Öncesi ve sonrası ile mahalli idareler seçimi

Türkiye'nin büyük kalabalığını oluşturan insan kitlesinin irfanı, ciddiye alınması gereken bir husustur. Hizmet hareketinin bunu gerektiği şekilde dikkate almaması, seçimlerde Ak partinin tüm olumsuz şartlara rağmen % 45'lerde bir oy oranını tutturmasına sebep olmuştur.

Öncesi ve sonrası ile mahalli idareler seçimi

Ali Osman Selanikli

2014 yılı ile birlikte Türkiye yaklaşık 1,5 yıl sürecek bir seçim maratonunun içine girdi. Mahalli İdareler, Cumhurbaşkanlığı ve Milletvekili seçimleri arka arkaya ( şayet bir erken seçim gündeme gelmizse) yapılacak ve ülkeyi yöneten kadrolar önemli oranda değişecek.

Seçimlerin yapılacağı dönemler de Türkiye’de her zaman olduğu gibi evveli ve sonrası ile önemli çalkantıları da beraberinde getiriyor.

Seçim maratonunun ilki 30 Mart tarihinde Mahalli İdareler Seçimleri olarak gerçekleşti. Seçimlerin sayımları ve resmi sonuçları henüz tam manasıyla kesinleşmemiş olsa da ortaya çıkan “resmi olmayan sonuçlar” bize üzerinde yorum yapılabilecek bir resim veriyor.

30 Mart tarihinde yapılan seçimlerin sonucunda Ak Parti Türkiye Genelinde %45'in üzerinde bir oy alarak önemli bir başarı kazanmış bulunuyor. Bir önceki Mahalli İdareler seçiminde % 40'ın altında oy alan Ak Parti'nin kıyasıya ve çok yıpratıcı şekilde geçen bir propaganda döneminden sonra elde ettiği sonuç detaylı bir şekilde analiz edilmeli. Bu arada Başbakan ve Ak Parti üzerine bu kadar hücumun yapıldığı ve Hizmet Hareketinin ( Cemaatın) da bütün gücüyle Başbakan aleyhinde çalıştığı bir konjonktürde CHP’nin geçen seçimlerde aldığı oy oranıyla eşit miktada oy alması da üzerinde dikkatlice durulması gereken diğer bir husus.

Ayrıca CHP’nin bir çok yerde seçtiği adayların kendi bünyesinden olmaması da dikkatlice işaret edilmesi gereken bir durum. Eski bir MHP’li olan Mansur Yavaş’ın Ankara’dan, merhum Necmettin Erbakan’ın yeğeni Sabri Erbakan’ın muhtemelen soyadı düşünülerek Fatih’den aday gösterilmesi Türk siyasetinde ideolojik yaklaşımın gerektiğinde rahatlıkla rafa kaldırılabileceği bir ortamın oluştuğunu görmek açısından dikkat çekici.

MHP’nin lideri Devlet Bahçeli’nin seçimler öncesinde gösterdiği davranış ve verdiği mesajlar da önemliydi. Kitlesini sokak olaylarından hassasiyetle geri çeken Bahçeli, kasetlere dayalı yürütülen yıpratma faaliyetlerine de ciddi bir şekilde kapıyı kapattı.

MHP önemli bir oy oranına ulaşmasına rağmen Ak Partiden kaçacağı düşünülen oyların daha fazla yöneleceği bir parti olma beklentisine uyabilecek oy oranına ulaşamadı. Oysa seçim öncesi bir çok araştırma kuruluşu MHP’nin seçimlerde ciddi bir oy patlaması yapacağına dair beklentileri yoğun olarak kamu oyu ile paylaşmıştı.

Bu seçimde iki parti ile seçmen karşısına çıkan BDP (ve HDP), toplamda eski oy oranlarına kısmen ulaştı. Özellikle doğu ve güneydoğu illerinde tabanlarını muhafaza ettiklerini gösterdiler. Fakat AK Parti’nin BDP’nin hakim olduğu illerde bile ciddi bir oy almış olması ve bazı illeri az bir yüzde ile kaybetmesi de AK Partinin açılım politikalarının halk arasında karşılık bulduğunu göstermesi bakımından önemliydi.

Bu seçimin en fazla oy kaybeden siyasi partisi her halde SP oldu. Merhum Necmettin Erbakanın vefatı sondası SP’nin bulunduğu noktanın yeniden gözden geçirilmesi açısından bu sonuçların ciddi bir şekilde yeniden gözden geçirilmesinin önemli olduğu ortaya çıktı.

Bu seçimin yukarıda da işaret ettiğimiz en önemli yönü siyaset dışı bir unsur gibi görünen yani partisi olmayan ve direk bir siyasi hedefe yönelik çalışmayan Hizmet hareketi ile Ak Partinin bu seçim öncesinde çok ciddi bir mücadele içine girmiş olmasıdır.

Bu mücadelede Ak Parti’nin belli bir oy oranı ve Türkiye çapında belli sayıda bir Belediye Başkanı almaya yönelik bir hedefi varken, Cemaatin ana hedefi de Ak Partinin gerek oy oranını gerekse de muhtemel Belediye Başkan adayı sayısını düşürerek onu Türkiye’yi yönetemez bir hale getirmeye çalışmak ve özellikle Başbakanın gittikçe güçlenen karizmasını zayıflatabilmek olarak görünmekteydi

Bunun için çok sayıda siyaset dışı argüman kullanıldı. Tabii bu argümanların tamamının Hizmet hareketi tarafından oluşturulduğu hususu da henüz iddiadan ibaret. Fakat bu siyaset dışı araçların kullanılması sonrası ortaya çıkan durumda Hizmet hareketi ile ilişkili kesimlerin bu hareketleri savunmaları, izleyenler için, evet bu atraksiyonlar Cemaat tarafından yapılıyor algısının oluşmasını sağlamaktaydı..

Hizmet hareketi Ak partinin karşısına tek bir partiyi destekler şekilde de çıkmadı. Çıkması da mümkün değildi. Gerçi bu güne kadar siyaset ile bu tarzda direk olarak ilgileniyor görünmek Cemaatın genel yaklaşımı için de yeni sayılabilecek bir durumdu. Şehirlere göre Ak Parti karşısında hangi partinin adayı kuvvetli ise müntesiplerine onu destekleyin tarzında bir tavsiyede bulundu. Başta CHP olmak üzere muhalefet partilerinin, bazı şehir ve ilçelerde Hizmet hareketinin bu taktiğine uygun hareket ettiğini söylememiz mümkün. Ama bu taktiğin diğer partiler tarafından harfiyyen bu şekilde tatbik edildiğini söylemek de pek mümkün değil.

Mahalli Seçimler ile ilgili analizi sağlıklı yapabilmek için bir kaç yıl öncesine kadar gitmek bir miktar yarar sağlayacak. Ak partinin askeri vesayetin azaltılmasına yönelik hamleleri, demokratikleşme çerçevesindeki anayasa değişikliğinin referanduma gidişi, referandum süreci ve sonrasında hukuki alanda yapılan birçok çalışma Ak parti ile Cemaat arasında belli bir uyum içinde sürdürülmüştü.

Fakat özellikle doğu sorununun halledilmesine yönelik uygulanan çözüm süreci, emniyet ve istihbarat arasındaki yetki dağılımındaki yaklaşım farklılıkları, bu alanlarda güçlenen Cemaat ile hükümet arasındaki gerginlikleri de beraberinde getirmişti.

Cemaat iktidardan daha fazla pay almak istiyordu. İktidar ve özellikle Başbakan Erdoğan'ın sürekli artan gücü karşısında bölgede ve Türkiye dengelerinde etki alanları tehlikeye giren kesimler de bu artan güç karşısında rahatsız idiler ve onlar da bunun törpülenmesini istiyorlardı.

Cemaat ve bu bahsi geçen güçlerin kesişen hedefleri ilk olarak Gezi olayları sırasında ortak bir zeminde buluştu. Bu olay ciddi bir kalkışma denemesiydi. İktidar bu hamleyi bir hayli zorlanarak karşıladı fakat sonrasında özellikle Amerikan Büyükelçisinin ( daha sonra yalanlandığı söylense de) şu sözü olayların muhtemel gidişatını gösterecek açıklıkta bir söz olarak hafızalarda yer etti. 'Bundan sonra bir imparatorluğun çöküşünü görmeye hazırlanın'

Başbakan Erdoğan’ın 2013 yılı içinde yoğun olarak gündeme gelen Dersanelerin kapatılmasına yönelik hamlesi bir çok kesim tarafından yanlış bir yerden tutulduğu izlenimi uyandıracak bir hamle olarak değenlendirilmişti. Hatta bu girişimlerin kendi yakın çevresi tarafından bile tam olarak anlaşılamadığı görülmekteydi. Daha detaylı olarak bakıldığında bu karar seçimler öncesi önemli bir mücadelenin adeta başlama startıydı.

Cemaat, Başbakan Erdoğan’a karşı muhalefet stratejisini ağırlıklı olarak bu nokta üzerine kurarak başladı. Cemaatın önde gelen kişileri, “Başbakan bizi yok etmeye 2004 yılında alınan bir MGK kararına dayanarak karar verdi, buna karşı artık son kalemizi de savunmalıyız” diye müntesiplerini motive ediyorlardı.

Hizmet'e göre 'Başbakan her şeyi ile Cemaatı bitirmek istiyordu. Başbakan çözüm süreci adı altında ülkenin bir bölümünü PKK'ya teslim etmeyi hedefliyordu. Aynı zamanda Başbakan başından beri İran etkisindeki grupların tesirindeydi ve hepsi birden Acem planlarına dayanarak ülkeyi güçsüzleştirmek istiyorlardı.

Ayrıca Başbakan ve yakın çevresi yolsuzluklara bulaşmıştı ve bu kadronun bertaraf edilmesi için neredeyse her şey mübah idi. Büyük kitlelere bu hakikatın gösterilmesi için hangi kaynaklarla işbirliği yapıldığı önemli olmasa da elde edilmiş olan her belge kullanılmalı , teknolojinin tüm nimetlerinden istifade edilmeli, seçim sırasında da Ak partinin karşısında kim güçlü ise ona oynanmalıydı.'

Türkiye'nin Cumhuriyet sonrası en köklü İslamcı muhalif damarlarından olan Nurculuktan evrilerek ve kısmen farklılaşarak bugünlere gelen Hizmet Hareketi, bir yanda siyasi makyevelizm bir yandan da pragmatizmin her türünü kullanmaktaydı.

17 ve 25 Aralık Hukuk-Emniyet operasyonu böyle bir zeminde ortaya çıktı. Bu iki olay ve sonrasındaki MİT tırlarına yapılan jandarma destekli baskınlar çok stratejik hamleler olarak not edilmeye değerdi.

Bu hamleler ile anlaşıldığı kadarıyla şu üç hedef gözetiliyordu.

Hükümet Halk Bankası üzerinden İran’a yönelik ambargoyu delmeye çalışmakta ve bunu için her tür kara para hareketi içinde yer almaktaydı

Başbakan, ailesi ve yakın çevresi Yurt içinde yolsuzluk ve rüşvet işlerine bulaşmıştı

Hükümet yurt dışında El Kaide türü uluslararası sistemde çok kötü şöhrete sahip olan terörist unsurlara silah ve mühimmat desteği vermekteydi

Bu üç hedef de Başbakan Erdoğan ve hükümeti için çok ağır ithamlardı ve bunların gerçekliği durumunda iktidarın devamı mümkün görünmeyecekti.

Erdoğan yurt içi ve yurt dışı koalisyondan oluşmuş fakat Hizmet hareketinin başrolde gözüktüğü bu hamleye karşı çok sert bir mukabeleye başladı.

Hukuk ve emniyet alanında büyük bir tayin furyasına girişti. Operasyonu yanına aldığı bir kaç bakanı ile adeta tek başına yürüttü ve ithamların karşısına büyük kalabalıklar halinde milleti çıkarma yoluna gitti.

Seçim propagandası çerçevesinde 50'nin üzerinde şehre gitti. Hizmet merkezli hücüma karşı adeta tek başına kendisini siper edip bütün okları üstüne almaya çalıştı. Dışarıdan göründüğü kadarıyla Partinin büyük bir kesimi de bu sert ve riskli alana girmemekten kısmen memnuniyet duydular. Mücadelenin bazen çok sertleştiği anlarda bazı partililerin Başbakanın tavrının dışında kısmen daha farklı düşünceler içinde oldukları çevreye yansıdı. Başbakan Erdoğan, bu noktalarda da yine tatlı sert hareketlerle kendi cenahındaki çizgi dışı savrulmaları kontrol altına alabildi.

Başbakan Erdoğan gittiği her meydanda bu mücadelenin bir dershane ve devlet idaresinin iyilişterilmesi için rüşveti ve yolsuzuluğu önleme işi değil, dış güçlerin kışkırtmasıyla Hükümeti devirmeye yönelik bir hareket olduğunu ilan etti. Bu olaya karşı çıkmak; kendisinin yorumuyla 'adeta yeni bir İstiklal Savaşıydı'

Başbakan, bu işlerin sorumlusu olarak Hizmet Hareketini ve özellikle de Fethullah Hocayı hedef almaya başladı. Kendisinin kandırıldığını, iyi niyetinin kurbanı olduğunu açık dillilikle ifade etti ve tüm bunları halka şikayet etmeye başladı.

Tabii Hizmet hareketi açısından bir handikap da Fethullah Hoca'nın bir meclisdeki lanetleme sahnesiydi. Bu sahne bir Hocanın yapmaması gereken bir beddua olarak kitlelere anlatılacak sertlikte bir hadiseydi ve Fethullah Hoca bu bedduası ile halkın büyük çoğunluğundan ayrı düşme sürecini hızlandırdı

Hizmet hareketinin ve özellikle de Fethullah Hoca'nın dış güçlerle özdeşleşmis , onlarla iş birliği içinde olduklarının vurgulanması, üstüne üstlük merkez sağ diye niteleyebileceğimiz seçmenin tarihi rakibi olan CHP ile de beraber hareket ediyor oluşu, Başbakanın bu hamlelerinin yerini bulmasını sağladı. Meydanlarda en sık kullanılan argümanlardan biri de yukarıda bahsettiğimiz beddua sahnesi idi..

Başbakan psikolojik üstünlüğü ele geçirmişti

Hizmet hareketi ve beraberindekiler gizli dinleme belgelerini ortaya çıkardıkça Başbakan Erdoğan, suçlamanın dozajını arttırdı ve her hareket bumarang gibi dönerek Hizmet hareketini biraz daha dışarı doğru itmeye başladı.

Başbakan Erdoğan’ın çizdiği resim şu şekilde idi;

“Cumhuriyet döneminde Müslümanlara yapılan tüm kötülüklerin arkasında var olan CHP bu gün de Hizmet hareketi ile bir olmuş, Müslümanların son 10 yılda almış oldukları bir çok hakkın elde edilmesini sağlayan Erdoğan'ı ve Ak Partiyi devirmeye çalışıyorlar. Üstelik bu Başbakan, ekonomik olarak da 90'lı yıllarda enkaza dönen ülkeyi toplayan kişi. Ayrıca bu Başbakan başta İslam dünyası olmak üzere tüm mazlum ülkelerin kurtuluş ümidi. İşte Hizmet hareketi Müslümanların yurt içindeki kadim rakipleri Halk partisi ile bir oldular ve mücadeleye giriştiler.”

30 Yıldır bir dantel gibi işleyerek yurt içinde insan yetiştiren, eğitimden, hukuka, emniyetten iş dünyasına kadar kitleleri etkileyen, yurt dışında da yüzün üzerinde ülkede özellikle eğitim ve iş alanlarında çalışarak etki oluşturan Hizmet hareketi bu ağır itham ve özdeşleştirme karşısında bocalamaya başladı. Halkın hiç hoşuna gitmeyecek mahrem alanlara girildi veya girilen bu alanlar Cemaatın hanesine eksi olarak yazıldı.

Seçimlere bir kaç gün kala Dış İşleri Konutunda Dış İşleri Bakanı, G.K İkinci Başkanı ve MİT Müsteşarı’nın görüşmelerinin kamu oyuna yansıması ise halk açısından bardağı taşıran önemli damlalardan biri oldu. Halk gözünde cemaatın dış bağlantıları ve onların hizmetine çalışıyor oluşu adeta tescil edilmişti. Devletin zaafiyetini göstermeye çalışan cemaatın aleyhine bir durum daha ortaya çıkmıştı.

Başbakan Erdoğan Türkiye'de neredeyse tüm İslami Cemaatları da bu mücadelede yanına almayı başardı. Halka sunduğu formül STK ve diğer Cemaatları da etkiledi. Tabii bu arada Hizmet hareketinin uzun yıllardır süren faaliyetleri sırasında özellikle Türkiye'deki diğer cemaaatlara karşı mesafeli duruşunun da etkisini yabana atmamak gerekiyor. Yıllardır Hizmet hareketi tarafından hafiften önemsiz görülen diğer oluşumlar zor zamanlarında onların yanında yer almadılar. Bazıları hafif bir dengeleme yapsa da büyük çoğunluk iktidarın yanında saf tuttu. Tabii bu arada Hizmet-CHP ilişkisinin önemli rolünü de her daim hatırlamakta yarar var.

Bu arada şu soruyu da sormanın önemli olduğunu düşünüyorum;

Ak Partinin yanında duran büyük kitleler rüşvet ve yolsuzluk söylentilerinden, Başbakanın ailesi çevresinde ortaya dökülen laflardan, Başbakanın yakın çevresinden sadır olan incitici sözlerde hiç etkilenmedi mi?

Bence bunların hepsinin yıpratıcı bir tesiri olmuştur ve bu mücadelenin sıcaklığı geçtiği ölçüde bu noktalar gündeme gelecektir. Ya bu ithamlar somut delillerle izale edilmeli ya da gerçekliği olanlar varsa onların gereği yapılmalıdır. Sağduyulu büyük kitle Başbakan Erdoğan'ın ortaya koyduğu büyük tehlike resmini net görmüş, ona inanmış ve seçimlerde de onun gereğini yapmıştır. Fakat alt başlıklarda var olan problemli noktalar halledilmeyi beklemektedir ki onların halledilmemesi halinde zamanla tahribatları büyük olacaktır.

Sosyal medyada entellektüel camiadan bir arkadaşın annesi ile muhaveresi bu hususu net bir şekilde anlatmaktadır

'Annesi oğluna; evladım Ak partinin yanlışları var diyorsun ben de bazı sözlerine katılıyorum. Ama biz onun eksikliklerini daha sonra gideririz. Fakat bu CHP gelirse onun yapacağı zararı gidermemiz mümkün değildir.. gel sen şu anacığının dediğini dinle'

Türkiye'nin büyük kalabalığını oluşturan insan kitlesinin irfanı, ciddiye alınması gereken bir husustur. Hizmet hareketinin bunu gerektiği şekilde dikkate almaması, seçimlerde Ak partinin tüm olumsuz şartlara rağmen % 45'lerde bir oy oranını tutturmasına sebep olmuştur.

İktidara bu süreçte büyük destek veren cemaatler, STK'lar, geniş çaplı hizmetler üreten vakıflar ortalığın sakinleştiği dönemlerde iktidar ile daha mesafeli bir ilişki içine girmek ve asli görevleri olan milletin irşadı çalışmalarına yönelmek durumundadırlar. Aşırı politize olmak bu tip sivil kuruluşların verimlerini düşürücü mahiyette davranışlardır. Ayrıca onların iktidarı müsbet yönde uyarmalarının imkanının da ortadan kaldırıcı nitelikte bir durumdur.

Bundan sonrasında Başbakan Erdoğanın önündeki en önemli sınavlardan biri, öncelikle büyük meşruiyet tahribatına uğrayan Hukukun Üstünlüğü konusunun yerine oturtulması olacaktır. Paralel yapı diyerek suçladığı kesimlerin etkili olduğu Hukuk ve Emniyet gibi alanları hakikaten ehline teslim edecek bir çalışma yapılması, aynı zamanda da ortada duran çok ciddi suçlamaların hukuken sonuca bağlanması konusu çok bilinmeyenli bir denklem gibi ortada durmaktadır. Bunun usulune uygun olarak halledilememesi mazallah ileride çok daha büyük meşruiyyet krizlerini ortaya çıkarabilir.

İkinci bir konu da önümüzde duran Cumhurbaşkanlığı ve Milletvekili seçimlerinde alınacak pozisyonlardır.

Ortaya çıkan %45'lik oran Başbakan Erdoğan'ın Cumhurbaşkanlığa doğru gideceği yolu kısmen açmış görünmektedir. Bundan sonraki safha ise kendisinden sonra gelecek ve hem kendisinin hem parti kadrolarının rahatça çalışabileceği bir kadronun oluşturulmasıdır.

Sadece lider endeksli değil, kendi değerlerimize uygun ilkeler etrafında kenetlenmiş ve anlaşmış kadroların öne çıkacağı bir yönetim anlayışının ülke siyasetinde daha fazla egemen olması, inşallah hem milletimiz, hem İslam alemi, hem de tüm insanlık için güzel gelişmeleri beraberinde getirecektir

 

Güncelleme Tarihi: 01 Nisan 2014, 18:24
banner53
YORUM EKLE

banner39