banner39

Mülteci krizini daha çok konuşacağız

Eğer Irak’ta hazırlıkları devam eden Musul operasyonu başlarsa, 500 bine yakın kişi yine yerinden edilecek ve kamplarda yaşamaya başlayacak. Suriye ve Irak kaynaklı mülteci krizi zaten dünyanın son yıllarda gördüğü en büyük kriz haline gelmiş durumda. Peki bölgenin bu mülteci krizi ile baş edecek ciddi bir planı veya mültecilere sunduğu bir iyi gelecek imkanı var mı?

Analiz 04.03.2016, 12:10 07.03.2016, 11:16
Mülteci krizini daha çok konuşacağız

Simla Yerlikaya | Erbil

Bu hafta içinde Irak medya organlarında kısa bir haber yer aldı. Rudaw haber portalında da verilen haberin başlığı şuydu:

“Musul’dan gelecekler için yeni kamplar inşa ediliyor.”

Habere göre Irak hükümeti, Musul operasyonu başladığında yeni bir göçmen akını beklendiği için şimdiden hazırlıklara başlamıştı. Tahminlere göre operasyon başladığında sayıları 500 bin ila 800 bin arasında değişen Musullu yerinden edilmiş Iraklılar arasına katılacaktı. Halihazırda zaten milyonlarca Iraklı kamplarda yaşadığı için bu konuda büyük zorluklar yaşayan Irak hükümeti de pro-aktif bir tutum sergilemeye ve Musulluların kalacağı kampları şimdiden hazırlamaya karar vermişti.

Musul’dan kaçacak kişilerin IKBY’de ve Irak’ın merkez vilayetlerinde (Kerkük’ün güneyi ve Bağdat çevresi) konaklamasına karar verilmişti. Ancak Irak Göç Bakanı Derbaz Muhammed’in söylediğine göre hükümet, bu göçecek kişiler arasında DAİŞ militanları olması riskinin de farkındaydı. Bu yüzden kampların şehir merkezlerine yakın değil, uzak noktalarda kurulmasına karar verilmişti.

KAMPLARIN NÜFUSU BİR ÜLKE KADAR

Haber basit bir haber gibi dursa da, değil.

Eğer hazırlıkları süren bu senaryo gerçekleşirse, yani yarım milyondan fazla Musullu da yerinden edilmiş kişiler/mülteciler kervanına katılırsa, Irak’ta kamplarda yaşamak zorunda kalan kişilerin sayısı 4 milyonu aşacak. Bu neredeyse ufak bir ülkenin nüfusuna denk bir rakam.

Ve bu sadece Irak içindeki durum.

Malum içinde bulunduğumuz mülteci krizine dair rakamlar bundan çok daha büyük ve korkutucu.

Birleşmiş Milletler bu yaz içerisinde Suriyeli mültecilerin sayısının 4 milyonu aştığını, 7,5 milyondan fazla insanın da Suriye içinde göçmen olduğunu duyurmuş ve bunu “son 25 yılın en büyük krizi” olarak nitelemişti. AB ise aynı dönemde yaptığı açıklamada el yükseltmiş ve bu yaşananı “İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra görülen en büyük mülteci krizi” olarak nitelemişti.

DAHA UZUN SÜRE MÜLTECİ KRİZİNİ KONUŞACAĞIZ

Aslında bu genel bilgileri vermekle birlikte şunun farkındayım, mülteci krizinin ne kadar can yakıcı bir hale geldiğinin hepimiz farkındayız. Türkiye’deki Suriyeli mülteci sayısı 2 milyonu geçti ve bu sayıya yenileri eklenmeye devam ediyor. Ege’nin sularında bir kaçakçı teknesinin devrildiği ve onlarca mültecinin öldüğü haberleri ise artık rutin hale geldi.

Lübnan, Ürdün, Mısır, Yunanistan ve tabii Batı Avrupa ülkeleri de bu mülteci krizinin diğer ayakları. Krizin dallarının uzandığı bu diğer yerler hakkında da elbette çok yazılıp çiziliyor.

Bense Erbil’de, yani krizin kaynağına çok yakın bir yerdeyim. Buradan bakınca rahatlıkla söyleyebilirim ki, daha uzunca bir zaman bu mülteci krizini konuşmaya devam edeceğiz. Eğer bu konuşmalar, detaylı ve kararlı bir plana varmazsa, önümüzdeki 15-20 yılda yerinden edilmiş kişiler/mülteciler konusunu çok daha farklı ve tehlikeli boyutları ile de konuşacağız.

Neden mi?

KAMPLARDA SAĞLANAN KOŞULLAR YETERLİ Mİ?

Çünkü kamplarda yaşayanları, özellikle de kamplarda büyüyen çocukları nasıl bir gelecek beklediğini bilmiyoruz. Bu çocukların –ki sayıları milyonları buluyor- ileride ne olacağına dair hiçbir fikri olan var mı? Sanmıyorum. En azından Irak için bunu söyleyebilirim.

Türkiye’de, Lübnan’da, Ürdün’de olanlar biraz daha stabil koşullara sahip olabilirler. Aldıkları hizmetler de daha iyi organize edilmiş olabilir. Irak’ta ise böyle bir durumdan bahsetmek mümkün değil.

Evet kamplarda en azından canlarını kurtardığı için şükreden milyonlarca kişi yaşıyor. Öyle veya böyle bu kişilere düzenli yemek dağıtımı yapılıyor. Bazı temel sağlık hizmetleri ulaştırılmaya çalışılıyor, okullar açılıyor. Ama günün sonunda manzaraya baktığınızda bu çabaların yetersiz olduğunu kesin bir dille söyleyebiliriz.

BİR JENERASYONU KAYBETME TEHLİKESİ VAR

IKBY Planlama Bakanı Ali Sindi bu hafta içerisinde Washington’da katılığı bir programda bu konu ile ilgili çarpıcı bilgiler paylaştı. Sindi, mülteci krizinin ekonomik kriz ile beraber yönetilemez bir hal aldığını savundu:

“Yerinden edilmiş her bir kişinin yaşayabilmesi için yıllık en az bin dolar gerekiyor.

Ancak halihazırda Kürdistan’da da ekonomik kriz var. Şu an bölgede 4 bin proje durdu. Bunların arasında 500 okul projesi de var. Maalesef bir jenerasyonu kaybetme tehlikesi ile karşı karşıyayız. Kürdistan’daki yerinden edilmiş çocukların yüzde 58’i okula gitmiyor. En azından okulların yapılması için maddi destek yapılsa, bu bile büyük bir katkı olurdu. Ev sahibi toplumlarda da yoksulluk artıyor. Bunun üstüne hayal kırıklığı da eklenince Ortadoğu genelinde toplu göç dalgaları oluşuyor. Eğer bu konuda harekete geçmezsek, Kürdistan’daki yerinden edilmiş kişiler ve mülteciler geleceğin göçmen, radikal ve suçlu adayları olacaktır.”

Bakanın sözleri üzerine biraz düşününce, yaptığı tespitin ne kadar ağır ve korkutucu olduğu net bir şekilde anlaşılıyor. Aslında tam da bu yüzden bu açıklamaların daha da sık yapılması gerekiyor, çünkü maalesef bakan haksız değil. Özellikle Erbil’den bakınca, bu uyarı daha da yerinde görüyor.

Halihazırda IKBY ekonomik kriz ve siyasi kriz nedeniyle kendi vatandaşlarının bile terk etmeye çalıştığı bir yere dönüştü. Dolayısı ile canını kurtarmak için IKBY’ye yerleşen kişilerin durumu da daha hassaslaştı.

‘KAMPTAKİLER BİZDEN DAHA İYİ’

Geçtiğimiz ay içerisinde Erbil’in Ainkawa mahallesindeki Herşem mülteci kampındaydım. Burası çoğunlukla Sincar ve Musul’dan gelenlerin sığındığı küçük bir kamptır. Haber için gerekli izinleri alınırken, kamp görevlileri ile konuşuyordum. Görevliler yerel halktandı. Kamptaki durumun nasıl olduğunu sorduğumda gülerek şöyle cevap verdiler:

“Vallahi onlar bizden iyi. En azından sabah akşam evlerine yemek geleceğini biliyorlar. Kira masrafları yok, soba için yakıtları dağıtılıyor. Bizim ay sonunda gazyağı alacak paramız olacak mı, belli değil.”

Kamptaki mültecilere yardım etmek için orada bulunan görevliler; evini, yerini yurdunu terk etmiş bu kişileri kendinden şanslı görüyordu. Umutsuzluk bu kadar derindi.

EVE DÖNMEK UMUDU KALMAYINCA…

Farklı nedenlerden olsa da, benzer bir umutsuzluğu kampta yaşayan kişilerde de görmek mümkündü.

Yeni evleri olan prefabrik gözlerde bir buçuk yılı deviren Iraklılar da bu süreçte önemli bir değişim yaşamıştı. İlk geldiklerinde hepsinin umudu bir an önce “eve dönebilmekti”. Ancak aradan geçen sürede bu eve dönme işinin pek de kolay olmayacağı anlaşıldı. Birçok şehir ve kasaba zaten daha IŞİD’den geri alınamadı. Geri alınanlar ise akıl almaz bir yıkıma uğramış haldeler.

Yani o evler ve kentler IŞİD’den geri alınsa bile birçok aile için artık geri dönecek bir ev yok.

DOKTOR OLMAK İSTEYEN ÇOCUKLARA BİR MUCİZE GEREK

Musul’dan gelen bir ailenin reisi ile konuştuğumda, o da bu endişeyi dile getirdi. “Tabi eve dönmeyi istiyoruz” derken omuz silkişi, bu konuda pek de bir umudu olmadığının kanıtı niteliğindeydi. Kendisi de karısı da olsa olsa 30 yaşında olan bu çiftin altı çocuğu vardı. En büyükleri 10 yaşında, en küçükleri yedi aylıktı. Büyük olana, klasik “Büyüyünce ne olmak istiyorsun?” sorusunu sordum. O da bana bildik, “Doktor olmak istiyorum” cevabını verdi.

Ancak maalesef heyecanlı gözlerle doktor olmak istediğini söyleyen bu kız çocuğunun doktor olma ihtimalinin ne kadar düşük olduğunu düşününce bütün bu diyalog hüzünlü bir havaya büründü. Sadece o değil, bugün kamplarda yaşayan binlerce çocuk için bırakın doktor olmayı, liseyi bitirmek bile mucize kabilinden bir başarı sayılır.

Ancak o mucizeleri mümkün kılacak politikaları üretmekten başka çıkar yol da yok. Aksi halde manzara, bakan Sindi’nin çizdiğinden pek de farklı olmaz.

ORTADOĞU BU YENİ MÜLTECİ DALGASINI KALDIRABİLİR Mİ?

Ortadoğu yıllar yılı Filistinli mültecileri konuştu. Ama buna rağmen, Ürdün’den Lübnan’a, Mısır’dan Suriye’ye yayılmış milyonlarca Filistinli sorunlar içinde yaşamaya devam etti. Bu sorunların İsrail ile ilgili olan özünü bir kenara bırakıp, olaya sadece mültecilik penceresinden bakarsak şu eleştiriyi dile getirebiliriz: Bu kişiler kaldıkları ülkelere entegre edilmedi.

Filistinliler hala, çarpık kentlere dönmüş dev kamplarda yaşıyorlar ve kimi zaman ev sahibi toplum ve hükümetler ile de sorunlar yaşıyorlar. Maalesef birçoğunun potansiyellerini/hayallerini gerçekleştirebilecekleri, insana yakışır şekilde bir hayat sürme şansları çok az.

Şimdi ise Suriye’de ve Irak’ta yaşanan krizler ile Ortadoğu bir başka mülteci krizi ile karşı karşıya. Filistinlilerinkine benzer bir yokluk içerisinde yaşayan milyonlarca kişiyi daha kaldırabilir mi Ortadoğu?

Peki ya bu bölge?

banner53
Yorumlar (0)
27
açık
Günün Anketi Tümü
Türkiye Esed rejimiyle diyalog kurmalı mı?