Orta Afrika da barış gerçekleşebilecek mi?

Orta Afrika'da çatışmalar bir taraftan devam ederken diğer taraftan barış için birtakım görüşmeler ve müzakereler yürütülüyor. Görüşmelerin nasıl sonuç vereceğini şimdiden tahmin etmekse oldukça zor

Orta Afrika da barış gerçekleşebilecek mi?

İbrahim Tığlı / Cape Town

23. Afrika Birliği zirvesi Ekvator Gine'nin sahil turistik şehri Malabo da gerçekleşirken Orta Afrika'da 18 aydır iç çatışmanın failleri olarak gösterilen çoğunluğu Müslümanlardan oluşan Seleka ile radikal Hıristiyanların kontrolündeki anti Balaka milisleri Pareto Kriz-Çözüm grubunun girişimleriyle ilk kez bir araya geldiler. Orta Afrika Cumhuriyetinde krizin sona erdirilmesinde gayret göstereceklerini belirten her iki grubun temsilcisi acil bir durum yapılanması için aralarında anlaşmaya vardılar.

Bu bir bakıma Orta Afrika da krizin son bulması açısından sevindirici bir gelişme gibi gözüküyor. Fakat çatışmaların ve katliamların devam edip etmeyeceğini zaman gösterecek. Çünkü geçen hafta anti Balaka saldırılarının hedefi olan 70'e yakın Müslüman katledildi ve bir hafta içinde Bambari, Mobeye şehirlerinden yaklaşık 14 bin kişi komşu ülkelere sığınmak zorunda kaldı.

Hatırlanacağı gibi benzer bir girişim Çad ve Gabon gibi arabulucu ülkelerin girişimi ile Ocak 2014'te de tekrarlanmış, Orta Afrika'daki taraflar anlaşmaya vararak geçici bir hükümetin kurulması kabul edilmişti. Libreville ve Ndjamena da gerçekleşen görüşmelerde eski Seleka lideri ve Devlet başkanı Michael Djotodia ve arkadaşlarının sürgüne gönderilmesi ile orta Afrika da çatışmaların sona ereceği düşünülmüştü. Orta Afrika'da yeni bir döneme girilecek eski devlet başkanı Bozize taraftarlarına ve Seleka milislerini yeni geçici hükümette görev verilmeyecekti. Anlaşma gereği geçici hükümetin devlet başkanı Hıristiyan, başbakanı Müslüman olacaktı. Geçici hükümet, Bangui eski belediye başkanı Samba-Panza tarafından kurulmasına rağmen Müslümanlara yeni yönetimde yer verilmedi. Geçici hükümeti eski devlet başkanı ve Anti Balaka taraftarları doldurmaya başladı. Bu süreçten en fazla etkileneler ise ülkede yaşayan Müslüman siviller oldu. Anti Balaka özellikle orta güney ve batı orta Afrika'da, Hıristiyan halkı kışkırtarak hem Seleka üyelerine hem de onları destekledikleri farz edilen sivil Müslüman halka karşı katliama girişti Binlerce Müslüman hayatını kaybederken, 1.5 milyon kişi yaşadıkları yerleri terk ederek mülteci durumuna düştü. Orta Afrika Nüfusunun neredeyse yarıdan fazlası bu trajediden etkilendi. şu anda çoğunluğu kadın ve çocuk 800 bin kişi tıbbi ver gıda yardımına muhtaç şeklinde bekliyor.

Orta Afrika krizinin taraflarını Seleka ve Anti Blaka olarak görmek yeterli değildir. Çatışmaların başlamasında ve Müslümanlara yönelik bir katliama dönüşmesinde başta Fransa gibi dış aktörler ile Kongo, Çad, Kamerun gibi bölgesel devletlerin yönetimlerinde etkisi var. Tabii burada ülkedeki grupları da unutmamak lazım Selaka özellikle Bozize taraftarları özellikle de Anti Balaka'yı. Krizi derinleştiren ve bir katliama dönüştüren Anti Balaka üyeleri oldu hala da olmaya devam ediyorlar. Halihazırdaki geçici hükümetin temsilcileri de bu çatışma ve katliamdan bigane değiller. Öncelikle devlet başkanı Samba-Panza'nın son altı atdır devam eden katliamın hesabını vermesi gerekiyor. Çatışmaların sona erdirilmesi için kurulan geçici hükümette Müslümanlara temsil hakkı verilmediği gibi anti Balak taraftarları hükümet içinde etkin konumda oldular. Anti Balaka'ya karşı herhangi bir önlem hükümet güçleri tarafından alınmadı. Samba Panza hükümeti Müslüman gruplardan gelecek saldırıları önelmede başarılı olurken Hıristiyan grupların gerçekleştirdiği saldırılara karşı kayıtsız kaldı. Devlet başkanının gözleri önünde iki Müslüman linç edildi devlet başkanı ise sadece bu trajik hadiseyi izlemekle yetindi ve üzgün olduğunu belirtti. Eski devlet başkanı Bozize taraftarları da hükümetin bir parçası haline geldiler ve anti Balaka ile işbirliği yaparak katliamları büyük ölçüde birlikte gerçekleştirdiler. Son altı ayda orta Afrika'da yaşananlar daha çok Seleka yönetimine karşı Müslümanlardan intikam almaya yönelik saldırılardı. İki toplum arasında bir barış gerçekleşse bile tedavisi mümkün olmayan izler buraktı.

Uluslararası Ceza Mahkemesi Orta Afrika'da işlenen savaş suçları ve sorumluları hakkında henüz kapsamlı bir dava başlatmış değil. Göstermelikte olsa bir iki dava açıldı, fakat bu davalar daha çok uluslararası kamuoyundaki tepkileri dindirmeye yönelik girişimlerdi. Bu davaların açılmasında en önemli engel şimdilik geçici hükümetin içinde yer alan anti Balaka ve Bozize taraftarlarının olması tabiiki. Eğer Orta Afrika'da Müslümanlara yönelik şiddete yönelik kapsamlı davalar açılması durumunda geçici hükümete destek zayıflayacak Hıristiyan güçler arasında da bir iç çatışma çıkabileceği endişesi görülüyor.

Afrika'da siyasi istikrarsızlığın en önemli nedeni zayıf yönetimler ve dış güçlerin kendi aralarındaki rekabet. Bu nedenle öncelikle küresel güçlerin kendi aralarında bir müzakereye varması gerekiyor. Orta Afrika Cumhuriyeti'ndeki sorununu sadece Fransız işgali ile çözüleceğini ummak; gösterdi ki krizin daha da derinleşmesini bir katliama hatta soykırıma dönüşmesini sağladı. Açıkça bölge ülkeleri liderleri tarafından ifade edilmese de krizin en önemli aktörleri şüphesiz ABD, Fransa ve Çin. Bu ülkeler arasında ocak ta kısmi bir uzlaşma sağlanarak geçici hükümet kuruldu fakat bu uzlaşmanın temel gayesinin ülkedeki Müslüman varlığını ortadan kaldırmaya yönelik olduğu görüldü. Eğer küresel güçler, orta Afrika'nın siyasi ve enerjisinde söz sahibi olma politikalarını terk ederlerse kriz daha kısa sürede çözülebilir. Fakat küresel güçlerden bunu beklemek oldukça safça olur.

Çad, Kamerun ve Demokratik Kongo Cumhuriyetinde bir şekilde bu krizin içinde olmaya devam ediyorlar. Kamerun ve Demokratik Kongo Cumhuriyeti ülkelerindeki anti Balaka ve Bozize taraftarlarına verdikleri desteği çekmeleri gerekiyor. Sorunu çözmeye yönelik adımların atılması gerekiyor bu ülkeler tarafından ve ilk adımda silahlı gruplara silah sevkiyatını durdurmakla başlayabilirler.

Orta Afrika Cumhuriyeti'nde güvenli bölgelerin hızlı bir şekilde oluşturulması gerekiyor. Mülteci durumuna düşenler yaşadıklara yerlere gelebilmeli eski hayatlarına devam edebilmeli. Çatışmalardan maddi ve manevi zarar görmüş ailelere, yardım elinin uzatılması şart. Kayıplarının bir şekilde telafi edilmesi yeni trajedilerin yaşanmaması için katliam sonrası toplumlar arasında barışı gerçekleştirecek yeni bir projenin hayata geçirilmesi zorunlu, Ruanda da olduğu gibi.

Aslında devletlerden ziyade krizin önlenmesi ve Orta Afrika'nın normal hayatına dönmesinde sivil toplum örgütlerine büyük görevler düşüyor. Türkiye'den de pek çok yardım kuruluşu krizin başladığı andan beri bölgede çalışmalarını sürdürüyor. Bu yardım ve insan hakları örgütleri yeni bir Oorta Afrika'nın mimarı olabilirler, yalnız bunu Afrika'nın sorunlarının çözümünü batılı devletlerin hegemonyasından kurtararak yapabilirler. Bu yönelim belki de bir başlangıç olur, daha fazla insan ve toplum merkezli olanlar, silahlardan medet uman küresel ve bölgesel kriz aktörlerini yenilgiye uğratır.

 

Güncelleme Tarihi: 03 Temmuz 2014, 18:33
YORUM EKLE

banner33

banner37