banner39

Olimpiyatlar, spor ve diplomasi

Spor bir soft power aracı olarak görülebileceği gibi, bir smart power aracına da dönüştürülebilir.

Analiz 30.07.2012, 10:03 30.07.2012, 10:03
Olimpiyatlar, spor ve diplomasi

Sinan Özdemir / Dünya Bülteni - Brüksel

Londra Olimpiyatları görkemli bir törenle başladı. Londra bir yıldır heycanla bu anı bekliyordu. Kraliçe II. Elizabeth'in Pırlanta Yıldönümü'nü taçlandıran olimpiyatlar aynı zamanda Prens William'ın evlilik töreniylen başlayan uzun bir kutlama döneminin de son halkasını oluşturuyor. Londra mavi, kırmızı ve beyaz renklere bürünürken, dünyanın dört bir tarafından gelen sporcular 12 Ağustos'a kadar kıyasıya yarışacaklar. Pekin'de biraz daha  kızışan Amerika-Çin rekabeti bu olimpiyatlarda da kendini hissettirecek.

Tabii özelde olimpiyatların genelde sporun siyaset  ve diplomasiyle yakın bir ilişkisi var. Sporun devletler tarafından siyasi ve diplomatik bir araç olarak ele alınmaları Birinci ve İkinci Dünya Savaşı arasında ki dönemde gerçekleşmiştir.  Farklı yüzleri vardır. Tanınma aracı olarak kullanılabileceği gibi propaganda aracı , eğitici vey sosyal denetim aracı olarakta kullanılmıştır. Bazı ülkelerin ulusal kimliklerinin  inşaasında veya  tanımlanmasında, örneğin Iskoç  kimliğinin pekişmesinde,  Güney Afrika'da siyahilerin ve beyazların bir araya gelrmesinde  veya  İrlanda adasınının -bölünmüşlüğüne rağmen- bir bütün olarak temsil edilmesinde...  oynadığı rol yadsınamaz.

Propaganda aracı olarak sporun kullanılmasına Leni Riefenstahl'ın, 1936 Berlin Olimpiyatları'ndan sonra, Almanya'nın gücü göstermek için çektiği  "Olympia" filmi örnek verilebilir. Sporu propaganda aracı olarak kullanan ilk yapımların başında yer alıyor.  Filmin en vurucu sahneleri Adolf Hitler'in ödül törenlerindeki gövde gösterilerinden oluşuyor. Film ilk defa Hitlerin doğum gününde (1938) gösterildi ardından Venedik Film Festivali'nde ödül alan filimlerin arasında yer aldı.

Bu noktada sporcuya yüklenen misyonun önemi de bir kat daha artıyor. Ülkeler veya toplumlar arası rekabette "yıldız" olmanın ötesinde "kahraman" kabul edilirler ve üstünlük duygusunun pekişmesini sağlarlar.  Soğuk Savaş yıllarında, Amerika-Rusya arasında yaşanan rekabet spora da yansıdı. İkinci Dünya Savaşı'nın ardından gerçekleşen Londra Olmpiyatlatları'na (1948) Rusya "burjuva" karakterini ileri sürerek 1954'e kadar olimpiyatları boykot etti. Rusya'nın Soğuk Savaşı bütün sahalara yayma kararlılığı Helsinki Olimpiyatları'na katılarak Batı blokuna meydan okumasıyla yeni bir boyut kazandı.     

Hollywood yaşanan rekabeti görsel düzeyde beyaz perdeye taşıyarak sürdürdü. Bütün yapımları içinde artık klasikleşen Rocky filimleri ilk sırada yer alıyor. Amerikan üstünlüğünün vurgulandığı bu filimler propaganda aracı olarak kullanıldılar. Bugün bu tür filmler çekilmiyor olsa da, devletlerin rekabeti televizyon ekranlarından evlerimize taşınıyor. Ve yine aynı heycanla takip ediliyor.  Bu rekabet  ülkeler bazında olabileceği gibi bölgesel, etnik veya dini karakterli de olabilir. Örneğin Muhammed Ali'nin boks maçları, saat farkına rağmen , İslam dünyasında  heycanla takip edilirdi.

Ayrıca,  spor  ülkeler arası ilişkilerde esen havayı göstermesi  açısından önemli göstergelerin başında yer alıyor. Bundan on yıl önce medya tarafından Fransa-Cezayir yakınlaşmasının sembolü gösterilen futbol maçında (2002) yaşanan hadiseler (Fransız ulusal marşının yuhalanması, Cezayirli seyircilerin sahaya inmesi...) halkların "yakınlaşmayı" aynı bakışla değerlendirilmediği ve aynı anlamı yüklemediğine yorumlanmıştı.

Sporun oynadığı roller veya siyasetin yükseldiği anlam daha çok soft power (yumuşak güç) çerçevesinde değerlendirilmeli. Bu sebepten  olimpiyatlarda büyük devletlerin alacakları sonuçlar merak konusudur. Çünki olimpiyatlar özellikle büyük devletlerin "sağlık durumlarına" ilişkin önemli bilgler/göstergeler sunarlar. Kazanılan madalya sayısı ülkelerin uluslarası sahnedeki  'itibarını' pekiştirir. Örneğin 1896-2010 tarihleri arasında en fazla madalya kazanan ülkeler şunlar:  Amerika (2551), Rusya-SSCB (1204), Almanya (1099), İngiltere (737) ve Fransa (730). Bu genel tabloda yer alan ülkeler bugünde uluslarası sahnede oynadıkları rolle gündemin birinci sırasında yer alıyorlar.

Pekin 2008 olimpiyatlarına bakıldığındaysa, kazanılan madalya sayısı itibariyle Amerika  (110) ve Çin'in (100) başa baş gittiğini, altın madlya sayısı gözönünde bulundurulduğundaysa, Çin'in 51 altın madalya ile birinci sırya yerleştiğini görmek mümkün. Bu durum yirmi birinci yüzyılda gözlemlenen Amerika-Çin rekabetini de doğruluyor. Gelişmekte olan ülkeler içinde , Çin ve Rusya'nın dışında diğer ülkelerin  çok gerilerden geldiğini söyleyebiliriz. Bu durumun başlıca  sebeplerinden biri o ülkelerde spor çeşitliliğinin profesyonel düzeyde varlık bulamamasıyla izah edilebilir. Tabii bunun maddi anlamda getirdiği yükü de hatırlatmak gerekir.  Havas Spor-Entertainment'in 2011 verileri bakıldığında , yukarıda ifade ettiğimiz ülkelerin yanı sıra, Fransa, Kanada, Avustralya, Japonya ve İtalya'nın da dünya top onunda yer aldığı gözlemlenebilir.

Spor bir soft power aracı olarak görülebileceği gibi, bir smart power aracına da dönüştürülebilir. Katar diplomasisinde futbolun ayrı bir yeri var. Katar futbolu bir soft power aracı olarak görmekte ve futbol üzerinden imagosunu büyütmenin yollarını aramakta. Dünya Kupası organize edecek olması (2020) dünya sahnesindeki ağırlığını artıracağına inanıyor. Katar  uluslararası sahnede ki  varlığını  ulaşım (Qatar Airwais), medya (El-Cezire) ve spor üzerinden sağlıyor (Libya müdahalesinde oynadığı role ve Arap Birliği dönem başkanlığında  Suriye rejimine karşı takındığı tavra bakıldığında, soft power'ünün dışında hard power'e  -Batı bloku develetlerinin desteğiyle- ermenin arzusunda olduğu anlaşılıyor).

Bu noktada Batı Avrupa futboluna yatırım yapması aynı politikanın (soft power) devamı olarak okunmalı. Örneğin  Barselona Fubol Kulübü'nün sponsoru "Quatar Foundation"  ve Malaga spor külübüne de finans desteği sağlıyor. Ayrıca Qatar Spor İnvestment Paris Saint Germain Spor Kulübünün ve Paris Handball takımının da sahibi. Küresel ölçekte futbol maçlarının  yayın haklarını satın alarak beIN kanalında yayınlaması da Katar'ın Arap Dünyası'nda prestijini artırıyor. Tabii madalyonun bir de diğer yüzü var. Ülke içinde ki sosyal rahatsızlıklar ve bölge ülkelerinden çalışmaya gelenlere karşı takındığı olumsuz tavır sosyal hareketlerin önünü açıyor. Bu durum  dışarıya yönelik sağlandığı düşünülen güçlü ülke imajını zedeliyor ( inşaasına başlanacak stadyumların inşaası sürecinde, uluslarası sendikalar, uluslararası çalışma hukukunun  uygulanmasını istiyor). Katar gibi Birleşik Arap Emirlikleri'de çeşitli spor yıldızlarını çekerek kendinden söz ettirrneye çalışıyor.

Genel olarak futbolun Arap Dünyası'nda katalizatör görevi gördüğünü söyleyebiliriz. Bu sebepten devrim sürecinde askıya alınan futbol karşılaşmalarının yanısıra kapatılan yerlerin başında  stadyumlar geliyor.

Smart power  veya sosyal denetim aracı olarak spor konusunda genelde Kafkaslar özelde Çeçenistan örnek gösterilebilir. Çeçenistan'ı demir yorumluğuyla yöneten Kadirov spora ama özellikle futbola önemli yatırımlarda bulunuyor. İşsizliğin halkın yüzde yetmişini vurduğu Çeçenistan'da stadyumlar üzerinden sosyal denetim sağlanmaya çalışılıyor. Kadirov'un geçen sene dünya futbol yıldızlarını Grozni'ye getirtmesi ve Terek Grozni Futbol Kulübünün başına Hollandalı R. Gullit'in yerleştirilmesi futbola yüklediği misyonu anlamamız açısından önemli ipuçları veriyor. Çeçen halkı üzerinde uygulanan şiddet  ve baskı futbolla stadyumlarda denetim altına alınmak isteniyor.

Direnişe karşı Kadirov'un uyguladığı yöntemler hatırlandığında, (örneğin direnişçilerin ailelerini canlı kalkan olarak kullanması) futbolun da başka siyasi amaçlara kullanılmaya müsait olduğuna  yorumlanmalıdır. Trübünleri dolduran halkın elinde ki  bayraklara bakıldığında (kendi resmi bulunuyor) Kadirov'un futbolu bir PR hareketi olarakta değerlendirdiği söyleyebiliriz. Dağıstan yönetimi de Kadirov'un izinden gidiyor ve futbolu smart power aracı olarak kullanıyor. Ayrıca, Çerkezler , Çerkesya'nın Soçi şehrinde (Rusya Federasyonu topraklarında yer almakta) 2014 kış olimpiyatlarının düzenlenecek olmasına tepkililer ve boykot çağrısında bulunuyorlar. Rusların 19. yüzyılda uyguladıkları baskı, sürgün ve soykırımın tanınmasını istiyorlar.

Konumuzun dışında olmakla birlikte, sporun siyaset ve diplomasinin ilgisini çektiği gibi son yıllarda gündeme gelen  şike iddialarıyla mafyanın veya illegal oluşumların da ilgisini çektiği  anlaşılıyor. Para aklama, imaj düzeltme veya olumlu bir görünürlük kazandırması sebebiyle spora ilginin arttığı tahmin ediliyor.  Londra Olimpiyatları, oyun boyutunun ötesinde, uluslarası ilişkiler bağlamında, daha çok büyük devletlerin  kazanacakları madalya sayısıyla hatırlanacaktır. Hiç şüphe yok ki Çin-Amerika rekabeti dünyanın dört bir noktasında  izlenecek çekişmelerin başında yer alıyor. 

banner53
Yorumlar (0)
10
açık
Günün Anketi Tümü
Türkiye Esed rejimiyle diyalog kurmalı mı?
Günün Karikatürü Tümü