Müdahale tarafları barışa zorlar mı ?

Artık Suriye sınırlarını aşan ve bölgesel bir savaşa dönüşme sinyalleri veren krizin nasıl son bulacağı bilinmemekte. Müdahalenin caydırıcı karakteri bir yana barışa yapacağı herhangi bir katkının olup olmayacağı sorulması gereken soruların başında yer alıyor.

Müdahale tarafları barışa zorlar mı ?

Sinan Özdemir - Dünya Bülteni / Brüksel

Amerika Birleşik Devletleri,  Esad rejiminin sivillere yönelik kimyasal silahlar kullanmasıyla, kırmızı çizginin aşıldığını ifade ederek karşılık vermeye hazırlanıyor. Koalisyona katılacak olan devletler müdahalenin şekli konusunda anlaşmaya çalışırken, Afganistan ve Irak müdahalelerinden farklı olarak Batı Bloku, tek ağızdan konuşamasa da, müdahale edilmesi fikrini destekliyor. Ancak, yinede müdahalenin hukuki dayanağı açısından Birleşmiş Milletler Suriye raporu bekleniyor.

Hatırlanacağı gibi, Mayıs ayında, Esad rejimi yine kimyasal silah kullanımı konusunda parmakla gösterildiği bir ortamda, Carla del Ponte'nin muhalif ordunun da kimyasal silahlar kullnadığını ifade etmesi soğuk duş etkisi yapmıştı. Bu durumun tekrar yaşanmasından çekinen bazı devletler müdahalle fikrine karşı olmamakla birlikte raporu beklemeyi tercih ediyorlar.

Amerika Birleşik Devletleri, Irak müdahallesi öncesi, kitle imha silahları konusunda uluslararası toplumu ikna etmekte zorlanınca düğümü Atom Enerjisi Kurumu Başkanı Hans Blix çözmüştü. Hans Blix bütün baskılara rağmen, siyasi kimliğini bir kenara bırakarak, bir bilim adamı kimliğiyle Güvenlik Konseyi'ne seslenerek Irak'ta var olduğu iddia edilen kitle imha silahları konusunda raporunu sunarak son noktayı koymuştu. Hans Blinx'ten on yıl sonra bu defa da yine bir İsveçli Ake Sellstrom Şam'da Birleşmiş Milletler adına saldırıların gerçekleştiği yerlerde araştırmada bulunuyor. Delegasyon , Cumartesi günü Şam'da ayrılacak, ardından Sellstrom doğrudan herhangi bir tarafı suçlamadan elde ettiği bilgileri BM Genel Sekreteri Ban Ki-moon'a iletecek. Genel Sekreter'de sonucu Güvenlik Konseyi'ne bildirecek. Sellstrom , Hans Blix'ten farklı olarak Güvenlik Konseyi'ne selenmeyecek olsada, daimi üyelerin baskısını hissedecektir.

Ne var ki, genel havaya  bakıldığında müdahale kaçınılmaz görünüyor. Müdahalenin küçük çaplı ve caydırıcı olması gerektiği fikrini savunanalar oldu gibi, geniş çaplı bir müdahale  fikrini savunanlar da yok değil. Müdahale ile hedeflenen Esad rejimine ders vermek. Bu müdahale ile kitle imha silahlar bulunduran devletlere göz dağı verilmek isteniyor. Kitle imha silahlarının nükleer silahların anti-tezi oldukları hatırlandığında, Suriye'de yaşananlar tartışılmasına müsaade etmese de, daha genel bir başlıkta kitle ölümlerine sebep olabilecek bütün silahların kara listeye alınması gerektiği düşünüyoruz.

Artık Suriye sınırlarını aşan ve bölgesel bir savaşa dönüşme sinyalleri veren krizin nasıl son bulacağı bilinmemekte. Müdahalenin caydırıcı karakteri bir yana barışa yapacağı herhangi bir katkının olup olmayacağı sorulması gereken soruların başında yer alıyor. İslam İşbirliği Teşkilatı  Başkanı Ekmeleddin İhsanoğlu, Perşembe günü yaptığı açıklamda , "şimdiye kadar zirvelerde ve dışişleri bakanları toplantılarında alınan kararlar, askeri müdahalenin çözüm olmadığı yönündedir. Dışarıdan yapılacak askeri müdahalenin problemi daha vahim bir hale getireceği yönündedir" dedi. Bu nokatada, Batı blokunun müdahalleyi salt bir göz dağı olarak düşünmesi ve müdahalle konusunda gösterdiği yüksek performansı tarafları barış masasına bir araya getirme noktasında  gösterebilseydi belki bugün diplomatik sahada çok daha farklı bir durumuda olunurdu.

II. Cenevre görüşmelerinin bir türlü gerçekleşmemesi Batı Bloku içinde yer alan devletlerin ve Suudi Arabistan'ın katılacak devletler veya Suriyeli gruplar konusunda sık sık ileri sürdükleri çekincelerden kaynakladığı biliniyor. Savaş diplomasinin sonu değildir. Diploması bir şekilde işlemeye devam ediyor ve edecektir. Ancak gerçekleşmesi beklenen müdahalenin uluslararası hukukun öngördüğü caydırıcılık prensibiyle kendini sınırlaması problemi çok daha girift ve içinden çıkılmaz hale getirecektir. Barışı ve güvenliği birinci derecede  sağlamakla yükümlü olan  devletlerin barışın sağlanması için gerekli adımları atmaması Balkan Savaları'ndan (Bosna-Hersek, Sırbistan, Hırvatistan 1992-1995 , Kosova-1999) çok farklı bir tablonun içinde olduğumuzu ve İspanyol İçsavaşı'nda olduğu gibi tarafları kendi kaderlerine terk edileceklerini düşündürüyor.

Bosna Savaşı'nı sonlandıran Dayton Antlaşması'nın taraflara empoze edildiği düşünüldüğünde, bölgesel ve küresel aktörlerin, üçüncü yol içinde, bütün taraflara   empoze edecekleri bir barış tasarlanabilir. Ne var ki,  Suriye bölgesel savaşını sonlandıracak antlşamanın veya barışın, bu şartlarda, empoze edilmesi mümkün görünmemektedir. Yaşananlar, bir gerçeği bir kere daha hatırlatıyor. Sorunlarını kendi içine çözemeyen bölge devletlerinin devamlı dış müdahalelerle krizleri aşmaya çalışması krizleri derinleştiriken, yeni sorunlara da kapı aralıyor. Suriye'nin çok renkli yapısı , tarihi ve sosyolojik gerçekliği Afganistan, Irak ve Libya'dan çok farklı bir "çözümün" düşünülmesini zorunlu kılıyor.

Güncelleme Tarihi: 02 Eylül 2013, 10:47
banner53
YORUM EKLE

banner39