bu profildeki insanların da herhangi bir rahatsızlık duymadığı malumumuz…

Peki asıl önemli soru Türkiye hükümetinin politikalarını ve bilhassa Erdoğan’ı kendi ülkelerinin içişlerine karışan bir dış mihrak gibi görenler? Medyanın da yarattığı imajla Türkiye’yi neo-Osmanlıcı ve Erdoğan’ı sultanlık ihtirası olan biri olarak görenler? Bu kesimlerin azınlık olmadığını unutmayalım… Bu kesimin Türkiye-Mısır ilişkilerinin normale dönmesine bir itirazı yok gibi. Zira ekonomik alanda açılacak herhangi bir yeni kapıya ciddi bir ihtiyaç durumu söz konusu. İsrail ile uzlaşmaya varılması sürecinde İsrail kamuoyunun bir kısmının itiraz sesleri yükseltmesi gibi bir durumun baş göstereceğini zannetmiyorum Mısır’da. Tek yapılan şu ki Türkiye’den gelen mesajları gurularını okşayıcı bir perspektiften değerlendirmeyi tercih ediyorlar. Mesela ülkenin en büyük gazetelerinden El Ahram’da çıkan bir yazı, Erdoğan’ın İsrail politikasını küçümseyen ve sözü “işte tıpış tıpış geri adım attınız” demeye getiren ifadeler taşıyordu. Türkiye’den gelen mesajların hem iç hem dış politikada mevcut yönetimin meşruiyetini arttırıcı bir formda verilmesi, “bizsiz yapamadılar” havasının katılması; beklenmesi gereken bir şey. Tabi işin arka planında kendilerinin de hem siyasi manevra kabiliyeti açısından hem de ekonomik açıdan böyle bir iyileşmeye ihtiyaç duyduklarını biliyorlar.

Kısaca benim gözlemim halkın Türkiye’ye sempati yahut antipati duyan farklı kesimlerinde olası bir ilişkileri düzeltme sürecine büyük bir tepki gelmeyecektir. Bu da Mısır rejiminin ve Türkiye’nin Mısır kamuoyunun tepkilerini nasıl süspanse edecekleri gibi bir sorunla pek uğraşmayacaklarını gösteriyor. Durum İsrail meselesindeki kadar keskin değil.

Peki Mısırlı Karar Vericiler Nasıl Bir Tutum Sergiliyor?

Bu tip normalleşmelerde ne kadar yapıcı bir tutum sergileneceğinin ilk sinyallerini devlet adamlarının kullandıkları dildeki değişimde, devlete bağlı ya da yürütülen politikaların dolaylı olarak bir parçası olan kurum, kuruluş ve medya&basının takındığı tavırda, uluslararası toplantılarda, ya da karşılıklı temaslarla diyaloğun geliştirilip geliştirilmediğinde görebilirsiniz. Mısırlı karar vericilerin Türkiye’den gelen mesajlara karşı tavrının ne olduğunu da birkaç ufak örnekle inceleyelim.

Mısırlı siyasi mercilerin en büyük problemi Müslüman Kardeşler’in Türkiye’deki varlığı. Malum, hareketin şu anki popüler kanallarından birinin dahi yayın merkezi İstanbul. Bu yüzden Müslüman Kardeşler meselesi ara ara öne sürülüyor. Hatta siyasal İslami hareketlere topyekün karşı olanlar -ki Mısır siyasetinde ve basınında sayıları hiç az değil- Türkiye’nin Hamas’a da evini açtığı argümanını olumsuz bir argüman olarak kullanmaktan çekinmeyip meseleyi Müslüman Kardeşler’e ev sahipliği yapılmasına da getiriyorlar. Bu da tabi kasıtlı kurulan bir korelasyon ve dünya kamuoyuna bir mesaj niteliği taşıyor denebilir. Kısaca ilişkilerin geliştirilmesi sürecine girilse bile bu söylemden geri adım atılmayacaktır. Aynı şekilde Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın da Müslüman Kardeşler’e yapılan muamele konusunda net geri adım atmaması gibi...

Mısır rejiminin Türkiye’nin yolladığı sıcak mesajlara sıcak yaklaşmaya ve buzları eritmeye ne denli meyilli olduğunu ölçebilmek adına 15 Temmuz darbe teşebbüsü uygun bir zemin yarattı. Ve maalesef ilişkilerdeki olası bir gelişmenin yakın vadede pek büyük boyutlu olmayacağı, iki yönetim arasındaki derin güvensizliği bir nebze kenara koymanın çok zor olduğu anlaşıldı. Zira Türkiye’ye daha önce olumlu sayılabilecek mesajlarla karşılık vermiş olan Mısır’daki mevcut rejimin (en azından belli unsurlarının) Türkiye’deki yönetime hâlâ katıksız bir düşmanlık beslediğini gösteren 3 örnek yaşandı ve bunların yaşanması maalesef Mısır’ın pozitif bir adıma pozitif karşılık verip vermeyeceğine dair şüpheleri derinleştirdi:

Birincisi; darbe teşebbüsü akamete uğradığı hâlde Mısır’ın ana akım basın organlarından olan El Vatan, darbeyi gerçeklemiş gibi verdi. Tabi ki Sisi’nin böyle bir şey gerçekleşseydi sevinecek olmasına şaşıramayız. Böyle bir olay kendisine ciddi bir katkıda bulunurdu… Ancak şaşırılacak olan şey darbe gerçekleşmediği hâlde böyle bir yayın yapılmasında beis görülmemesi. Gece sonunda varılan noktada diplomatik olarak pek mantıklı durmasa da böyle net bir propaganda yapılmas ilginç bir durumdu

İkinci ve daha önemli örnek ise; Mısır’ın Türkiye ile ne denli zıt kutuplarda olduğunu hatırlatması bakımından burada belirtilmeli. Darbe teşebbüsünden sonra BM Güvenlik Konseyi’nin bu teşebbüsü kınama kararı alması şüphesiz önemli bir mesaj olacaktı. Ancak 14’e karşı tek bir oyla bu kınama Konsey’den geçmedi: Mısır’ın oyuyla… Burada pek tabii Sisi’nin darbe ile gelmiş olması hasebiyle böyle bir şeyin altına imza atmaması meselesi de söz konusu ancak nihayetinde Mısır’ın verdiği bu karşı oy, Türkiye’ye karşı çok sert bir hamle. Özellikle daha çok yakında karşılıklı ilişkileri gözden geçirme mesajları verilmişken…

Üçüncü örnek ise; son zamanlarda Mısır basınında ve medyasında çıkan Fethullah Gülen’e kapıları açma temalı yazılar ve açıklamalar. Esasında bu öneriyi getirenlerin hiçbiri rejimin ana unsurlarından sayılmaz, bu sebeple bu örneği sona bırakmayı yeğledim. Ancak yine de böylesine “Türkiye’yi deli edecek” bir meselenin tartışmaya açılması ilgi çekici. Hatta bu yöndeki yazılardan birisinin de önemli gazetelerden Al Masreyoon’da çıkmış olabilmesi de kaydadeğer.

Tüm bunları toparlamak gerekirse 15 Temmuz darbesi gibi hassas bir konuda, hem de göründüğü kadarıyla Türkiye’deki mevcut hükümet ve Cumhurbaşkanı bu hadiseden muzaffer çıkmışken, Mısır rejiminin politik ve sivil aktörlerinden yahut rejime yakın mesafede duran odaklardan bu denli keskin ve düşmanca hamleler gelmesi bizlere Mısırlı karar vericilerin olası bir ilişkileri geliştirme sürecine can atmadığı izlenimini veriyor. Tabi siyasi zıtlaşmanın hemen bitivermesi zaten mümkün görünmüyor. Fakat ekonomik perspektiften bir ilişkileri düzeltme projesinin illa da bu düşmanca hamlelerden etkilenmesi de gerekmiyor. Ancak bu örneklerdeki hamlelerin beklentileri düşürdüğü de bir gerçek.

Yazının kompozisyonuna oturtamadığım için sona not olarak bıraktığım bir şeyi de eklemek isterim. Türkiye-Mısır ilişkilerine dair gelişmeleri konuştuğum birçok Mısırlı bana Ahmet Davutoğlu’nun gidişi ile Mısır’a yönelik politika değişiminin bir bağı olup olmadığını sordu. Nasıl bir kaynaktan bu algının yayıldığına ve nasıl temellendirildiğine dair fikrim yok ancak böyle bir kanı bir şekilde yayılmış, benim açımdan ilginç bir mesele.

 

 

Güncelleme Tarihi: 11 Ağustos 2016, 10:58
YORUM EKLE

banner33

banner37