banner39

Mısır'ı Sina'dan okumak

Sina’daki çatışmalar, darbeci yönetime ve darbeyi destekleyenlerin eline büyük bir koz veriyor. Yeni yönetim, İhvan'la Sina’daki gelişmeler arasında bağ kurarak varlığını meşrulaştırmaya çalışıyor

Analiz 07.08.2013, 12:47 07.08.2013, 12:47
Mısır'ı Sina'dan okumak

Saliha Ziya/ Dünya Bülteni

Mısır'ın seçilmiş ilk cumhurbaşkanı Mursi'nin askeri bir darbe ile devrilmesi sonrasında ülkenin geleceğine yönelik endişeler sürerken, Sina Yarımadası'nda yaşanan gelişmeler Mısır'ın şiddet atmosferine çekilmesi yönündeki kaygıları arttırıyor. Sina'nın İsrail sınırı boyunca silahlı grupların saldırıları sıklaşırken Mısır ordusu bölgeye karadan ve havdan operasyonlar düzenliyor. Sina'da her geçen gün tırmanan gerilimin Mısır'ın geleceğini olduğu kadar başta Gazze olmak üzere bölgedeki dengeleri etkilemesi kaçınılmaz görünüyor.

Mısır'ın ana karasından Süveyş Kanalı ile ayrılan Sina Yarımadası, çöl ve dağlık bölgeden oluşan coğrafyası nedeniyle kontrolü zor bir bölge olarak biliniyor. Arap-İsrail savaşlarında Mısır ve İsrail arasında el değiştiren Sina, son olarak bu iki devlete soğuk barış getiren 1979 Camp David Anlaşması'na göre Mısır'da kalmış, ancak anlaşma ile Mısır ordusunun bölgede sınır devriyesi dışında askeri birlik bulundurmaması karara bağlanmıştı. Gerek coğrafi koşulları, gerekse Mısır devletinin bölgeye tam olarak hakim olamaması Sina'yı silahlı gruplar için korunaklı bir bölge haline getirmiş, aynı zamanda ünlü Şarm el Şeyh'in de bulunduğu bir turizm bölgesi olan Sina'nın zaman zaman silahlı saldırılarla gündeme gelmesine yol açmıştı.

Sina'daki Silahlı Yapılanmalar

Bugün Sina'yı bir savaş alanına çeviren çatışmalarda etkinlik gösteren silahlı yapılanmaların faaliyetlerini üç aşamada ele almak mümkün. Bölgedeki silahlı gruplar, Mübarek'in devrildiği halk ayaklanmasına kadar Sina'nın Kızıldeniz'e kıyısı olan turizm bölgelerini hedef alıyordu.  2004'te İsrailli turistlere yapılan saldırı başta olmak üzere bu dönemdeki çeşitli saldırılar El Kaide tarafından üstlenilmişti. Bu tarihten itibaren El Kaide çizgisindeki silahlı gruplar çeşitlenmeye başladı.

Sina'daki silahlı yapılanmaların güç kazandığı ve rahatça hareket edebildiği dönem ise Mısır'daki demir yumruğun devrilmesiyle başladı. Ocak 2011'de gerçekleşen halk ayaklanması ile birlikte ülkede doğan otorite boşluğu en çok Sina'ya yansımış,  Sina'daki güvenlik güçlerinin Mısır ana karasına kaydırılmasıyla birlikte, zaten kontrolü zor olan Sina bir başına bırakılmıştı. Bu dönemde otorite boşluğundan faydalanan silahlı gruplar saldırılarının kapsamını genişletti. İlk olarak Şubat 2011'de Mısır'ın El Ariş çıkışlı İsrail'e uzanan doğalgaz boru hattı El Kaide'ye bağlı gruplar tarafından patlatıldı. El Kaide lideri Eymen Zevahiri'nin saldırıyı öven açıklaması, bu tip olayların daha sık yaşanacağının da bir göstergesi oldu. Bunun ardından pek çok Mısırlı polis ve asker ya rehin alındı ya da öldürüldü. Mısır ordusunun Sina'ya düzenlediği operasyonlar devam ederken, Ağustos 2011'de El Kaide'nin Mısır kanadı Sina'da İslam Halifeliği kurduğunu ilanı etti.

Sina'daki çatışmalara yeni bir boyut kazandıran gelişme ise Mursi'yi deviren askeri darbe oldu. Bugün tırmanan şiddet atmosferinde ordu birlikleri ve polis karakollarına roket atarlarla saldırılar düzenleniyor. Temmuz'un ikinci haftasında Sina'da bulunan 2.Ordu komutanı Ahmet Vasfi'ye yönelik suikast teşebbüsünün hemen ardından El Ariş Havaalanı roketli saldırıların hedefi oldu.  Kıptilerin önemli din merkezlerinin bulunduğu Tur Dağı ve civarındaki kiliseler ve bölgenin Hıristiyan sakinleri de hedef haline gelmiş durumda.

Sina'daki El Kaide unsurlarına son dönemde Mısır dışından pek çok savaşçının katıldığı iddialarıyla birlikte, bu gruplara en çok insan kaynağı sağlayan, bölgenin yerli halkı Bedeviler. Bedevi aşiret liderleri ile Mısır Hükümeti arasındaki iyi ilişkilere rağmen, halkın devletle olan bağı oldukça zayıf. Alt yapı hizmetleri, okul, hastane gibi sosyal haklardan mahrum bırakılan Bedeviler, Mübarek döneminde ayrımcılığa ve baskıya maruz kalmaları nedeniyle kendilerini devlete vatandaşlık bağı ile bağlı hissetmiyorlar. Kendilerine ait toprakların turizm sektörüne açılmasıyla uygulanan müsaderelerin yanı sıra polis teşkilatına ya da orduya alınmamaları, turizm sektöründe iş imkanlarından faydalandırılmamaları, maruz kaldıkları aşağılanma ve baskılar ile devletten kopuk bir hale gelen Bedeviler, devlete karşı tüm yapılanmalara açık haldedir. Diğer taraftan, teröre destek verdikleri iddia edilerek Bedevilerin tamamına uygulanan baskı Mursi döneminde azaldığı için Sina'da Mursi yanlısı gösteriler geniş taban buluyor.

El Kaide çizgisindeki silahlı gruplar da Sina'da düzenlenen Mursi'ye destek gösterilerine katılıyor. Darbeci askeri rejimi dinsiz olarak niteleyen Mısır Ensar el Şeria'sı, Cund Ensar Allah, Tevhid vel Cihad, Tekfir vel Hicra ve İslami Cihad gibi gruplar, demokratik sisteme entegre olduğu için eleştirdikleri ve tanımadıkları Müslüman Kardeşleri savunmak için mesajlar vermenin yanı sıra düzenledikleri saldırıları sona erdirmek için Mursi'nin göreve iadesini talep ediyor.

Çatışmaların Mısır'a ve Bölgeye Etkisi

Sina'daki çatışmalar, Mısır demokrasisine ağır hasar veren darbeci yönetime ve darbeyi destekleyenlerin eline büyük bir koz veriyor. Yeni yönetim, Müslüman Kardeşler'le Sina'daki gelişmeler arasında bağlantı kurarak varlığını meşrulaştırmaya çalışıyor. Mısır basını, Sina'daki silahlı saldırılara geniş yer verirken Mursi,  iktidarı döneminde El Kaide militanlarını serbest bırakmakla ve bölgedeki kontrolü sağlamayarak Sina'nın yabancı savaşçı akınına uğramasına sebebiyet vermekle suçlanıyor. Sina'da Mursi yanlısı protestolarda kullanılan El Kaide simgeleri Müslüman Kardeşlerin yanı sıra demokratik yönetim talep eden milyonlarca Mısırlıya mal ediliyor. Geçtiğimiz günlerde Eymen Zevahiri'nin Selefileri Müslüman Kardeşler liderliğinde birleşerek direnişe destek vermeye çağırması da, darbeci yönetimin Müslüman Kardeşleri Sina'dan çıkıp Mısır'a yayılma ihtimali olan şiddetin içine çekme çabasına katkı sağlıyor.

Sina'nın durumu sadece demokrasi talep eden Mısırlıların haklı mücadelesine ket vurmakla kalmıyor, Hamas liderliğindeki Gazze de gelişmelerden payını alıyor. 2012'nin Ramazan ayında bölgede 16 Mısırlı askerin öldürülmesinden Hamas sorumlu tutulmuştu. Hamas bu suçlamaları reddetse de, Mısır ordusu Gazze'den gelen militanların Sina'yı istikrarsızlaştırdığı gerekçesiyle bölgedeki baskısını artırmış, darbenin ardından da Refah sınır kapısını kapatmıştı. Gazze'de 2006 sonrasında başlayan ablukayı kırmanın tek yolu olan ve zamanla geniş bir ticaret yoluna dönüşen bin kadar tünelden elde edilen rantın Sina'daki El Kaide militanlarına akması sebebiyle geçen yıl tünellerin büyük bir kısmı Mısır ordusu tarafından yok edilmişti. Son zamanlarda balıkçılık faaliyetleri de Mısır Hava Kuvvetleri tarafından engellenen Gazze halkı yeni bir izolasyon yaşamaya başladı. Diğer yandan, ABD Dışişleri Bakanı Kerry'nin İsrail- Filistin barış görüşmeleri girişimi arifesinde Hamas -uzun süredir İsrail'e saldırı düzenlememesine karşın- Sina'daki şiddet içeren faaliyetlere destek vermekle suçlanarak saf dışı bırakılmaya çalışılıyor. Bu durumdan karlı çıkansa Filistin Otoritesi lideri Mahmud Abbas gibi görünüyor. Darbenin hemen ardından Mısır'ın yeni yönetimini ziyarete giden Abbas'ın görüşmede Mısırlı askerlerin öldürülmesinden Hamas'ı suçladığı iddialarına bakılırsa, Sina'daki olaylar aracılığı ile terörize edilerek oyun dışı bırakılmaya çalışılan aktörler arasında Hamas'ın da olduğunu söylemek mümkün.

Sina'nın -kuzeydeki Gazze sınırı sayılmazsa- tek komşusu olan İsrail ise bölgedeki gelişmelerden tedirgin. Güvenlik paranoyasına dayalı dış politikasında Mısır'ın Sina'da attığı her adımdan haberdar olan İsrail, endişelerini resmi olarak ifade etmese de Beyaz Saray aracılığı ile Mısır'ın bölgedeki operasyonları İsrail'le koordineli şekilde yürütmesini talep ediyor. Camp David'e göre Sina'da askeri birlik bulunduramayan Mısır, bölgedeki kara ve hava operasyonlarını İsrail'e bildirerek yapıyor. İsrail'in son yıllarda uluslararası arenada yaşadığı prestij kaybını Sina'daki çatışmalar üzerinden yeniden kurgulanacak bir 'İslami terör' dalgası ile telafi etmeye çalışması kaçınılmaz. Bu durum, hem Filistin'deki görece istikrarı tehdit ediyor, hem de bölgenin geneline yayılan El Kaide korkusu ile meşruluk kazandırılacak yeni bir 11 Eylül sonrası güvenlikçi paradigmayı beraberinde getirme tehlikesi taşıyor.

Sina'daki silahlı yapılanmalar, askeri darbenin ardından Mısır'da oluşan atmosferi kendi çıkarları doğrultusunda kullanma gayreti içerisinde. Silahlı grupların, düzenledikleri saldırıları sona erdirmek için Mursi'nin göreve iadesini şart koşması -geçtiğimiz yıl demokratik seçim sonucunda iktidara gelmesi nedeniyle Mursi ve Müslüman Kardeşler'e yönelik sert eleştiriler getirmelerinin yanı sıra Mursi'nin iktidarı döneminde de silahlı eylemlerini devam ettirmeleri dikkate alınırsa- hiç de ikna edici görünmüyor. Şiddetle beslenen bu grupların, halkın iradesine sahip çıkan sivil direnişçilerle birlikte anılması, hem Müslüman Kardeşler'in sistemden dışlanmasına neden olacak, hem de Mısır özelinde Arap halklarının sandıktan çıkan sonucu kabullenmeyi esas alan çok partili sisteme olan inancının zayıfladığı şu zamanlarda radikal hareketlere yönelimi hızlandıracak. Tam bu noktada Müslüman Kardeşler'in Sina'daki olaylara yönelik olarak 'İhvan'ın vazgeçemeyeceği ilkelerin başında barışçıl olmak geliyor' açıklaması her zaman olduğundan daha çok değer taşıyor.

banner53
Yorumlar (0)
28
açık
Günün Anketi Tümü
Türkiye Esed rejimiyle diyalog kurmalı mı?